Bugün 03 Ekim 2026 Cumartesi
  • Antalya16 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6541.96
    %0
  • Dolar
    49.0741
    %0
  • Euro
    55.2376
    %0

TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

DEĞİŞTİRMEK DEĞİŞİM MİDİR?

03 Ekim 2026 Cumartesi 11:28

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden iki temel konuya yaklaşımımız, bizim zihniyet problemimizin derinleşerek sürdüğünün ipuçlarını vermekte. Bunlardan ilki, fon krizi ve sürekli artan çürümüşlüğün tamamen siyasal İslamcı harekete bağlanması. İkinci husus ise Millî Takım’ın A sınıfı takımlar karşısındaki dağılmışlığını Montella ve oyuncu seçimine bağlanması.

Siyasal İslamcı tezi olan ilgili hareketin belediye deneyimlerini dürüstlük ve hizmetle kanıtlamalarının ardından, siyasal iktidardaki yolsuzluk, adaletsizlik ve çürümüşlük tartışmaları ideolojilerine ve Atatürk çizgisinden kopmalarına bağlanmakta. Tez de seküler, Kemalist, ulusalcı veya benzeri bir karma iktidarın, artık topluma sıçramış ve normalleşmiş adaletsizlik ve çürümüşlük probleminin devası olabileceği yönünde.

Millî Takım’ın başarısızlıklarının çözümü nasıl federasyon, direktör veya oyuncu değişimine bağlanıyorsa, siyasal ve toplumsal çürümüşlüğün çözümü de iktidar aktörlerinin değişimine bağlanmakta.

Millî Takım sadece aktörleri değiştirerek başarılı olabilir mi? Belki, ama geçici olarak. Bunların ışıltılarını ve parıltılarını çok gözlemledik; ancak hiçbiri kalıcı olamadı. Düşünün, 11 yabancılı bir büyük takımımız ciddi bir Avrupa takımını yenerken statlarda “Avrupa duy sesimizi, bu Türk’ün gür sesi” diye bağırmaktayız. Yüzde 80’i Avrupa’da yetişmiş, bazıları Türkçeyi dahi konuşamayan dış Türklerle millî başarı öykünmelerimiz; en trajiği de alt ligler dahil çoğu Afrika kökenli oyuncularımıza İstiklal Marşı okutarak millî birliğimizi pekiştirme çabalarımız.

Hipotetik olarak iktidar bu mantıkla değişirse alacağımız sonuçlar, muhtemelen Millî Futbol Takımı’nın yenilenmesinden elde edilecek sonuçlardan çok farklı olmayacaktır. Benim en çok ilgimi çeken, CHP ve kopan ana bileşeninin kitle toplantılarında delegelerin öfkeyle ve sıkça hep birlikte “İktidar!” sloganını tekrarlamaları. Bu durum bana küpü boş bekleyen kadı hikâyesini anımsatmakta. Ürküten bir diğer konu da tabii ki rövanş motivasyonu.

Bir değişim ülkeye, aynı Millî Takım gibi, tartışmasız bir ferahlık verebilir. AYM ve AİHM mağdurları, düşünce ve siyasi mahkûmların devre mülk sistemi gibi uzayıp giden mağduriyetlerine de son verebilir. Ancak bunların gerçekleşmesi bile tek başına daha derindeki sorunun çözüldüğü anlamına gelmeyebilir.

Öncelikle yerli ve millî hiç akla gelmeyen o soruyu sormamız gerekiyor: “Hata neredeydi?”

Belki de problemimiz tam burada başlıyor. Biz değiştirmeyi seviyoruz ama değişmekten pek hoşlanmıyoruz. Teknik direktörü, federasyonu, futbolcuyu; siyasette lideri, partiyi ve ittifakı değiştiriyoruz. Fakat oyunun kendisini ve onu üreten zihniyeti fazla kurcalamıyoruz. Çünkü değiştirmek kolaydır; sorun ve sorumlu dışarıdadır. Değişmek ise insanı rahatsız eder, bu kez aynaya bakmak gerekir.

Bunları söylerken aklıma Giorgiades’in Türkiye’nin İhyası Mümkün müdür? kitabındaki çarpıcı tespit geliyor: Batı’nın ulaştığı medeniyet seviyesine imrenmek, bunun değişmekten

geçtiğini görmek ama aynı zamanda değişmek istememek. Belki bizim modernleşme hikâyemizin en uzun paradokslarından biri de budur.

Futbol burada küçük ama öğretici bir örnek sayılabilir. Altyapıyı, kulüp yönetimini, futbol ekonomisini ve oyun kültürünü değiştirmeden teknik direktör ve oyuncuyu yetiştirmeden değiştirerek kalıcı başarı bekliyoruz. Siyasette de hukuk kültürünü, liyakati, parti içi demokrasiyi ve kamusal ahlakı yeterince sorgulamadan “iyi insanların” iktidara gelmesinin
sistemi düzelteceğini düşünüyoruz.

Asıl mesele burada siyasal İslamcıların yerine Kemalistlerin, sekülerlerin veya CHP’lilerin gelmesi değildir. Bunların tarihsel tecrübeleri, dünya görüşleri ve siyasal programları elbette birbirinden farklıdır. Ancak kapalı zihniyet, ideolojilerden daha uzun ömürlü olabilir. Kendinden olanı koruyan, eleştiriyi ihanet sayan, lideri kurumun önüne geçiren, kendi mahallesinin yanlışına başka, karşı mahalleninkine başka ölçü uygulayan zihniyet devam ederse tabelanın değişmesi uzun vadede sonucu değiştirmeyebilir.

Max Weber’in modernleşme tartışmalarında önem kazanan kurumsallaşma ve gayrişahsilik meselesi tam burada karşımıza çıkıyor. Modern kurumun başarısı sürekli “iyi adam” bulmasına değil, kişiden bağımsız kurallar üretebilmesine bağlıdır. Mesele iyi Müslümanı kötü Müslümanla veya kötü Kemalisti iyi Kemalistle değiştirmek değil; iyi insanlara mecbur olmayan iyi kurumlar kurabilmektir.

İşin ironik tarafı şu: Her mahalle iktidara gelmeden önce sistemi değiştirmek istiyor; iktidara geldikten sonra sistemin kendisine sağladığı imkânları keşfediyor. Dün şikâyet ettiği güçlü koltuk, üzerine oturunca o kadar da rahatsız edici görünmeyebiliyor.

Bu nedenle futbol örneği yalnızca bir benzetme değil, küçük bir Türkiye laboratuvarı gibi okunabilir. Teknik direktör değişir, futbolcular değişir, formalar değişir; altyapı ve oyun kültürü değişmezse birkaç parlak galibiyetin ardından aynı sorular geri gelir. Siyasette de aktör değişikliği kısa vadede önemli sonuçlar ve ciddi bir ferahlama yaratabilir; fakat hukuk, kurum, liyakat, hesap verebilirlik ve eleştiri kültürü yerleşmedikçe eski problemler yeni isimlerle geri dönebilir.

Bu nedenle “Kim gelsin?” sorusundan önce “Neyi değiştireceğiz?” ve daha önemlisi “Biz değişecek miyiz?” sorularını sormamız gerekiyor.

Çünkü değiştirmek bir iktidar meselesidir; değişmek ise zihniyet meselesi.

 

 

Medyascope'tan alıntılanmıştır.

Bu yazı toplam 121 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim