Bugün 15 Ağustos 2026 Cumartesi
  • Antalya31 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6736.38
    %0
  • Dolar
    47.8424
    %0
  • Euro
    55.38
    %0

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

BEDENSİZ AKILDAN KORKUYORUZ; PEKİ YA AKILSIZ BEDENLERDEN?

15 Ağustos 2026 Cumartesi 17:42

 

     “Sonsuz olan sadece iki şey vardır: evren ve insan aptallığı. Ve ilki konusunda pek emin değilim.” Einstein'a atfedilen bu söz bir latifeymiş gibi görünse de incelenmeyi hak eden bir söz.

İspanyol gazeteci ve yazar Laura G. De Rivera, "Algoritmanın Köleleri: Yapay Zekâ Çağında Direniş El Kitabı" adlı kitabında, "Kararları biz vermezsek, başkaları bizim yerimize verecektir" diye başlıyor söze. Günümüzde belli yaş ve öğrenim dilimindeki insanlar arasında yapay zekâdan destek almayanımız yok gibi görünüyor. Bazen korkularımız neden oluyor destek arayışımıza. Psikanalist ve sosyolog Erich Fromm "Özgürlük Korkusu’’ adlı kitabında ‘’İnsanlar ne yapacaklarının söylenmesini tercih ediyorlar çünkü karar verme yetkisinin kendilerine bırakılması fikrinden korkuyorlar.’’ der. Peki, ya tembelliğimize ne demeli? Araştırmadan, kaynak taramadan doğru bilgiye ulaşmaya çabalamadan, vakit harcamadan hemen, bir an önce sorumuzun cevabını almak için yapay zekâya başvuruyoruz. Gerçekten aptalca olan şey, doğal düşünme yetimizin körelmesine izin verirken, yapay düşünme sistemlerine aşırı güven beslemek. Düşünme eksikliği hatta kaybı eleştirel analiz yapmadan inançları ve davranışları benimsediğimiz  sürü psikolojisi etkisinin son ürünü. İşte bu noktada algoritmik bir sistemin otomatik sonuçlarına dayanan yapay zekâ, insanların tarih boyunca sergilediği aptallığı uzatabilir mi sorusu çıkıyor karşımıza.

      Yakın tarihimizdeki en önemli örnek, kitlesel aptallığın hüküm sürdüğü Nazi rejimi altındaki halk. Bu rejimde milyonlarca insan, şiddet, ırkçılık ve üstünlükçülük ideolojisini körü körüne benimsedi. Kitleler propaganda yoluyla yönlendirildi, işlenen insanlık suçları görmezden gelindi. Kendilerine doğru olarak sunulan şeyleri sorgulamadan özümseyenler, eylemlerinin sonuçlarını düşünmeyen devlet araçları hâline geldiler. Adaletsizlik karşısında, başım ağrır düşüncesiyle itiraz sunmayanların sergilediği pasiflik ki ortak aptallığın bir başka biçimiydi suç ortaklığını kabullenmek anlamına geliyordu. Nazi rejimine karşı direnen ve Hitler'e suikast komplosu sebebiyle 9 Nisan 1945'te toplama kampında idam edilen, Alman lüteryan teolog Dietrich Bohnhoffer aptallığı kollektif ve ahlakî bir olgu olarak inceledi. Nazi rejiminin vahşeti ve işlenen zulümler karşısında halkın sergilediği körlüğün damgasını vurduğu  bu dönem aptallığın yükselişinin sorgulanması açısından ideal bir çerçeve oluşturuyordu. 

     Kiliseler üzerindeki Nazi kontrolüne karşı çıkan Hristiyan bir grup İtiraf Hareketi'nin bir üyesi olan Bohnhoffer çeşitli mektuplarından derlediği ‘’Direniş ve Teslimiyet’’ adlı eserinde toplumun, insanlığın ve ahlakın temel ilkelerine aykırı eylemlerde hem aktif hem pasif olarak nasıl rol aldığını anlatır. Aptallık ne doğuştan gelen bir özelliktir ne de entelektüel kapasitenin bir kusurudur. Zekâ eksikliğinden değil, eleştirel düşünme yeteneğinin yokluğundan, dogmaları, emirleri veya inançları sorgulamadan kabul etme eğiliminden doğar ve kötülükten daha tehlikelidir. Kötü bir kişi hedefine ulaşmak için ussal davranabilir, ancak aptal bir kişi, haklı olduğuna inanarak, eylemlerinin sonuçlarını göz önüne almadan hareket eder. Bir grup veya birey gücü elinde bulunduran iktidara boyun eğdiğinde, eleştirme özerkliğini yitirmiştir; bu, düşünemedikleri için değil düşünmeyi terk ettikleri içindir. Bu süreç eleştirmeden uyum sağlanması için propaganda, yıldırma veya duygusal yönlendirme algı yönetimi kullanılan tüm toplumlarda meydana gelir. Bohnhoffer’a göre, aptallık bireysel bir olgu değil, kolektif bir olgudur. Tek başına bir kişi daha büyük bir eleştirel kapasite gösterebilir, ancak bir grupta, sosyal dinamikler ve çevresel baskılar nedeniyle bu yetenek azalır. Kitlesel hareketlerde bireylerin davranışları aynılaşır, kararlar düşünülmeden  taklit veya dürtüyle alınır. Korku ise aptallığın devamlılığında tam merkezde yer alır. İster fiziksel ister psikolojik olsun, teröre maruz kalan bir toplum, basit klişelere ve güvenlik vaat eden otorite figürlerine sığınma eğilimindedir, bu vaatler yanıltıcı veya yıkıcı olsa bile. Bohnhoffer ez cümle aptallığın, mantıklı savlar veya kanıtlarla düzeltilemiyeceği kanısındadır.

     Bohnhoffer’dan otuz yıl sonra İtalyan ekonomi tarihçisi, Carlo Maria Cipolla aptallığı tarafsız bir gözle incelemeye karar verdiğinde  1976'da kısa bir deneme yazar ve bunu arkadaşları ile paylaşır. On iki yıl sonra yazdığı tüm denemeleri İtalya'da ‘’Allegro Ma Non Troppo’’ (Neşeli ama Aşırıya Kaçmadan) adlı bir kitapta toplar. Bu kitap bir hiciv değil, bilimsel iddialara sahip çözümlemeler sunan küresel bir kaynak olarak İngilizce ‘’İnsan Aptallığının Temel Yasaları’’ adıyla 2011 yılında yayımlanır. Cipolla, aptal bir insanı, hiçbir fayda sağlamadan başkalarına zarar veren ve hatta kendine bile zararı olan biri olarak tanımlar. Herhangi bir toplumda aptal insanların oranının, çağdan, kültürden veya eğitim seviyesinden bağımsız olarak sabit olduğunu, bir Ortaçağ pazarında, köylüler arasında ne kadar aptal insan varsa çağdaş bir parlamentoda, üniversite rektörleri, hatta Nobel ödüllü bilim insanları arasında da aynı sayıda aptalın olduğunu iddia eder. Gözlemlerine dayanarak, insan davranışlarını özetleyen dört kadranlı bir şema çizer. Bu dört kadranın ilkinde kendileri ve başkaları için fayda sağlayan zekiler, diğerinde başkalarına zarar vererek kazanan fırsatçılar, öbüründe başkaları fayda sağlarken kaybeden saflar ve son kadranda, hiçbir şey kazanmadan başkalarına zarar veren ve hatta bu süreçte kendilerine bile zarar veren aptallar vardır. Cipolla’ya göre son kadranı, gücü tamamen mantıktan yoksun olmasından kaynaklanan, tahmin edilemez, öngörülemez, akla uygun bir hesaplamaya dirençli aptallar oluşturur. Gerçekten endişe verici olan, aptallığın varlığı değil, yarattığı sosyal sonuçlardır. Fırsatçı, serveti yeniden dağıtırken aptal kişi net serveti yok edip herkesi yoksullaştırır ancak karşılığında hiçbir şey üretmez. Cipolla’ya göre gerileyen toplumlar daha fazla aptal insana sahip olanlar değil, onlara giderek artan bir hareket alanı tanıyan toplumlardır. Gerileme, akıl dışılığın aykırı olmaktan çıkıp etkili konumlar işgal etmeye başladığı zaman başlar. Aptal bir birey bir öğleden sonrayı mahvederken kurumsal sorumlulukları olan aptal nesilleri mahvedebilir. Tarih bu konuda sayısız örnekle dolu: kibir yüzünden ordularını feda eden generaller, yenilikleri engelleyen bürokratlar, kendi sağgörülerine saplantılı toplumsal felaketlere yol açan liderler. Aptallık, sorumsuz, sınırsız güç kazandığında yıkıcı kapasitesi katlanarak artıyor. Cipolla beş yasada insan aptallığını özetler:

Birinci temel yasa : Her zaman ve kaçınılmaz olarak, etrafımızdaki aptal bireylerin sayısını hafife alırız.
İkinci temel yasa : Bir kişinin aptal olma olasılığı, o kişinin diğer herhangi bir özelliğinden bağımsızdır.
Üçüncü (ve altın değerindeki) temel yasa : Aptal insan, başka bir kişiye veya bir grup insana zarar verirken aynı zamanda kendisi için hiçbir fayda sağlamayan veya zarar görmeyen kişidir.
Dördüncü temel yasa : Aptal olmayan insanlar, aptal insanların zararlı potansiyelini her zaman hafife alırlar. Özellikle, aptal olmayan insanlar, her zaman, her yerde ve her koşulda aptal bireylerle muhatap olmanın ve/veya onlarla ilişki kurmanın her zaman çok pahalıya mal olan bir hata olduğunu sürekli unuturlar.
Beşinci temel yasa : Aptal insan, en tehlikeli insan türüdür.
Cipolla’nın vardığı sonuç aptalların, haydutlardan daha tehlikeli olduğudur.

     Eskiden düşünmek için ayırdığımız yer ve zaman artık sürekli dikkat dağıtıcı unsurlarla dolu. Akıllı telefonlar, tabletler dizüstü bilgisayarlarda internet aracılığıyla, düşünmemizi engelleyen bir uyaran bombardımanı altındayız. Oysa yapılabilecek başka şeyler de var, ama biz bu telaşe dünyasında acullukla en kolay olanı seçiyoruz. Bireysel özgürlüğü algoritmik kontrole teslim etmeyi tercih ediyoruz. Oysa bizi biz yapan, düşünmek, öğrenmek, anılarımız, duygularımız, sağduyumuz, kararlarımız, sezgilerimiz, özgür irademiz, ahlakımız ve bilincimiz. Her biri beynimizin bir parçasını oluşturuyor. Beynimizse yaklaşık 100 milyar nörondan oluşmuş ve bu nöronlar, hissetmemizi, hayal etmemizi ve düşünmemizi sağlayan yaklaşık 100 trilyon bağlantı ile elektriksel ve kimyasal olarak birbirine bağlı.  Depoladığımız kısa süreli anıları daha güçlü uzun süreli olanlarına dönüştürme, travmatik anıları silme ya da zayıflatma, istenmeyen düşünceleri engelleme, karar verme yeteneğimizi geliştirme ve hem derin hem de pekiştirmeli öğrenmeyi iyileştirme olanağına sahip mucizevî bir organ. Ancak, tüm fonksiyonları ve anatomik yapısı hakkındaki bilgimiz hâlâ araştırma aşamasında ve görüntüleme çalışmaları ve teknolojisinin olası sınırlaması nedeniyle, elde ettiğimiz sonuçlarda yanlış pozitifler de bulunabiliyor. Öte yanda bir yazılım programı, ne yaparsa yapsın geçmiş verilerin istatistiklerine dayanmadan yeni seçenekler icat etmek için en ufak bir yaratıcılık bile gösteremez. Ne bir başkasının yerine kendini koymasını gerektiren empatiye dayalı çözümleri ne de  başkalarının mutluluğunda kendi mutluluğunu aramayı gerektiren dayanışmaya dayalı çözümleri üretebilir. Gine de korkuyoruz, endişeleniyoruz! İlginç olan yapay zekâdan korkan biz, düşünmeyen insanlardan zerre korkmuyoruz. Bedensiz akıldan korkuyoruz ama akılsız bedenlerin tek veya birkaç kişiyi takip edip uçuruma doğru koşar adım ilerlemelerinden korkmuyoruz. Yapay zekânın güçlü bir öğrenme aracı olarak günümüzde yer aldığını yadsıyamayız. Asıl tehlike aptallığın yapay zekâyı nasıl kullanacağında saklı. Bu nedenle soru, artık aptallığın var olup olmadığı, varsa da nasıl yok edilebileceği değil. Asıl soru aptallığın tarihin itici gücü hâline gelmesine izin vermeden onunla birlikte  yaşamayı becerebilecek miyiz? Umarım, dilerim  akılla, düşünerek bir yol, bir yöntem bulur, üstesinden geliriz.  Rastgele…

whatsapp-image-2026-08-15-at-11-09-21.jpeg

Bu yazı toplam 166 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim