- IMKB
% - Altın
6541.57
%-0.58 - Dolar
49.0707
%0.02 - Euro
55.0977
%-0.12
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 23:12 - 247 METRELİK ANADOLU SOFRASI REKORLAR KİTABI'NDA
- 22:48 - KAHRAMANMARAŞ’TA TRAFİK KAZASI: 2 ÖLÜ
- 22:18 - ALTIN PORTAKAL’IN GALA FİLMLERİ BELLİ OLDU
- 21:48 - HATAY’DA ŞİMŞEKLERİN ARDINDAN SAĞANAK YAĞIŞ ETKİLİ OLDU
- 19:38 - SERİK’TE HAPİS CEZASI İLE ARANAN 2 HÜKÜMLÜ YAKALANDI
- 18:53 - 19 YIL SONRA AYDINLATILAN İKİ KIZ KARDEŞ CİNAYETİNDE 2 SANIĞA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
- 18:33 - MERSİN’DE DENİZE GİREN 3 GENÇTEN BİRİ HAYATINI KAYBETTİ
- 17:23 - 16. ANTALYA KİTAP FUARI KAPILARINI AÇTI
- 17:08 - KEPEZ MECLİSİ’NDE 34 MADDELİK YOĞUN GÜNDEM
- 17:03 - HATİCE ÖZ: "HEDEFİMİZ, BİLİMLE DÜŞÜNEN, VERİYLE KARAR VEREN ATSO"
- 16:23 - SERİK’TE FUHUŞ VE UYUŞTURUCU OPERASYONUNDA GÖZALTINA ALINAN 20 ŞÜPHELİ SERBEST
- 16:18 - ISPARTA’DA KONTROLDEN ÇIKAN OTOMOBİL 150 METRE SÜRÜKLENİP TAKLA ATTI: 3 YARALI
- 16:03 - ALANYASPOR, ERZURUMSPOR FK MAÇININ HAZIRLIKLARINI SÜRDÜRDÜ
- 15:53 - 50 POLİSİN HAYATINI KURTARAN ŞEHİT POLİSİN ADI KOZAN’DA YAŞATILACAK
- 15:38 - KILIÇDAROĞLU GÖZALTINA ALINAN BAŞKANLARA DESTEK İÇİN MERSİN’E ZİYARETTE BULUNDU
IŞIK YARGIN / KONUK YAZAR


GELİŞİGÜZEL DEĞİL, İÇGÜDÜSEL BİR YAZI SERÜVENİ
Yazmak benim için hiçbir zaman sadece bir uğraş olmadı.
Sanki içimde, ne olduğunu tam olarak bilmediğim bir şey vardı ve onu dışarı çıkarmanın yolu yazmaktı.
Daha okuma yazmayı bile öğrenmeden önce, çerçevelerin arkasına kendi uydurduğum işaretlerle bir şeyler yazardım. Kimsenin okuyamadığı, hatta benim bile bugün ne anlama geldiğini hatırlamadığım o sembolleri büyük bir ciddiyetle yan yana dizerdim.
Ama garip olan şu ki, o çerçeveleri ve çizdiğim işaretleri hâlâ hatırlıyorum.
Belki de yazma serüvenim aslında orada başladı.
Sonra yıllar geçti.
Beş yüzü aşkın makale yazdım. Kadın üzerine yazdım, ekonomi üzerine yazdım, kent üzerine yazdım, hayat üzerine yazdım. Ama dönüp baktığımda görüyorum ki, yazılarımın önemli bir bölümünün yolu bir şekilde yine kadına çıkmış.
Belki tesadüf değildir.
Çünkü kadın meselesi benim için hiçbir zaman yalnızca bir “konu” olmadı.
Yaşadığım, gözlemlediğim, itiraz ettiğim, bazen mücadele ettiğim bir hayat alanı oldu.
Ve bugün, bunca yılın ardından kendime şu soruyu soruyorum:
Onca yazdık, konuştuk, anlattık… Peki gerçekten ne değişti?
Elbette çok şey değişti.
Kadınların eğitimden iş hayatına, siyasetten girişimciliğe kadar pek çok alanda görünürlüğü arttı. Bugün kadınların sahip olduğu imkânlarla geçmiş kuşakların imkânlarını aynı kefeye koyamayız.
Ama zihnin değişmesi başka bir şey.
Kâğıt üzerindeki haklarla, hayatın içindeki alışkanlıklar arasında hâlâ büyük bir mesafe var.
Ben bunu yalnızca yazılarımdan değil, hayatın içinden biliyorum.
Yıllardır kadınlar üzerine yazarken bir yandan da erkek egemen alanlarda var olmaya çalışıyorum.
Ve itiraf edeyim…
Bazen gerçekten yoruluyorum.
Aynı şeyi tekrar tekrar anlatmaktan, aynı duvarlara çarpmaktan, bazen çok modern görünen cümlelerin arkasından çok eski bir zihniyetin çıkmasından yoruluyorum.
Sonra dönüp tarihe bakıyorum.
Belki de mesele yalnızca bugünün meselesi değil.
Kültürün Hafızası
21.yüzyılın ilgi çekici araştırma alanlarından biri olan memetik, kültürel fikirlerin, davranışların ve kabullerin toplum içinde nasıl yayıldığını ve kuşaktan kuşağa nasıl aktarılabildiğini anlamaya çalışıyor.
Ben bu kavrama kadın meselesi üzerinden baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum:
Bazı düşünceler gerçekten de genetik değil ama neredeyse genetikmiş gibi aktarılıyor.
Bir anne kızına, bir baba oğluna, bir toplum çocuklarına…
“Kadın şöyle olur.”
“Erkek böyle davranır.”
“Kadının yeri burasıdır.”
“Bunu erkek yapar.”
“Bunu kadın yapmaz.”
Kimse nereden geldiğini tam olarak hatırlamıyor belki ama cümleler yaşamaya devam ediyor.
İşte beni asıl düşündüren de bu.
Çünkü toplumsal kabuller çoğu zaman bize doğduğumuz gün verilmiş gibi geliyor. Oysa birçoğu sonradan öğreniliyor.
Tarihe baktığımızda kadın figürünün de farklı dönemlerde bambaşka anlamlar taşıdığını görüyoruz.
Anadolu’nun kadim kültürlerinde ana tanrıça figürünün bereket, doğurganlık ve yaşamla ilişkilendirilmesi bunun en bilinen örneklerinden biri. Fakat tarih ilerledikçe kadınla ilgili anlatılar, toplumsal roller ve güç ilişkileri de değişiyor.
Kadının kutsal kabul edildiği anlatılardan, kadının erkeğin mülkü olarak görüldüğü dönemlere uzanan uzun ve karmaşık bir tarih var önümüzde.
Elbette bu dönüşümü yalnızca “bir gün anaerkillikten ataerkilliğe geçildi ve her şey değişti” diye açıklamak mümkün değil.
Tarih bu kadar basit değil.
Ama şu kesin:
Kadın hakkında üretilen düşünceler de tıpkı diğer kültürel kabuller gibi kuşaktan kuşağa aktarılıyor.
Ve bazen en tehlikeli olanlar, artık kimse nedenini sorgulamadığı için görünmez hâle gelenler.
Yaldızlı Ambalaj
Belki de en büyük çelişki burada.
Kadına değer verdiğimizi söylerken, onun yerine karar verebiliyoruz.
Onu koruduğumuzu söylerken, kendi kararlarını vermesini engelleyebiliyoruz.
Ona “itibar” kazandırdığımızı düşünürken, aslında hareket alanını daraltabiliyoruz.
Bazen kadın adına düşünen erkek çıkıyor karşımıza.
Kadın adına konuşan erkek…
Kadın adına karar veren erkek…
Hatta kadının yönetme hakkını, yine kadın için yaptığını söyleyerek elinden alan erkek…
Ve bütün bunlar bazen öylesine güzel cümlelerle paketleniyor ki, insan ambalajın içindeki eski zihniyeti fark etmekte zorlanıyor.
Ama yalnızca erkekleri suçlayarak da bu hikâyeyi tamamlayamayız.
Çünkü kültürel kalıplar kadınlar tarafından da öğrenilebiliyor, taşınabiliyor ve bazen farkında olmadan bir sonraki kuşağa aktarılabiliyor.
“Beyim bilir.”
“Erkek çocuğudur, yapar.”
“Kız kısmı böyle davranmaz.”
“Kadın başına…”
Ne kadar tanıdık geliyor değil mi?
Belki de asıl mücadele tam burada başlıyor:
Kendimize miras bırakılan her düşünceyi, sırf bize miras kaldı diye doğru kabul etmemek.
Çünkü gelenek, sorgulanmadığında kader gibi görünür.
Oysa hiçbir toplumun zihniyeti değişmez değildir.
Değişebilir.
Yeter ki önce soralım.
“Bunu neden böyle kabul ediyoruz?”
Peki Ya Ben?
Bunca yıl kadın üzerine yazdıktan sonra bazen kendime de soruyorum:
“Daha ne kadar yazacaksın?”
Bilmiyorum.
Belki yüzüncü kez aynı şeyi söyleyeceğim.
Belki başka bir cümleyle, başka bir hikâyeyle, başka bir kadının yaşadıkları üzerinden yeniden anlatacağım.
Çünkü yazmak benim için biraz da budur.
İçimde itiraz eden bir ses varsa, onu susturmak yerine kelimelere dönüştürmek.
Belki benim yazdıklarım dünyayı bir anda değiştirmeyecek.
Ama zaten bütün değişimler büyük cümlelerle başlamıyor.
Bazen bir çocuğun zihninde oluşan küçücük bir soru, yıllardır süren bir kabule ilk kez itiraz ediyor.
Bazen bir kadın “Ben de yapabilirim” diyor.
Bazen bir erkek, kendisine öğretilmiş bir davranışı ilk kez sorguluyor.
Ve bazen bir anne, kızına yalnızca ne yapması gerektiğini değil, kendi kararını nasıl vereceğini öğretiyor.
İşte o zaman bir şey değişmeye başlıyor.
Belki yıllardır yazdığım yüzlerce yazının gerçek karşılığı da budur.
Birilerini ikna etmekten çok, birilerinin zihninde küçücük bir soru işareti bırakmak…
Çünkü soru soran insan, artık kendisine öğretilen her şeyi olduğu gibi kabul etmiyordur.
Ben hâlâ yazıyorum.
Çünkü daha okuma yazmayı bilmeden çerçevelerin arkasına çizdiğim o anlamsız işaretlerden beri değişen pek bir şey yok aslında:
O zaman da içimde söylemek istediğim bir şey vardı.
Bugün de var.
Ve galiba insan, söyleyecek sözü olduğu sürece yazmaktan yorulmuyor.
Benim yazı serüvenim gelişigüzel başlamadı. İçgüdüsel başladı.
Belki de hâlâ aynı çocuğum.
Sadece artık çerçevelerin arkasına semboller çizmiyorum.
Kelimelerle iz bırakmaya çalışıyorum.
GELİŞİGÜZEL DEĞİL, İÇGÜDÜSEL BİR YAZI SERÜVENİIŞIK YARGIN
BİR ÜLKENİN SINIRLARI KADAR EKOSİSTEMİ DE KORUNMALIDIRCEM ARÜV
ZİNCİRİN TAMAMINI GÖRMEK!HASAN EKİN KURUCUK
ANTALYA'DA TARİHİ DÖNÜŞÜM: ÖZ KAYNAKLA BÜYÜYEN GÜÇAHMET DİKİCİ
40 TL'YE TUVALET!..VEDAT GÜRHAN
KÜRESEL ELİTLERİN MEMURLARI!..PROF DR RAMAZAN DEMİR
BİR ANNE İÇİN EN GÜZEL DÖNÜM NOKTASIŞAFAK ÇELİK
ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER-7NİZAMETTİN ŞEN
MÜZİKAL DON KİHOTE VE HAYAL KIRIKLIĞIBİHTER GÖRDÜ
GÜNLERDEN KÜBAMERAL KILINÇ
SANAT KEPEZ'DE, MÜJDE GÖYNÜK İÇİNKAHRAMAN KÖKTÜRK
ŞAİRİN ÖLÜMÜ VE SONRASI: YAHYA KEMAL (1884-1958)GAZANFER ERYÜKSEL
ROUSSEAU VE ROMA'NIN ÇÖZÜLÜŞÜ=3MUHARREM YELLİCE
MARAŞ'IN KADİM SOFRASITALİP BAYRAM
EL YAZISI DİJİTAL ÇAĞA YENİK DÜŞMEYİ HAK ETMİYORBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
TÜRK MÜSLÜMANLIĞI VE SOL’UN AYMAZLIĞIEŞREF URAL
ŞİDDET DE ÖĞRENİLİR, SEVGİ DEPINAR TEYİN
ISRARCI GEÇİNMELERRAZİYE GÖK AKTAŞ
YAĞLI GÜREŞ CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASINURİ SEZEN
KILBASANLI SAKIZCI KEMAL VE UÇAN BALONYUNUS YAŞAR
SANAT SİZİ KANDIRIYOR MU?GÖZDE SARI
TÜRKÇE'NİN SESİ: 26 EYLÜL TÜRK DİL BAYRAMIDOÇ DR BEKİR DİREKCİ
AKIŞTA OLMAKAHMET İLBARS
ÜRETEN KADINLARIN GÜCÜ: İKBAL YALIN’IN KOOPERATİFÇİLİK YOLCULUĞUALYA ŞAHİN
'UZAY VE HAVACILIK BİRİKİMİMİZİ DÜNYAYLA PAYLAŞACAĞIZ'
BERKAY BAHAR: “ŞEHRİN SORUNLARI İŞLETMELERİN MALİYETİDİR“
ÖĞRENCİLERİNE İLHAM VEREN 'RESSAM MÜDÜR'
MAVİ YENGEÇ, LEZZETİYLE SOFRALARIN GÖZDESİ
ASPENDOS'TA PERDE KAPANDI
BERKAY BAHAR: "KADIN VE GENÇ GİRİŞİMCİLER İÇİN DAHA GÜÇLÜ BİR ATSO KURACAĞIZ"
ÜRETİCİLERİN SERASI ARTIK TELEFONDA
'TARIM MALİYETİ TEMMUZ'DA REKOR DÜŞÜŞ GÖSTERDİ'
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim







