- IMKB
% - Altın
6613.87
%-0.45 - Dolar
49.3088
%-0.12 - Euro
55.0326
%-1.01
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 23:38 - KAHRAMANMARAŞ’TA SİLAHLI SALDIRI: 2 YARALI
- 22:23 - KOZAN CANLI HAYVAN PAZARI ŞAP HASTALIĞI NEDENİYLE KAPATILDI
- 22:18 - PLAKASIZ MOTOSİKLETLE GELEN ŞÜPHELİ 1 KİŞİYİ AYAĞINDAN VURDU
- 19:58 - OSMANİYE’DE OTOMOBİL KÖPRÜ TEMELİNE DÜŞTÜ: KÜÇÜK ÇOCUK "BABAN İYİ" SÖZLERİYLE SAKİNLEŞTİRİLDİ
- 19:28 - ANTALYA’DAKİ KADIN CİNAYETİ ZANLISI TUTUKLANDI
- 18:58 - CİLVEGÖZÜ SINIR KAPISI’NDA KONTROLDEN ÇIKAN TIR ZEYTİN BAHÇESİNE UÇTU: 1 YARALI
- 18:38 - ADANA’DA TOPLU TAŞIMAYA ZAM
- 18:08 - MEZİTLİ BELEDİYESİNDE BAŞKANVEKİLİ TURGUT SELAĞZI OLDU
- 17:43 - TOFAŞ OTOMOBİL, DEMİR BARİYERLERE OK GİBİ SAPLANDI, SÜRÜCÜ YARALANDI
- 17:38 - MHP’Lİ VEKİLİN YARALANDIĞI KAZA KAMERADA
- 17:33 - ALANYA’NIN TROPİKAL HİKAYESİ DÜNYAYA AÇILDI
- 17:33 - KARATE MÜSABAKALARINDA 43 MADALYA KAZANDILAR
- 17:08 - KUMLUCA’DA SEL VE TAŞKINLARA KARŞI YAPILAN PROJENİN YÜZDE 20’Sİ TAMAMLANDI
- 17:03 - YENİŞEHİR BELEDİYE BAŞKANVEKİLİ ÇAĞDAŞ DUTLU OLDU
- 16:48 - ALTIN PORTAKAL’DA ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL FİLM KUŞAĞI
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR


BİR SOFRANIN KIRK YILLIK HİKAYESİ ERCAN EVRAN VE GÖNÜL DOSTLARI.
Bir haziran sıcağıydı.
Antalya'nın yakıcı sıcağından ve neminden uzaklaşıyor, Beydağları'nın serin yamaçlarına doğru tırmanıyordum. Kumluca'ya bağlı, denizden 1200 metre yükseklikteki köyüme ulaşmak için dağ yollarını aşmam gerekiyordu.
Telefonum çaldı.
Ekrana baktım. Arayan Ercan Evren'di.
Ercan ağabeyim...
Antalya'nın yalnızca mimarlık ve turizm hayatında değil, düşünce, kültür ve sanat dünyasında da izler bırakmış, kırk yılı aşan dostluğumuzun değerli insanı.
Telefonu açmadım. Köye vardığımda rahatça konuşmak, sesini yol telaşından uzak, bütün dikkatimle dinlemek istiyordum. Köyüme ulaştığımda kendisini aradım.
— Muharrem, Mitolojiden Felsefeye kitabınızı şimdi bitirdim. Gözlerim iyi görmüyor. Büyüteçle okudum. 97 yaşındayım. Belki yarınım olmaz. Seni hemen aradım. Bu kadar ağır felsefi konuları akıcı bir dil ile nasıl yazdın? Seni tebrik ediyorum, dedi.
Bu sözler karşısında bir an durakladım.
— Sevgili ağabeyim, o kitap yalnız benim eserim değil, senin de eserin. Sen bizim zihinlerimizde biriken kirleri temizledin. Düşüncelerimizi dogmaların esaretinden kurtarmamıza yardımcı oldun. O kitap, işte bu zihinsel arınmanın ardından doğdu, dedim.
Telefonu kapattığımda Beydağları'nın sessizliği içinde yıllar öncesine gittim.
Gözlerimin önünde Antalya'nın bir otelinde kurulan salı akşamı sofraları, konuşmalar, tartışmalar, dost yüzleri canlandı. Bir sofra düşünün ki çevresinde ülkücüler, ümmetçiler, komünistler, liberaller, milliyetçiler ve farklı düşünce dünyalarından insanlar oturuyor. Hiçbiri kendi düşüncesinden vazgeçmiş değil. Fakat hiçbiri karşısındakini susturmaya çalışmıyor.
İşte Gönül Dostları böyle bir ortamda doğmuştu. Bu sofranın nasıl kurulduğunu ve yıllar içinde nasıl bir dostluk çevresine dönüştüğünü anlamak için, önce 12 Eylül sonrasının karanlık günlerine dönmek gerekir.
Gönül Dostları sofrası, 12 Eylül karanlığında kurulan aydınlık bir sofradır. 12 Eylül 1980 askerî darbesi, Türk toplumunun yalnızca siyasi hayatında değil, düşünce dünyasında da derin yaralar açmıştı. Dernekler kapatılmış, siyasi ve fikrî faaliyetler sınırlandırılmış, farklı görüşlerden insanlar birbirlerinden uzaklaşmıştı. Düşünce iklimi dağılmıştı. Düşünce iklimi yaratmayan hiçbir millet tarihte var olamamıştır. Türkiye konuşmaktan korkan bir topluma dönüşüyordu. Bu iklim korkutucu ve ürkütücüydü.
1983 yılında Antalya'da bir grup aydın, iş insanı ve çeşitli mesleklerden dostlar bu sessizliği kendi imkânlarıyla aşmaya karar verdik.
Fikir merhum Turan Şahin'den geldi. Kaleiçi’nde bir lokantada yemek yiyerek Turan Bey fikrini açıkladı. Haftanın bir gününde Antalya'da kendi sahasında madden ve fikren temayüz etmiş arkadaşlarla yemek yiyelim dedi. Himmet Öcal, Sadık Badak, Ercan Evren, Op. Dr. Oğuz İkizoğlu, Avukat Celal Çağcı, Fevzi Özcan ve daha nice değerli arkadaşımız bu dostluk çevresinin oluşumuna katkıda bulundu. Ercan ağabeyimizin Lara Oteli, buluşmalarımızın ilk büyük mekânı oldu.
Her salı akşamı toplanıyorduk. Başlangıçta yalnızca dostça sohbet etmek ve tanışmak amacıyla kurulan soframız zamanla gündemli toplantılara dönüştü. Sofraya ilgi fazlaydı. Antalya’nın ilçelerin den dostlar geliyordu. Ben Aksu bucağından geliyordum.Soframız fikir üreten bir mekanizmaya döndü. Türk tarihini, mitolojiyi, felsefeyi, kültürü, ekonomiyi ve ülkemizin meselelerini konuşuyorduk. Bazen bir düşünürün görüşleri üzerinde saatlerce duruyor, bazen Ülkenin ve Antalya'nın geleceğini tartışıyorduk. Soframızın yazılı olmayan bir kuralı vardı. Düşünceler tartışılacak, fakat insanlar düşüncelerinden dolayı dışlanmayacaktı. Birbirimizle de ticari ilişki kurmamaya gayret edecektik.
Herkes kendi yediğinin içtiğinin bedelini ödüyordu. Kimsenin kimseye maddi yükü, kimsenin kimse üzerinde üstünlüğü yoktu. Topluluğumuzun adı da bu anlayıştan doğdu. Merhum Op. Dr. Oğuz İkizoğlu'nun önerisiyle kendimize Gönül Dostları dedik. Gerçekten de bizi bir arada tutan, aynı siyasi görüşe sahip olmamız değil, birbirimizin insanlığına ve düşüncesine, üretkenliğine gösterdiğimiz saygıydı. Bu anlayış, yıllar içinde yalnızca toplantılarımızın içeriğini değil, topluluğumuzun biçimini ve ilişkilerini de değiştirecekti.
Ercan ağabeyimizin Lara Oteli'nde sadece erkek erkeğe toplantılarımız her hafta salı günü olmak üzere on beş yıl sürdü. Toplantılarımız, Antalya'nın yakın tarihinde kendine özgü bir düşünce çevresi meydana getirdi. Bu toplantılarda birbirini daha önce tanımayan insanlar tanışıyor, dostluklar kuruluyor, farklı meslek ve düşünce çevreleri arasında köprüler oluşuyordu. Başlangıçta küçük bir arkadaş topluluğu olan çevremiz genişledi. Yalnızca erkeklerin katıldığı yıllarda bazı toplantılarımızda sayı iki yüzü buluyordu. Bu, sıradan bir yemek topluluğunun ötesine geçen bir gelişmeydi. Kimi zaman hararetli tartışmalar yaşardık. Kendi doğrularını tartışılmaz kabul edenlerin, başka düşünceleri dinledikçe fikirlerini yeniden değerlendirdiğine tanık olurduk.
Ercan ağabeyimin en önemli tarafı da burada ortaya çıkıyordu. O, kendisine özgü düşünceleri olan bir insandı. Fakat düşüncelerini başkalarına kabul ettirmeye çalışan bir ideolog değildi. İnsanlara düşünmeyi, sorgulamayı ve farklı bakış açılarını görmeyi öğreten bir dosttu. Bugün düşündüğümde, o sofrada yalnızca bilgi alışverişi yapmadığımızı anlıyorum. Birbirimizin zihinsel dünyasını da değiştirmiştik. Ne var ki bu genişleme, topluluğumuzun geleceğiyle ilgili yeni soruları da beraberinde getiriyordu. Yıllar geçtikçe, bu dostluğun yalnızca erkekler arasındaki buluşmalarla sürdürülemeyeceği anlaşılacaktı.
Turan Şahin'in uyarısı: Eşlerimizi de getirelim
Ne var ki yıllar geçiyordu. Başlangıçtaki heyecanımız sürse de topluluğumuzun geleceği konusunda kaygılar ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir gün merhum Turan Şahin, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir görüş ileri sürdü.
— Muharrem Bey, böyle devam edersek uzun ömürlü olamayız. Eşlerimiz katılmazsa bu toplantılar zamanla dağılır, dedi.
Haklıydı. Birbirimizi seviyor, birlikte olmaktan mutluluk duyuyorduk. Fakat dostluklarımızı aile hayatımızın dışında tutuyorduk. Turan Şahin'in uyarısı üzerine eşlerimizi de toplantılara getirmeye başladık. Ancak yılların alışkanlığı hemen değişmedi. Erkekler bir tarafta, kadınlar başka tarafta oturuyordu. Sanki aynı toplantının içinde iki ayrı topluluk oluşmuştu. İşte Ercan ağabeyim o günlerde, basit gibi görünen fakat düşünce dünyamız bakımından anlamlı bir müdahalede bulundu.
— Ben hanımımı karşıma oturtuyorum. Herkes hanımını karşısına alsın, dedi.
Önceleri yadırgadık.
Yıllardır erkek erkeğe oturmaya alışmış insanlardık. Biraz mahcup, biraz çekingen biçimde eşlerimizi karşımıza oturttuk. Zamanla bu yeni düzen de doğallaştı. Bugün o küçük değişikliğin ne kadar anlamlı olduğunu daha iyi anlıyorum. Ercan Evren, yalnızca sofradaki oturma düzenini değil, alışkanlıklarımızın yerleşmiş sınırlarını da değiştiriyordu. Kadınlarımız artık toplantılara eşlik eden misafirler olmaktan çıkıyor, dostluklarımızın ve sohbetlerimizin bir parçası hâline geliyordu. Erkekler arasındaki arkadaşlık, aileler arasında kalıcı dostluğa dönüşüyordu.
İki yüz kişiye kadar ulaşan erkek ağırlıklı toplantılarımız, eşlerimizin katılımıyla otuz kırk kişilik, daha samimi ve sürekli bir aile topluluğuna dönüştü. Sayı azalmıştı ama dostlukların kökleri derinleşmişti.
Turan Şahin'in ileri görüşlülüğü, Ercan Evren'in insan ilişkilerine getirdiği incelik sayesinde Gönül Dostları yeni bir hayat kazanmıştı. Bu yeni dönem, dostluklarımızı daha kalıcı hâle getirirken çevremizdeki ortak çalışma iradesini de güçlendirdi. Sofrada kurulan bağlar, zamanla Antalya'nın toplumsal hayatına uzanan girişimlere dönüştü.
Bir sofradan doğan kurumlar
Lara Oteli'ndeki toplantılarımızın Antalya'ya bıraktığı en önemli miraslardan biri, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşmasına katkı sağlamasıdır.
İş insanlarımızın, aydınlarımızın ve farklı mesleklerden arkadaşlarımızın birbirlerini tanımaları ortak girişimlerin önünü açtı. ANSİAD'ın kuruluşunda ve ANFAŞ, ANTEV gibi kuruluşların gelişiminde bu çevrede yer alan arkadaşlarımızın önemli katkıları oldu.
Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı ve Antalya Tenis İhtisas Kulübü gibi kuruluşlarla ilgili çalışmalarda da Gönül Dostları çevresinden insanların emeği bulunuyordu.
Elbette bu kuruluşların her birinin ayrı bir tarihi ve kurucu kadrosu vardır. Ancak ortak çalışma iradesinin oluşmasında Gönül Dostları'nın sağladığı tanışma ve tartışma ortamının etkisi inkâr edilemez.
Sadık Badak, Turan Şahin, Ercan Evren, Oğuz İkizoğlu, Celal Çağcı ve Himmet Öcal vs. gibi arkadaşlarımız yalnızca kendi mesleklerinde başarılı insanlar değildi. Antalya'nın ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmesini de mesele edinmişlerdi. Kimileri iş dünyasının örgütlenmesine, kimileri eğitim ve kültür faaliyetlerine, kimileri düşünce kuruluşlarının gelişmesine katkıda bulundu. Böylece Gönül Dostları bir dernek olmadan da topluma hizmet edebilen bir sivil düşünce çevresinin örneğini oluşturdu.
Bir bakıma, Antalya'nın sivil toplum hayatında fikirlerin mayalandığı yerlerden biri oldu. Ancak hiçbir kurum ve topluluk, zamanın değiştirici etkisinden bağımsız kalamazdı. Yıllar ilerledikçe, bizi bir arada tutan dostluk aynı kalırken buluştuğumuz mekânlar değişmeye başladı.
Lara'dan Adonis'e: Değişen mekânlar, değişmeyen dostluklar. Adonis Oteli'nin sahiplerinden Yüksel Dal bize ev sahipliği yapmaya başladı. Toplantılarımız artık hep eşliydi. Yüksel Bey de eşiyle bu aileye katıldı. Zaman her şeyi değiştirdiği gibi dostluklarımızın mekânlarını da değiştiriyordu.
Ercan ağabeyim Lara Oteli'ni sattı. On beş yıl boyunca hatıralar biriktirdiğimiz, yüzlerce insanın tanıştığı, düşüncelerin tartışıldığı o mekândan ayrılmak kolay değildi. Fakat biz mekâna değil, birbirimize bağlıydık. Adonis Oteli'nde on sekiz yıl geçirdik. Toplam 33 yıllık bir beraberlik.
Bu süre içinde nice meseleleri tartıştık. Sevinçlerimizi ve acılarımızı paylaştık. Çocuklarımız büyüdü. Ailelerimiz birbirine yakınlaştı.
Bu dostluk çevresi zaman zaman basının da ilgisini çekti. Mahallî ve ulusal gazetelere haber olduk. Antalya'nın kültür ve toplum hayatının bir parçası hâline gelmiştik.
Ne var ki yıllar geçtikçe bazı sandalyeler boşalmaya başladı. Merhum Turan Şahin'i, Oğuz İkizoğlu'nu, Halit Pekin'i, Osman Sönmez'i, Mustafa Çetin'i ve daha nice dostumuzu kaybettik.
Her kayıp, soframızdan yalnızca bir insanın eksilmesi değildi. Onunla birlikte bir hatıra, bir ses, bir düşünce dünyası da eksiliyordu. Fakat kalanlar, kaybettiklerimizin hatırasını yaşatarak bir arada olmaya devam etti.
Böylece uzun yıllar boyunca kalabalık toplantılardan daha küçük, fakat daha sıkı bağlarla birbirine bağlı bir topluluğa dönüştük. Gönül Dostları'nın hikâyesi, bu daralmaya rağmen sona ermedi; aksine, dostluğun zaman karşısındaki dayanıklılığını göstererek yeni bir biçimde sürdü. Akdeniz üniversitesinden soframıza katılan akademisyenlerden Merhum Rektör yardımcısı Mustafa Pekmezci’ den sonra Prof.dr Ramazan Demir hâlâ bu sofranın müdavimidir.
Bugün on aileyle yaşayan kırk yılı aşkın dostluk: Gönül Dostları geçmişte kalmış bir topluluk değildir.
1983 yılında başlayan bu dostluk, bugün de devam etmektedir. Başlangıçta yüzlerce kişiye ulaşan toplantılardan geriye, eşleriyle birlikte bir araya gelmeyi sürdüren on ailelik bir çekirdek kadro kalmıştır. Belli aralıklarla kahvaltı sofralarında buluşarak hasret giderip maziden izler gündeme getiriyoruz.
Aramızdaki bağ artık yalnızca düşünce arkadaşlığı değildir. Ortak bir geçmişimiz, birlikte yaşadığımız sevinç ve hüzünlerimizdir. Kırk yılı aşan bu birliktelik bize şunu öğretti:
Dostluğu kalıcı kılan, insanların aynı düşünmesi değil, birbirlerine farklı düşünme hakkını tanımasıdır.
Siyasi görüşler değişebilir, ekonomik şartlar değişebilir, insanlar yaşlanabilir, mekânlar el değiştirebilir. Fakat karşılıklı saygı üzerine kurulan dostluklar bütün bu değişimlere direnebilir.
Gönül Dostları'nın hikâyesi artık yalnızca bizim hatıralarımızda da yaşamıyor.
Romancı Ali Tur, bu oluşumun hikâyesini romanlaştırdı ve eserini basıma gönderdi. Bu beni ayrıca mutlu ediyor. Temenni edelim basılabilsin. Hatıra ve düşünce yüklü edebi bir roman. Çünkü bir dönemin toplumsal tecrübesi, romanın imkânlarıyla gelecek kuşaklara ulaşacaktır. Biz bu hayatı yaşadık. Ali Tur ise yaşananlardan bir edebiyat eseri meydana getirdi.Bu süreklilik, bizi geçmişteki sofralardan bugünün hatıralarına taşıyan Ercan Evren'in rolünü yeniden düşünmeme yol açıyor. Çünkü onun kurduğu bağlar, yalnızca bir topluluğu bir arada tutmadı; insanların hayatında kalıcı izler bıraktı.
Ercan Evren; Binalardan önce insanı inşa eden mimar! Ercan ağabeyimin hayatına bakıldığında onun çok yönlü kişiliği hemen fark edilir. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun olmuş, İsviçre'de mimarlık yaptıktan sonra Antalya'ya yerleşmiştir. Motel Antalya ve Lara Oteli gibi turizm yatırımlarıyla kentin gelişmesine katkıda bulunmuş, mimarlık üzerine araştırmalar yapmış, kitaplar yazmıştır. Özellikle Oran ve Sinan adlı çalışmaları, onun mimarlığa matematik, estetik ve felsefe açısından yaklaşan düşünce dünyasını yansıtır. Fröbel'in Ön Okul kitabını Fransızcadan çevirdi. Fakat benim gözümde Ercan Evren'in asıl büyüklüğü, yalnızca yaptığı yapılarda veya yazdığı kitaplarda değildir. O, insanların birbirlerini anlamalarına, farklı düşüncelerin bir arada yaşayabilmesine katkıda bulunan bir insandır.
Eşlerimizi aynı sofrada buluşturması bile onun insan ilişkilerine bakışını anlatmaya yeter. Geleneksel alışkanlıklarımıza küçük bir dokunuş yapmış, fakat o küçük dokunuş dostluklarımızın geleceğini değiştirmişti. İyi bir mimar yalnızca sağlam binalar yapmaz. İnsanların birlikte yaşayabileceği mekânlar da oluşturur. Ercan Evren bunu mimarlık mesleğinde olduğu kadar toplumsal hayatında da gerçekleştirdi. Onun kurduğu bu insani ve düşünsel mekânın anlamını, yıllar sonra Beydağları'nın yollarını tırmanırken aldığım o telefonla bir kez daha kavradım. O telefon, geçmişte yaşananları yalnızca hatırlatmamış; bütün bu dostluk hikâyesinin bugün taşıdığı anlamı da yeniden görünür kılmıştı.
O haziran günü Ercan ağabeyimle yaptığım telefon konuşması, zihnimde bütün bu hatıraları yeniden canlandırdı. Beydağları'nın sessizliği içinde bir kez daha düşündüm. İnsanın hayatına yön veren bazı kişiler vardır. Bize doğrudan ders vermezler. Önümüze hazır doğrular koymazlar. Fakat düşünmeye, sorgulamaya ve yanlışlarımızla yüzleşmeye teşvik ederler. Ercan ağabeyim benim için böyle bir insandır. Mitolojiden Felsefeye kitabımı okuduktan sonra söylediği tebrik sözleri beni elbette mutlu etmişti.
Ancak ona verdiğim cevap bir nezaket ifadesi değildi. Gerçeğin kendisiydi. Çünkü hiçbir düşünce eseri yalnızca onu yazan kişinin zihninde doğmaz. Okuduğumuz kitaplar, tartıştığımız düşünceler ve hayatımıza giren insanlar zihnimizin oluşmasına katkıda bulunurlar. Gönül Dostları sofrası benim için böyle bir düşünce okuluydu. Ercan ağabeyim de o okulun en değerli öğreticilerinden biriydi. Bugün Antalya'nın yakın tarihini yazacak olanların, Gönül Dostları'nı yalnızca yemekli toplantılar yapan bir arkadaş topluluğu olarak görmemesi gerekir.
O sofra, 12 Eylül sonrasının korku ortamında konuşabilmenin, düşünce ayrılıklarına rağmen dost kalabilmenin ve ortak yarar için birlikte çalışabilmenin mümkün olduğunu gösterdi. Düşüncelerden kurumlar doğdu. Arkadaşlıklardan aile dostlukları gelişti. Ve kırk yılı aşkın bir zamanın ardından hâlâ yaşayan bir gönül bağı oluştu. Beydağları'nda çalan o telefonun sesi bugün de kulaklarımdadır.
Ercan ağabeyimin sözlerini hatırlıyorum:
— Muharrem, Mitolojiden Felsefeye kitabımızı okudum. Seni tebrik ediyorum.
Ben de aynı duyguyla cevap veriyorum:
Sevgili Ercan ağabeyim, o kitabın sayfalarında senin de emeğin var. Çünkü sen bize yalnızca düşünmeyi değil, düşüncelerimizi sorgulamayı da öğrettin.
Bugün daha iyi anlıyorum. Binalar eskir, oteller el değiştirir, sofraların çevresindeki insanlar azalır. Fakat insanın zihninde açılan aydınlık pencereler kolay kolay kapanmaz.
Ercan Evren'in ve Gönül Dostları'nın bizlere bıraktığı asıl miras işte budur.
Başlangıçta Beydağları'nın sessizliğinde çalan bir telefon, beni 12 Eylül sonrasının karanlığından doğan o aydınlık sofraya götürmüştü. Şimdi aynı hatıra, geçmişle gelecek arasındaki bağı da gösteriyor: İnsanları farklılıklarına rağmen bir araya getiren düşünce ve saygı, yalnızca bir dönemi yaşanır kılmaz; sonraki kuşaklara aktarılabilecek bir miras da oluşturur. Gönül Dostları'nın gerçek anlamı, işte bu kalıcı aydınlıkta saklıdır.
---
KAYNAKLAR VE TANIKLIKLAR
Muharrem Yellice, “Gönül Dostları Gurubu”, Antalya Bugün, 6 Mart 2018.
Osman Vural, “Gönül Dostları ve ANSİAD”, Antalya Bugün, 26 Ekim 2022.
Nilgün Güneş, “Evren, Ercan”, Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019.
Emin Altıner, “89 Yaşında Bir Delikanlı Ercan Evren”, MYGAZETE, 1 Haziran 2021.
Muharrem Yellice'nin Gönül Dostları toplantılarına ilişkin kişisel hatıraları ve tanıklığı,
BİR SAİT MADEN VARDIAHMET İLBARS
BİR SOFRANIN KIRK YILLIK HİKAYESİ ERCAN EVRAN VE GÖNÜL DOSTLARI.MUHARREM YELLİCE
BÜŞRA, AK PARTİ'YE GEÇSE NE YAZAR GEÇMESE?VEDAT GÜRHAN
ÜLKEMDEN MANZARALARAHMET GEDİKAĞAOĞLU
SOSYAL ÇÖZÜLMENURİ SEZEN
EKOLOJİK DEVLET: GELECEĞİ YÖNETEBİLEN DEVLETCEM ARÜV
TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDAN YÜKSELEN SES: GERÇEĞE DÖNÜŞSÜN!AHMET DİKİCİ
KENDİNE YER AÇMAKSİBEL ARSLAN
SANDIKTAN ÇIKAN BIÇAK SIRTI DENGEİZZET ÜNLÜ
ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER-9NİZAMETTİN ŞEN
TÜKETİCİYE VALE KISKACIAV İBRAHİM GÜLLÜ
ŞAİRİN ÖLÜMÜ VE SONRASI-5GAZANFER ERYÜKSEL
STREEK VE ENSAR BUĞRA PERFORMANSIKAHRAMAN KÖKTÜRK
ÖMÜR DEDİĞİN İPTEKİ CAMBAZBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
GAZETECİLER SUSARSA, TOPLUM KARANLIKTA KALIR!..ERDOĞAN KAHYA
KENTLİLİK BİLİNCİ VE ORTAK GELECEĞİMİZIŞIK YARGIN
ANTALYA’DA KİTAP FUARLARI YAZAR VE YAYINCILAR ÜZERİNEYUNUS YAŞAR
ÜNİVERSİTELİ GENÇLERİN TEMEL HAKLARIDİLEK DEMİRKAN
YENİ PARTİ GENİŞLEYEBİLECEK Mİ?TARIK ÇELENK
SEVGİ YAŞAM DEMEKTİRMELTEM YUVARLAK
BAŞARIYA KOŞANLAR: NURAY YILMAZ KAYANALYA ŞAHİN
ERKEN UYANDIMMERAL KILINÇ
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN ARTIK YETERŞAFAK ÇELİK
DEĞER YARGISI VE DEĞER BİLİNCİHASAN EKİN KURUCUK
KALEİÇİ OLD TOWN FESTİVALİ SONA ERDİ
NEVADA COFFEE ANTALYA’DAKİ İLK MAĞAZASINI AÇTI
ÇIRALI'DA KUM ZAMBAĞI SAYISI ARTTI
HATİCE ÖZ: "10 GÜN SONRA HEP BİRLİKTE TARİH YAZACAĞIZ"
HATİCE ÖZ: "BİZ GELECEĞİ VAAT EDİYORUZ"
BERKAY BAHAR'DAN ATSO İÇİN '365 GÜN' MESAJI
ÇOCUKLARDAN ASTRONOTLARA SORU YAĞMURU
REKTÖR ÖZKAN KADIN LİDERLER FORUMU'NA KATILDI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim







