Bugün… Babamın aramızdan ayrılışının 26. yılı.
Zaman geçiyor derler ya, geçiyor gerçekten. Ama bazı yokluklar var ki, yıllar onları eksiltmiyor; aksine insanın içinde daha derin bir yer ediniyor.
Benim babam… Harika bir babaydı. Emekçiydi. Hayatı boyunca en büyük zenginliği evlatları ve torunları oldu. Bizleri büyütmek, okutmak, ayaklarımızın üzerinde durmamızı sağlamak için ömrünü verdi. “Evlatlarım kimseye muhtaç olmasın” diye verdiği mücadele, aslında onun hayata bıraktığı en büyük mirastı.
Kendi hikâyesi ise hep biraz eksikti… Babasını küçük yaşta kaybetmiş, omuzlarına erken yaşta sorumluluk yüklenmişti. Annesine ve kardeşlerine hem evlat hem baba olmuştu. Kendi okuyamamıştı belki ama bunun içindeki ukdesini bizleri okutarak, meslek sahibi yaparak giderdi. Bizim başarılarımız onun en büyük gururuydu.
O sadece bir baba değildi…
Çok sevgi dolu bir kalpti.
Çok merhametli bir yürekti.
Ve çok güzel bir dedeydi.
Onu anlatmaya kelimeler yetmez gerçekten. Çünkü bazı insanlar cümlelere sığmaz; hissedilir, yaşanır, eksikliğiyle anlaşılır.
Eskiler derdi ki: “Babanın gölgesi çınar ağacının gölgesi gibidir.”
Ben bunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.
İnsan büyüse de…
Evlenip yuva kursa da…
Kendi çocuklarına anne ya da baba olsa da…
O çınarın gölgesine sığınma ihtiyacı hiç bitmiyor.
Çünkü o gölge sadece korumaz; huzur verir, güven verir, insanın içini tamamlar.
Bugün 26 yıl oldu…
Ama yokluğun hâlâ içimde, ilk günkü gibi.
Ve ben hâlâ o çınarın altında olmayı özlüyorum.
Ruhun şad olsun babam…
Senin bıraktığın değerlerle ayakta duruyoruz.
Ve seni her geçen gün biraz daha derinden anlıyoruz.
Bu yazı toplam 151 defa okunmuştur.