Bugün 20 Temmuz 2026 Pazartesi
  • Antalya34 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6081.37
    %-0.18
  • Dolar
    47.1756
    %0
  • Euro
    54.047
    %0.06

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

DÜŞLENEBİLİR KENT

19 Temmuz 2026 Pazar 18:43

Her metin, mekân-insan sarmalında bir anlatıdır. Bir mekânı yazarken ona dışardan bakan gözle, ona içerden bakan, o mekânda yaşamış kişinin hem içerden hem de dışardan bakabilmesi metni katmerlendirir. 

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı döneminin artısı eksisiyle kalan miras üzerine inşa edilir. Bir depren coğrafyasındaki Osmanlı şehirleri için ahşap mimari, deprem yıkımlarına bir önlem olsa da yangınlar o şehirlerin kâbusu olmuştur. Özellikle İstanbul…

Cumhuriyet döneminde ise kâgir-betonarme yapılaşma tercih edilir. Ancak özellikle 1945’den sonra makineli tarıma geçilmesiyle şehirler kırsaldan kontrolsüz göç dalgalarıyla karşılaşır. Kentlerin nüfusu hızla artmaktadır. 

1946 seçimleri öncesi trenle İstanbul’a gelen dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü onu karşılayan İstanbul valisi Lütfü Kırdar’a “Ne olacak bu şehre göçler?” diye sorar. Konu İnönü için o denli önemlidir ki Valilikteki görüşmeyi bekleyemez. Aldığı cevap ise ibretliktir. “Gelsinler Paşam ucuz amele olurlar!”
Kontrolsüz, plansız göç dalgalarının kentlerdeki ilk belirtisi kent dışındaki hazine arazilerindeki kaçak yapılaşmadır. Bu durum halk tarafından “gecekondu” sözcüğüyle ifade edilir. 

Artan nüfusun bir başka yansıması eski mahallelerde bir iki ailenin barındığı ahşap evlerin yıkılarak çok katlı apartmanlar yapılmasıdır. Özellikle 1960’lı yıllarda başlayan bir süreçtir bu. 

Kentler de semtler de canlı yapılar olup bir hafızaları vardır onların. Bu ani değişim kentlerin toplumsal belleğini silerken, kollektif bilincini de öğütmektedir. Dayanışmacı mahalle kültürünün ötelenmesi… Anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile modeline de geçiştir bu. 

1970’li yıllarda sol gruplarda “Kentleri kırlardan mı kuşatmalı, yoksa kırları kentlerden mi kuşatmalı?” tartışmaları yapılırken kentler kırlardan kuşatılmış durumdadır. Kentin belli semtlerinde oturanlar evlerini satarak farklı semtlere taşınmaktadırlar. Gözde semt Kadıköy ve devamı Erenköy, Göztepe veya Avrupa yakasında Levent, Etiler gibi yeni oluşan semtlerdir. Bir başka örnek Merter denilen semttir. Bu semtin adı niye “Merter” diye babama sorduğunda aldığım cevap, “Ha orası mı, orada Ahmet Merter’in inekleri otlardı olmuştu. Merter, yeni apartmanlarıyla dev bir mahalle semttir artık. Eski İstanbul, Sur içi bölgesi, demografik değişime uğramaktadır.

Zaman içinde gecekondu olarak ifade edilen bölgeler de yapılan imar düzenlemeleriyle kente katılmış, altyapı çalışmaları kaçınılmaz olmuş ve toplu taşıma ağına alınmışlardır. Özellikle 1980’den sonra ise yeni imar düzenlemeleri yapılacak o semtlerde gecekondusu olanlar daire, dükkân sahibi olacaklardır. İstanbul’a toprak rantını kırsaldan gelen göçler öğretecektir. 
Sohbetlerde söylediğim ve yazdığım bir ifade var. Bir kentte ikamet etmekle kentli olmak çok açık ara kavramlardır. 

Burada kırsalın düşünce sistematiği ile kentli insanın düşünce sistematiğini karşılaştırmamız gerekmektedir. Kırsalın insanı yatay düşünürken kentli insan dikey düşünmek zorundadır.  Kırsalda kuru tarımla uğraşan bir yapı yüz yıllardır egemendir. Sera üretimi ülkemiz için çok yenidir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün her şehrin nüfusunu orada tutarak kentlileştirme projesi olan sosyal fabrikalar onun erken ölümü ile sonlanmıştır. 

Kırsaldaki insan, özellikle kara iklimini olduğu bölgelerde sonbaharda tohumunu atarak yağmuru bekler. Yağmura rahmet, bereket diyen başka bir ülke ve kültür var mıdır acaba? Kar ise ekinin yorganıdır. Bahar yağmurlarıyla karlar ağır ağır eriyecek, ekinler büyümeye başlayacaktır. Yatay düşünce ile kastımız budur. Bir diğer deyişle tevekkel bir düşünce yapısıdır bu. Doğanın döngüsüyle yaşanır her şey.

Şehirli insan ise her gün sabah işe gitmek için otobüs, dolmuş, tren, vapur saatlerine göre kendini programlamak zorundadır. Akşam eve dönüş ise bir başka sorundur. Evlerin yeme içme dahil ihtiyaçları alınacak… Dikey düşünce ile de kastımız budur. 

Bu düşünce kurgusu yapılmadan kentlerde yaşayan insanların siyasi tercihlerinin neden, nasıl olduğunu anlamak yanılgılara yol açacaktır. Kentlerimiz kırsaldan gelen kuşatma sonucu bugünlere gelinmiştir. Sosyoekonomik ve sosyokültürel tercihler de bu değişimin sonucudur. Kentlerin sosyal yaşamı da lokantaların mutfağı da değişime uğrayacaktır. Örneğin İstanbul kebap ile tanışacaktır. 1960’lı 1970’li yıllarda Türkiye’nin kısa tanıtımı için “Raki, şiş kebap” ifadesi bilerek veya bilmeyerek bu durumun sonucudur. İstanbul mutfağı da yitip gitmiştir. İstanbul’da kaç İstanbullu vardır acaba? 

Günümüzde İstanbul artık görüntüsüyle, mimarisiyle, dükkân tabelalarıyla bir sömürge şehrini andırmaktadır.  Hele son yıllarda kontrolsüz olarak şehri hatta ülkeyi adeta istila eden Suriyeli, Iraklı, Afgan, Afrikalı nüfus ile sokakta bir Türkçe duymak çölde su bulmaya benzemiştir. Bu gerçeklik diğer kentlerimizde de kendi büyüklükleri ölçeğinde yaşanmaktadır. 

Napolyon şöyle demiştir, “Dünya bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.” 
İstanbul Latin istilasını ve tahribatını, yağma ve talanını da görmüş bir coğrafyadır. Zaman içinde yeni bir kültür sentezini yapmıştır. Kentlerin kollektif hafızası derken bu gerçekliğin altını çizmeliyiz şüphesiz. 

Bir kenti zamanlar üstü/ötesi kılan boyut o mekânın düşlenebilir olmasıdır. Bu boyutun nereye giderseniz gidin sizinle beraber gitmesi ve hatta bir başka kent gittiğinizde sizden önce gelip sizi karşılamasıdır. Her gördüğünüzü o kentle mukayese edersiniz ister istemez. Örneğin Antalya Kaleiçi’ne indiğimde kendimi İstanbul’da imişim gibi hissederim. 
Düşlenebilir olmanın gerçeği ise sanattır. Yazılan şiirler, öyküler, romanlar, anılar, yapılan filmler, resimler ve yontulardır. Seferi olduğumuz şu dünyada giderken kalmanın yordamıdır sanat.

Bu yazı toplam 294 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim