Bugün 09 Haziran 2026 Salı
  • Antalya21 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6417.73
    %-0.05
  • Dolar
    46.0864
    %-0.01
  • Euro
    53.1954
    %0.05

AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

ÇORUM’UN HAYMATLOSLARI

08 Haziran 2026 Pazartesi 23:28

Kentler, yalnızca taştan ve topraktan ibaret mekanlar değildir; onların asıl kimliğini kuran unsur, sokaklarında biriken hikayeler, hafızasında taşıdığı insan manzaraları ve tarihin en kırılgan anlarında gösterdiği duruştur. Çorum, Hititlerden bu yana kadim bir tarihin yanı başında, kendi sessiz ama derinlikli karakterini inşa etmiş bir Anadolu kenti. Çorum hafızasının en dokunaklı, en az bilinen ve en evrensel sayfalarından biri, tam 82 yıl önce bu topraklara düşen "vatansızların" ayak izleridir. 

Tarihin takvim yaprakları 1944 ve 1945 yıllarını gösterdiğinde, Nazi Almanya’sının yarattığı faşizm karanlığından ve İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımından kaçarak Türkiye’ye sığınan binin üzerinde Alman Musevi ve rejim muhalifi aydının yolları, beklenmedik bir şekilde Anadolu’nun bu sakin kentiyle kesişti. Kendilerine "Haymatlos" (vatansız) denilen bu insanların Çorum’daki zorunlu ikamet (enterne) yılları, sadece trajik bir sürgün hikayesi değil; aynı zamanda batılı bir entelektüel zihinle bozkırın asil ruhunun kurduğu muazzam bir insanlık, dayanışma ve kültürleşme köprüsüdür. 

1933 yılında Adolf Hitler’in iktidara gelmesiyle Almanya, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden birine girdi. Bilim insanları, sanatçılar, politikacılar ve yazarlar sadece inançları ya da düşünceleri nedeniyle bir gecede "vatansız" ilan edilerek canlarını kurtarmak için yollara düştüler. Dönemin Türkiye Cumhuriyeti, kapılarını bu nitelikli beyin göçüne açarak hem genç üniversitelerinin kuruluşunda onlardan faydalandı hem de onlara güvenli bir liman sundu. Ancak savaşın son yıllarında, 1944’te Türkiye’nin Almanya ile diplomatik ilişkilerini kesmesiyle, büyük şehirlerdeki bu mülteci Almanların güvenliği ve kontrolü amacıyla Anadolu’da güvenli kentler seçildi: Çorum, Çankırı ve Kırşehir. 

Yaklaşık 300 kadar Alman sığınmacı, 1944 yılının zorlu koşullarında Çorum’a sevk edilerek enterne edildi. Bu isimler arasında kimler yoktu ki? Fuchs, Gassner, Marchand ve eşi, ünlü hukukçu Ernst Eduard Hirsch’in ailesi ve sonradan ayrıldığı eşi Çorum’da enterne edilen Kantorowicz gibi dünya çapında entelektüeller bu taşra kentinin yeni sakinleri oldular. İstanbul ve Ankara’nın modern caddelerinden çıkıp kerpiç evlerin, kağnı seslerinin ve bambaşka bir yaşam ritminin hâkim olduğu Çorum’a gelmek, bu insanlar için ilk başta bir belirsizlik ve korku kaynağıydı. Ancak bozkırın rüzgârı sert olsa da insanının kalbi bir o kadar sıcaktı. 

Çorum halkı, kapılarına gelen bu yabancı misafirleri düşman ya da casus olarak değil; "canını kurtarmak için yurtlarından olmuş sığınmacılar" olarak gördü. Kemal Yalçın’ın satırlarında t itizlikle işlenen o 14 aylık süre, adeta bir insanlık dersidir. Çorumlulardan derin bir saygı, sevgi ve dostluk gören Almanlar, kısa sürede bu topraklara uyum sağladılar. 

Bu dönem tam anlamıyla çift taraflı bir kültürleşme sürecine dönüştü. Bir yanda kendi dillerini, müziklerini, alışkanlıklarını koruyan ama bir yandan da Çorum lehçesini öğrenen, komşularıyla tencere kaynatıp ekmek bölüşen mülteciler; diğer yanda ise hayatlarında ilk kez operadan, modern felsefeden, batı resminden bahseden insanlarla tanışan Çorumlular...

Almanlar, sahip oldukları teknik bilgi ve becerileri Çorumlularla cömertçe paylaştılar, onlara mühendislik, tarım ve marangozluk gibi pratik konularda rehberlik ettiler. Çorum’un yerel kültürü, bu kısa ama yoğun temas sayesinde evrensel bir boyut kazandı. 

Bu tarihi misafirliğin kentimize bıraktığı en zarif ve kalıcı imza ise şüphesiz ressam ve Profesör Traugott Fuchs oldu. Fuchs, zorunlu sürgününü Çorum’un ruhunu keşfettiği bir sanat atölyesine dönüştürdü. Boğaziçi Üniversitesi tarafından basılan "Çorum ve Anadolu Resimleri" albümündeki çizgiler, bugün kentin kaybolan silüetini zamansız kılan muazzam birer hafıza kaydıdır. 

Fuchs’un fırçasından çıkan tablolara baktığınızda, bir taşra kentinden çok daha fazlasını görürsünüz: Çorum’un Kenar Mahallesinde Bahar, Hıdırlık’a Giden Yol, Ulu Cami, Hızar hanenin Avlusu ve Türk Hamamında Keselenmek gibi eserlerinde ise tamamen içeriden, bu halkla kaynaşmış dostça bir gözün hayranlığı okunur. 

Fuchs’un bu eserleri, Çorum’un sadece sürgün yeri değil, aynı zamanda yaratıcı bir esin kaynağı olduğunu kanıtlar. O, zorunlu ikametini bir hapishaneye değil, bir sanat atölyesine ve insan sevgisi laboratuvarına dönüştürmüştür. 

Bu tarihi kesiti yıllar sonra edebiyat dünyasına taşıyan ve unutulmaktan kurtaran en önemli adımlardan biri, yazar Kemal Yalçın’ın titiz araştırmaları olmuştur. Yalçın’ın Çorum’a birkaç kez gelerek araştırmalar yapması, yerel hafızayı canlandırmış ve 2011 yazında bu toprakların evlatlarına hediye ettiği "Haymatlos" kitabı, tarihin sisli perdesini tamamen aralamıştır. Kitap içeriğindeki Cornelius’un çocukluğundan Ernst Hirsch’in hatıralarına, Yozgat, Kırşehir ve Çorum’un asil ruhlu insanlarına ithaf edilen o satırlar, bugün Çorum kent kimliğinin gurur madalyalarından biridir. 

Kitabın sayfalarında dolaşırken, "Enterne Hayatı Başlıyor", "Manda Bakıcısı Cornelius", "Askerlerle Arkadaşlık" gibi başlıklar göze çarpar. Bu başlıklar bile tek başına, Alman aydınların Çorum’un coğrafyasıyla, hayvanıyla, askeriyle ve çocuğuyla nasıl iç içe bir yaşam kurduğunu anlamamız için yeterlidir. 

82 yıl önce faşizmden kaçan dünya çapındaki beyinlere kucak açan, onlara evini ve ekmeğini paylaşan bir Çorum, bugünün dünyasına çok şey söyleyebilir. Traugott Fuchs’un Çorum Resimleri ve Kemal Yalçın’ın bahsettiği o "Haymatlos" anıları, kentin önemli bir hafıza mekânı olan Veli Paşa Hanı-Şehir Müzesi’nde bir Haymatlos Anı Evi olarak yaşatılabilir.  

Bu yazı toplam 122 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim