Bugün 29 Ocak 2023 Pazar
  • Antalya16 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    1164.692
    %0.00
  • Dolar
    18.799
    %0.00
  • Euro
    20.4291
    %0.00

Ömer Yetgin / BUGÜNLÜK

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ömer Yetgin / BUGÜNLÜK

Deprem ve risk faktörü

04 Mart 2022 Cuma 00:02

 

            Deprem kuşağında yer alan bir ülkeyiz… Bir doğal afet olarak tanımlanan depremin esas yıkımı ise bu doğal afete hazırlıksız yakalanmak.

            Deprem bilincinin oluşturulması noktasında yeterli bir çalışma içerisinde olduğumuz söylenemez.

            Tarihimizde büyük acılar ve kayıplar yaşadığımız depremler var.

   Ülkemizin yüzölçümünün yüzde 92’si, nüfusunun yüzde 95’i, büyük sanayi merkezlerinin de yüzde 98’i ne yazık ki deprem kuşağında bulunuyor. Depremler, meydana getirdiği hasar ve can kaybı açısından ise Türkiye’de yaşanan afetler içerisinde birinci sırada yer alıyor. Olası bir deprem anında can ve mal güvenliğini sağlamak için binaların depreme karşı güvenli durumda bulunması hayati önem taşıyor.

Depremin ihmale gelmeyeceği,  çok önemli bir doğa olayı olduğunu, önlemler alınmazsa, hazırlıklar yapılmazsa çok daha trajik sonuçların yaşanabileceği ortada…

            Tarihimizde büyük acılar ve kayıplar yaşadığımız depremler var.

 

Ülke olarak hepimizi derinden “sarsan” ve yıllarca olumsuz etkisinden kurtulamadığımız 17 Ağustos depreminin üzerinden geçen zaman trajediyi unutmamamız gerçeğini gözümüzün önüne seriyor.

                        Binaların tuz gibi dağıldığı, günlerce, aylarca ve hatta yıllarca olumsuz psikolojisinden kurtulamadığımız 17 Ağustos depremi; aslında acı gerçeklerle hepimizi yüzleştirmesi bakımından unutulmaması gereken bir tarih…

                                                Psikolojimizi de derinden etkileyen bu trajediyi “unutmadan” bu doğal afetten “dersler” çıkarmamız gerçeği ile yüzleşmekten kaçınmamalıyız.

  Deprem gerçeği; zaman zaman acı tecrübeler ve anılarla her zaman belleğimizde yaşattığımız trajik bir olay…

            Her ne kadar bu acılar; her yeni depremde bir kez daha içimizi yakarken, en çok ihtiyacımız olan zor günlerde kenetlenme duygumuzu üst düzeyde tuttu.

                                    Öte yandan Antalya; ikinci derece deprem kuşağında olan bir şehir…

            Konumu ve planlaması itibariyle deniz kenarında konuşlanan bu şehirde özellikle 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden önce yapılmış binlerce bina var…

            Deniz kenarında çok katlı gökdelenlerin olduğu, ekonomik ömrünü tamamlamış, eski, deforme olmuş binlerce binanın olduğu Antalya’da, “deprem” gerçeğinin bir an önce çok somut biçimde irdelenmesi gerekiyor.

                                    Depreme dayanıklı, estetikle yoğunlaşan, çevre düzenlemesi yapılmış, kapalı otoparkları ve sosyal donatı alanları ile çevrelenen binaların Antalya’ya kazandırılması noktasında somut adımların bir an önce yapılması gerekiyor.

                        Antalya’da ekonomik ömrünü tamamlamış binlerce eski, köhne bina var.

            Bir de falezlerdeki tehlike var.

            Falezlerdeki tehlikeli yapılaşmaya artık dur denmeli…

            Kentsel Dönüşüm alanında yeni adımların atıldığı Antalya’da “deprem” gerçeğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadan projeler üretmeliyiz.

                        Çarpık yapılaşma yaklaşımından hızla uzaklaşmalıyız.

           

 

Bu yazı toplam 746 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim