Bugün 14 Ağustos 2026 Cuma
  • Antalya29 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6750.96
    %0.9
  • Dolar
    47.8755
    %-0.03
  • Euro
    55.4157
    %0.13

AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

METRUK KONAKLAR VE AHŞAP KAPILARIN HİKAYESİ

14 Ağustos 2026 Cuma 19:33

Kapı, mimarinin sadece bir yapı elemanı değil; insan hayatının, mahremiyetinin ve hatıralarının tanığıdır. Kapılar, ahşabın liflerine sinmiş insan nefesini, çocuk neşesini ve yaşlı gözlerin hüznünü onlarca yıl saklayan sessiz hafıza mekânlarıdır.

Geçtiğimiz günlerde, Ablamızın cenazesi vesilesiyle adım attığım Balâ’nın Küçükbıyık (Hacı Murat) köyünde, işte bu hakikatle bir kez daha yüz yüze geldim. Bir yanda kaybımızın hüzünlü ağırlığı, diğer yanda bozkırın ortasında zamanın yıpratıcı çarkına direnen eski yapıların vakar duruşu…

Köyün sokaklarında ilerlerken, bir zamanlar heybetiyle ve içinde barındırdığı hayatlarla cıvıl cıvıl olan metruk Dalkıran Konağı’nın önünde durdum. Yılların, doğa şartlarının ve terkedilmişliğin etkisiyle çatısı çökmüş, duvarları çatlamış, bir yanı tamamen yıkıntıya dönmüş hüzünlü bir enkaz duruyordu karşımda. O yıkıntıların ortasında gözüm, konağın henüz ayakta kalmayı başarmış bir penceresine takıldı.

Pencereden içeriye, zamanın donup kaldığı o karanlık odalara doğru baktığımda, kadrajıma ansızın odaları birbirine bağlayan ahşap iç kapılar girdi.

whatsapp-image-2026-08-14-at-19-37-30.jpeg

Aman Tanrım, nasıl bir zarafet, nasıl bir incelikti o! Yıkılan tavanların, çöken kalasların ve üzerlerine yığılan molozların altında bile, o ahşap kapılar üstlerindeki el emeği oymalarıyla adeta birer tablo gibi ışıldıyordu. Bir enkazın kasveti ortasında, yüz yıl öncesinden günümüze göz kırpan bu estetik, insanı derinden sarsan bir güzelliğe sahipti. Zaman, konağın bedenini yıpratmıştı belki ama o kapıların ruhundaki sanatı, oymanın kıvrımlarındaki ustalık hevesini yok edememişti.

O kapılara bakarken, zihnim yüz yıl öncesinin Anadolu’suna, o zamanın ustalığına ve zanaat ahlakına gitti. Yüz yıl önce, o dönemin kısıtlı imkânlarıyla, tamamen el aletleriyle meşe ve çam ağaçlarına biçim veren o adsız ustaların emeğini düşündüm.

Onlar sadece bir kapı imal etmiyorlardı; o kapıya bir ruh, bir kimlik ve estetik bir şahsiyet kazandırıyorlardı. Kapının göbeğindeki simetrik oymalar, pervazlardaki ince detaylar, kilit aynasındaki zarafet… Her bir çizgi, ustanın parmak izini ve kalbinin sıcaklığını taşıyordu. Fonksiyonel olan ile estetik olanın muazzam bir uyumla birleştiği o eski günlerde; işe duyulan saygı, insana ve yaşanacak mekâna duyulan saygının bir gereğiydi.

Oysa bugün, seri üretim fabrikalardan çıkan, ruhsuz, birbirinin aynı, plastikle sıvanmış soğuk kapıların arasında yaşıyoruz. Günümüz mimarisi insanı korumayı hedeflerken, ne yazık ki insan ruhunu besleyen o estetik lezzeti unutturuyor bize.

Konağın hüzünlü enkazından ayrılıp köyün yaşayan sokaklarına doğru yürüdüğümde, bir başka sürprizle karşılaştım. Hâlen kullanılan, cıvıltısı üzerinde 1957 yapımı bir evin avlusuna adım attım. Evin girişinde ve odalarında, tam 69 yıldır gururla duran, zamana ve kullanıma meydan okumuş birbirinin aynı dört adet oyma ahşap kapı selamladı beni.

whatsapp-image-2026-08-14-at-19-38-01-1.jpeg

Gözlerimin gördüğü bu güzelliğe dokunmadan edemedim. Elimi o ahşap oymaların üzerinde gezdirdim. Pürüzsüzleşmiş dokusu, çamın o sıcak ve derin hissi, parmaklarımın ucundan gönlüme akan bir zaman yolculuğu gibiydi. 1957’den bu yana kaç bin kez açılıp kapanmıştı o kapılar? Kaç bayram sabahı neşeyle çarpılmıştı, kaç büyüğün ardından sessizce örtülmüştü?

Ahşaba dokunmak, aslında geçmişin o insan sıcaklığına, zanaatkarın alın terine ve kaybolmaya yüz tutmuş bir estetik anlayışa dokunmaktı.

Tanpınar, Beş Şehir’de eskinin estetiğini ve mimarisini anlatırken, geçmişin eserlerindeki o kendiliğinden var olan derin ruhu vurgular. Küçükbıyık köyündeki o yıkıntıların arasında parıldayan kapılar, bana Tanpınar’ın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Geçmişin estetiğini kaybetmek, sadece ahşabı yahut taşı kaybetmek değildir; bizi biz yapan o ince zevki, emeğe duyulan saygıyı ve yaşama sanatını kaybetmektir. Metruk bir konağın enkazı altından bize seslenen o ahşap kapılar, beton yığınları arasına sıkıştığımız günümüz insanına sessiz ama çok güçlü bir ders veriyor: Şeylere ruh katan şey, ona harcanan emek ve gösterilen özendir. Köyden ayrılırken, zihnimde o ahşap kapıların oymaları ve parmaklarımda ahşabın o sıcak dokusu vardı. 

Bu yazı toplam 96 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim