Bugün 09 Ağustos 2026 Pazar
  • Antalya30 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6659.71
    %0
  • Dolar
    47.6791
    %0
  • Euro
    55.1258
    %0

BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

ULUSAL UMKE GÖNÜLLÜLERİ İYİ Kİ VARSINIZ

09 Ağustos 2026 Pazar 17:26

Herkese merhaba. Ağustos ayı denince aklıma ilk defa afetle tanıştığım gün olan 17 Ağustos gelir. Hayatımın en güzel yılları olan üniversiteyi bitirme telaşı içindeyken, bilim insanlarının 99 yılında, yaşanacak İstanbul depremi için yaptıkları uyarılarını dün gibi hatırlarım.

Ülkece uyarılara kulak tıkayıp, sonrasında yüzbinlerce canımızı toprağa veremeyişimizi, Kocaeli’de kokudan duramayışımızı, evimizin yakınındaki paten kaymak için gittiğimiz, olimpik buz sporları için inşa edilen sahamızı depremde morg niyetine kullandığımız günler gelir aklıma her Ağustos.   

Aradan geçen çeyrek asırda ne yazık ki elle tutulur bir önlem alınmadığımıza mı yanayım, yoksa o dönemde yapılan bazı hazırlıkların da yıllar içinde yok olup gitmesine mi yanayım bilemem. Bugün ne yeterli toplanma alanımız var, ne hastanelerimiz ne de aile sağlığı merkezlerimiz hazır.

Oysaki hala ülkemiz, rutin yaşamı bile sorunlu devam eden 20 milyonu aşkın nüfusuyla İstanbul’un, eskilerin küçük kıyamet dedikleri, felaketine gebe.  

Aslında çağlar boyunca insanlar, başlarına gelen felaketlere karşı çeşitli tedbirler almaya çalışmışlar. Gelin Artvin Çoruh Üniversitesi’nin Doğal Afetler ve Çevre Dergisi’nde yazılanlara bakalım, ne yapmışlar?

“Mesela M.S 6 yılında İmparator Augustus, artan yangınlar ile sıkça zor duruma düşen Roma halklarının talepleriyle, “The Vigiles” isimli kölelerden kurulmuş itfaiye gruplarını oluşturmuş. Sopa, pompa, kanca gibi malzemeler kullanan gruplar, dönemin asayişini de sağlamışlar.

Dünyanın en eski kayıt altına alınmış arama kurtarma çalışması ise, Avusturalya’nın batı kıyısı açıklarında batan Hollanda bandralı “Vergulde Draeck” isimli ticaret gemisinde mahsur kalan denizciler için yapılmış.

Tarihsel örnekler dönemsel zorunluluk içinde yönetimsel anlayıştaki değişiklik sürecini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Örneğin, 14. yüzyıl Avrupası’nın veba salgını sonrası yapılan gözlemler ışığında tedavi teknikleri değişmiş. Ya da 17. yüzyıl büyük Londra yangınında ise inşaat teknikleri gözden geçirilmiş, ahşap kullanılarak inşa edilen evler, sonraki dönemlerde taş ve briketle yapılmış.

Yine tarihe kayıtlı en büyük depremlerden olan 9.0 büyüklüğündeki Lizbon depremi ve sonrasında yaşananlarla, aynı zamanda tarihteki ilk organize afet müdahalesinin başarılı bir şekilde uygulandığı görülmüş.

Dönemin yetkilileri, afet sonrasında silahlı kuvvetler dahil tüm unsurları başarılı bir şekilde organize etmiş, şehri güvenlik altına almış, kent dışından yiyecek teminini sağlamış, yiyecek fiyatlarının kontrolden çıkarak karaborsaya düşmesinin önüne geçmişler.

Bugün dünyadaki birçok ülkenin mevcut afet veya acil durum yönetimi birimlerinin tarihçesini incelediğimizde, neredeyse hepsinin II. Dünya Savaşı sonrasında geniş ve sistematik bir şekilde uygulama alanı bulan “sivil savunma” vasıtasıyla doğmuş birimler olduklarını görebiliriz.”

Dünya çapında acil durum ve afet yönetimi için pekçok arama kurtarma örgütü kurulmuş. Bugün size bu örgütlerden bir tanesi olan Ulusal Medikal Kurtarma Örgütleri namıdiğer UMKE’den bahsedeceğim.

Dünya afetlerine neresinden bakarsanız bakın bence işin en önemli kısmı gönüllülüğün esas olması gerektiğidir. Ki biz bunu ilk defa 99 depreminde yaşayarak deneyimledik.

Nedir gönüllülük? Bir bireyin kendi özgür iradesiyle, maddi karşılık veya kazanç beklemeden, toplumun, diğer canlıların veya çevrenin yararına yürüttüğü faaliyetlerdir.

Gönüllülüğün temelinde başkasını da kendisi kadar düşünmek yatar. Hayal etsenize karşılıksız olarak bazen kendi hakkınızdan ve ihtiyacınızdan feragat ederek, karşı tarafın sorununu çözmeye çalışıyorsunuz. Karşınızdaki canlının duygularını ihtiyaçlarını derinlemesine hissedip sahipleniyorsunuz.

Aslında gönüllülük tanımı için ne kadar cümle kursam az gelir sevgili okur, bu asil hissi ancak yaşayan bilir. İşte tam da bu nedenle elimden geldiğince sivil toplum örgütlerinde yer alıp, sırf bu yüce hissi yaşamak için gönüllülük esasıyla hizmet etmeyi severim. Deneyin siz de lütfen, eminim o zaman beni daha iyi anlayacaksınız.

Gönüllü olmanın temel direği özgür iradenle, maddi çıkar gözetmeden, aile akraba dışındaki ihtiyaç sahiplerine, topluma, çevreye amatör ruhla ve profesyonel sorumlulukla katkı sağlamaktır ki, bunun hazzını başka bir şeyde yaşamanız mümkün değil.     

UMKE, gönüllü sağlık çalışanlarından oluşan ekiplerden oluşur. Neden mi bugün UMKE’yi anlatıyorum? Çünkü Ağustos ayının ilk tam haftasında yani Ulusal UMKE Haftası içindeyiz.

İşte bu vesileyle, ben de zorlu şartlarda insan hayatını korumak için gece gündüz demeden görev yapan, afetlere hazırlık çalışmalarından sahadaki müdahalelere kadar her aşamada üstün gayret gösteren değerli UMKE gönüllülerimizin emekleri, özverileri ve insan hayatına sundukları değerli katkıları için teşekkür etmek istedim. İyiki varlar.

Aslına bakarsanız benim UMKE ile tanışmam, Türkiye’de afet tıbbı ve medikal arama kurtarma denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Dr. Ferudun Çelikmen ile tanışmamla başladı.

2013 yılında Kemaliye Şenlikleri’nde tanıştığım sevgili Feridun hocamız ve ekibinin memleketimiz için verdiği, tüm şehirlerimize örnek teşkil eden, değerli emeklerinden ilham almak için, yaptıkları çalışmaları ilgiyle ve gururla izliyorum.    

Dr. Feridun Çelikmen, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki UMKE’nin kurulmasında, yapılandırılmasında ve saha eğitimlerinde önemli roller üstlenmiş kıdemli bir afet tıbbı uzmanı.

Çelikmen hocamız aynı zaman da, 1999 Gölcük Depremi’nde ülkemizdeki neredeyse bütün kamu kurumlarının hazırlıksız yakalandığı bir dönemde, ne yapması gerektiğini gayet iyi bilen, planlı ve organize bir şekilde gerçekleştirdiği kurtarma çalışmaları ve ülkenin dört bir yanından gelen büyük gönüllü gücünün ve yardımların koordinasyonundaki başarısı nedeniyle, bizlere sivil toplum örgütünün neler yapabileceğini gösteren eşsiz AKUT’un da kurucu üyelerinden.

Aslında yaşadığımız afette, öncelikle herkesin kendi başının çaresine bakabilmeyi öğrenmesini deneyimledik. Bunu başarabilenlerin de gönüllülük esasıyla çevresinin yardımına koşma bilincinde olması gerekiyordu. Öyleyse gönüllü olmayan kalmasın.

 

Bu yazı toplam 121 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim