Bugün 05 Mayıs 2026 Salı
  • Antalya10 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6570.63
    %0.08
  • Dolar
    45.1941
    %0.05
  • Euro
    52.8711
    %0.04

BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

KONTRBASLA SAHNEDE DOLU DOLU 34 YIL

05 Mayıs 2026 Salı 01:00

 

 

 

 

“Mayıs ayların gülüdür,

Taze bir çiçek dalıdır,

İçerim ateş doludur,

Mayıs’ta gönlüm delidir…

 

Göklere karşı yatılır,

Dertlerimiz unutulur,

Eski sevgiler atılır,

Mayıs’ta gönlüm delidir.

 

Uzakta kuşlar seslenir,

Gönlüm genişler beslenir,

Yaşamaya heveslenir,

Mayıs’ta gönlüm delidir.”

Evet benimde Mayıs’ta gönlüm delidir. Sevgili Sabahattin Ali dizeleriyle selam size sevgili okur. Güzelim Nisan ayını biraz sevimsiz bitirdim. Yokluğumu hissedenler için söyleyeyim. Geçen hafta mahallemizde yaşanan elektrik şebekelerinin yenilenmesi çalışmalarından ben de nasibimi aldım. Laptopum çöktü. Yüklü bir fatura çıkardı.

Yetkili servis bunun kullanıcı hatası olmadığını, garanti süresi dolmasa da garanti kapsamına girmeyen bir durum olduğunu, şehrinizdeki elektrik kurumuna başvurup oldukça yüklü tamir ücretini geri alabileceğimi söyledi.

İyi de ödeme sorununu da geçtim de kime nasıl güveneceğimi şaşırdım. Çünkü bizim bu memlekette yetkili servislerden çektiğimizi bir Allah bir biz biliriz. SEDAŞ’a başvurumu yaptım, inceleme sonucunu bekliyorum.

Diğer taraftan cep telefonum gitti gidiyor. Sürekli suni teneffüs yaptırarak onu hayata döndürmeye çalışıyorum. Sizin anlayacağınız gergin bir hafta geçirdim. Çünkü laptop ve cep telefonu benim uzvum gibi olmuş. Tabiki biliyorum dünyanın sonu değil ama sanırım ciddi ekran bağımlılığı bu yaşadığımız. İşte bu gerginlik ondan diye fark edip, ooo bitter neler neler geçmedi ki bu da geçer diyip, işte geldim huzurlarınızdayım.

Değerli laptopunu benimle paylaşan canım ahretliğime adıyorum bu yazımı. Neyse canım çok da duygusala bağlamamak lazım. Gelelim bugünkü konumuza. Takip edenler benim Devlet Tiyatroları sevgimi bilirler. Çünkü, 10 yaşındayken şehrimize yapılan “Kültür Sarayı” namıdiğer Orhan Asena Sahnesi benim evim olmuştu. Hala aynı hisle devlet tiyatrolarını takip ederim.

Meşhur Koku romanı ile kendisine hayran olduğum çağdaş Alman yazar Patrick Süskind tarafından 1980 yılında kaleme alınan Kontrabas oyununun bu yıl 34. yılında sahnelerde olduğunu görünce heyecanlandım. Hemen bir bilet aldım.

Hale Kuntay’ın çevirdiği, Metin Belgin'in hem yönetip hem oynadığı tek kişilik oyun, bir orkestrada Kontrabas çalan bir devlet memurunun hikayesi. Zaman zaman politik göndermeler, müziğe dair tespitler, cinselliğe ve hayata dair dedikodularla dolu keyifli bir 60 dakika geçireceksiniz. Tavsiye ederim.

"Gönüllü olarak başlamış değilim. Daha çok, bakire bir kızın çocuğu olması gibi, rastlantıdan. Esasen, kontrbas çalmaya gönüllü başlayana da rastlanmamıştır. Kullanışlı bir çalgı değildir ki kontrabas, çalgıdan çok insan yaşamına engeldir.

Taşıyamazsınız, sürüklemeniz gerekir, bir düşerse parçalanır. Arabaya ancak ön sağ koltuğu sökerseniz sığar. O zaman da doldurmuş olur zaten arabayı. Evde hep etrafından dolaşmak zorunda kalırsınız. Öyle… Öyle salak salak durur ortada…

Misafiriniz varsa hiç durmaz, hemen ön plana çıkar. Artık herkes ondan başka bir şeyden söz etmez olur. Hele bir de sevdiğiniz biriyle birlikte olmak isterseniz, tam bir fiyaskoyla sonuçlanır bu isteğiniz. Sürekli denetler sizi. Eğlenirmiş gibidir sevişmenizle.”

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, oyun şikayetçi ama kontrabasına da aşkla bağlı bir sanatçıyı anlatıyor. Metin Belgin’in izole bir evde yaşadığını anlattığı kısım oyunun en etkileyici anlarından biriydi bence yaşamanız lazım.

İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye koyulan, Metin Belgin’in rolünde devleştiği tek kişilik, tek perdelik oyun bir harikaydı. Sahne tasarımını çok beğendim, buzdolabının içinde sadece içki şişelerinin olması, yerlerdeki nota sayfaları, kontrabasın yani hikayenin öznesinin sahnenin ortasında durması, o dağınıklık ve berduşluk, ayna bile dinleyeceğimiz hikayenin sessiz sedasız habercisiydi.

Aslında Kontrabasın yalnızlığını, mutsuzluğunu, platonik aşkını dinlerken kendimizle yüzleşiyoruz. Bir kontrabasçının kendi hayatına dair yakarışlarında ve ara ara size yönlendirdiği sorularla zaman içinde adeta kayboluyorsunuz. Hayat duruyor: 

"Hiç ünlü kadın besteci tanıyor musunuz? Mozart gibi, Brahms gibi mesela?" Tanıyor muyuz acaba sevgili okur ne dersiniz? Tanımıyorsak neden tanımıyoruz acaba siz düşünedurun ben anlatmaya devam edeyim.

Hayatından memnun olmayan bu adamın beni en etkileyen sözleri ise şöyle;

"Bugünün seyircisi, daha fazla alkışlamazsa cezalandırılmış gibi hissediyor kendini. Şefe de alkışlar sunulur. Şef, konsermaysterin en az iki kere elini sıkar, bazen bütün orkestra ayağa kalkar. Kontrabasçılar olarak doğru dürüst ayağa bile kalkamayız, çünkü zaten ayakta sayılırız. Sözlerimi bağışlayın ama biz kontrabasçılar boktan muamele görüyoruz."

Diğer yandan kontrabasçı oyun sırasında Wagner'den çaldığı bir uvertürden bahsederek dinleyişi sırasında üstüne bir köpek balığının geliyormuş hissiyatını yaşadığını söylüyor. Ben de oyundan sonra o uvertürü açıyorum ve artık ben de her dinlediğimde o hissiyatla karşı karşıya kalıyorum.

Velhasıl kelam anı yaşamanız şart. Metin Belgin'i sahnede görmek bir keyif.

Devlet tiyatrolarında in-yer-face denemeleri yapmak, sahnede bira içmek, seks ve hükümet hakkında konuşabilmek, bir devlet memuru için oldukça iddialı hareketler.

İn-yer-face tiyatrosu da ne olaki diyenler varsa hemen söyleyeyim: 1990’ların bir akımı. Saf hayvani duygularla, seyircinin içgüdüsel duygularını kullanarak mesaj veren bir sanat olarak icra ediliyor. Görmeniz, hissetmeniz lazım. Kelimeler kifayetsiz.

Metin o kadar çarpıcı ve sağlam ki, sanki Alman yazar karşınıza geçmiş sizi sizden utandırıyor gibi hissediyorsunuz. Müziğin en köklü enstrümanlarından Kontrabas'ı merkeze alarak insan hayatından bir kesit sunan Süskind, aşkla nefreti, kalabalıkla yalnızlığı ve daha pek çok tezat duygu durumunu bir arada yoğuruyor ve ortaya tam bir şaheser çıkıyor.

Oyun bittiğinde suratınızda allak bullak bir ifadeyle koltuktan kalkmak istemiyorsunuz. Kendinizle ilgili de pek çok sorgulamaya gebe kalıyorsunuz, benden uyarması.

Bu yazı toplam 120 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim