Bugün 26 Nisan 2026 Pazar
  • Antalya19 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6814.25
    %0
  • Dolar
    44.982
    %0
  • Euro
    52.7587
    %0

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

GÖRÜNMEZ PRANGALAR: MİRAS ALDIĞIMIZ KORKULAR

26 Nisan 2026 Pazar 18:31

Korku, insanoğlunun en ilkel savunma mekanizmasıdır derler. Ancak bugün geldiğimiz noktada korku, bizi hayatta tutan bir kalkandan ziyade, hareket alanımızı daraltan görünmez bir kafese dönüşmüş durumda. Peki, bu duygu gerçekten doğuştan mı gelir, yoksa biz mi onu bir miras gibi kuşaktan kuşağa devrediyoruz?
Aslında bebekler, dünyanın en cesur varlıklarıdır. Henüz "tehlike" kavramıyla tanışmamışlardır; merakları, korkularından her zaman daha büyüktür. Ancak biz yetişkinler, koruma içgüdüsü adı altında kendi endişelerimizi onlara aşılamaya başlarız. Emeklerken arkasından atılan telaşlı adımlar, "düşersin" diye sıkılan eller, "aman dikkat" nidalarıyla geçen çocukluk... Sevgimizi korumak için kullandığımız o kaygılı üslup, aslında çocuğun dünyasına ilk korku tohumlarını serper.
Bu durum sadece fiziksel dünyayla da sınırlı kalmaz. Maneviyatı bile sevgi yerine korku üzerine inşa ediyoruz. Bir çocuğa "Bunu yaparsan Allah seni daha çok sever" demek varken, "Yanlış yaparsan yanarsın, cezalandırılırsın" öğretisiyle büyüyoruz. İyilik yapmanın motivasyonu, bir erdeme ulaşmak değil, bir cezadan kaçmak haline geliyor.
Gençlik yıllarında ise bu tabloya "çevre korkusu" ekleniyor. "Herkesi kendin gibi sanma" uyarılarıyla büyüyen gençler, gerçek hayata atıldıklarında zaten bir savunma duvarının arkasında duruyorlar. İş hayatına girdiğimizde ise bu duvarlar iyice kalınlaşıyor. Haksızlıklar karşısında yutkunmamızın, başkasına yapılan yanlışı "görmezden gelmemizin" tek bir sebebi var: "İşimden olurum" korkusu. Kemiklerimize kadar işleyen o endişe, bizi "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" limanına sığınıp sessiz kalmaya mahkûm ediyor.
Toplumsal yaşamda da benzer bir döngünün içindeyiz. Doğru bildiğimizi savunurken, "Acaba başıma bir iş gelir mi?" ya da "Mağduriyet yaşar mıyım?" kaygısı, hakkın peşine düşmemize engel oluyor. İşte tam bu noktada korku, asıl amacına ulaşıyor. Başlangıçta masum bir koruma kalkanı gibi görünen bu duygu, zamanla bizi sessizliğe ve eylemsizliğe tutsak ediyor. Bir bakıyoruz ki, korkularımızın esiri olmuşuz ve bu duygu ikliminden çıkmak neredeyse imkansız hale gelmiş.
Bugün pek çoğumuzun hissettiği o derin endişe, aslında kendimizden ziyade "bizden olanlar", yani çocuklarımız ve geleceğimiz içindir. Eğer bu döngüyü kıramaz, korkuyu bir terbiye ve kontrol aracı olarak kullanmaktan vazgeçmezsek; bedel ödeyerek özgürleşen azınlığın dışında, hepimiz bu sessiz tutsaklığın bir parçası olmaya devam edeceğiz.
"Ne olacak halimiz?" sorusunun cevabı belki de çok uzağımızda değildir: Ne zaman ki korkuyu bir miras olarak devretmeyi bırakır, yerine sağduyu ve cesareti koyabilirsek; işte o zaman bu görünmez prangalardan kurtulabiliriz. ‎

Bu yazı toplam 240 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim