Bugün 20 Ocak 2026 Salı
  • Antalya3 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6497.82
    %0.02
  • Dolar
    43.2853
    %0.04
  • Euro
    50.4037
    %0.12

HALİL ERDEM / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HALİL ERDEM / KONUK YAZAR

DOĞAYA HAKİM OLMAK YA DA KORUMAK

19 Ocak 2026 Pazartesi 23:52

  Doğaya ne kadar hakim olmak istesek de bu olası durmuyor. Onu yaralıyoruz, incitiyoruz ama o kendini onarmasını biliyor. Biz ne kadar bilimle, yani doğanın kendi yasalarıyla tanırsak ondan o ölçüde yararlanabiliriz. Bizim içimimizde var olan doğayı kontrol etme, hakim olma duygusu ise aslında insanoğlunun güçsüz ve çaresizliğinden kaynaklanan bir duygu olduğunu söyleyip kendimle ilgili bir anıyı paylaşmak istiyorum.

Ne kış ne kar vardı, hangi mevsimdi onu da hatırlamıyorum; çocuk denebilecek yaşlarımda, bir gün nerden aklıma geldiyse, gidip ovada bahçemizin yakınında söğüt çubuklarından örülmüş kapan denilen bir tuzak kurdum. Birkaç saat sonra döndüğümde tuzağın içinde karatavuk dediğimiz bir kuş vardı, hemen çıkarıp boynunu kopardım. Sanki büyük bir savaş kazanmış gibi sevinçle evin yolunu tuttum. Doğaya hakim olma duygusu, anlatması güç bir duygu ve vahşice. O, canına kıydığım kuş bülbül kadar güzel ötebilen yalancı bülbül dedikleri bir kuşmuş, yetişkinliğimde öğrendim. Aradan onlarca yıl geçti ve ben kendimi hala affedemedim. O gün bu gün yararlı zararlı hiç bir cana kıyılmasına tahammülüm yok. Evimin içindeki örümcekleri dahi incitmeden dışarı bırakırım. Bu ara sokak hayvanlarına da artık evlat muamelesi yapıyorum.

Bir zamanlar Teke yöresinde özellikle sırtını ormana yaslamış köylerde birden fazla çoban olurdu. Çobanlık deyip geçme, çoban demek sadece önündeki hayvanlara hakim olmak demek değildir: Çobanlık doğayla bir bütün olmaktır. Kuşa kurda yoldaş olmak, doğanın kucağında doğayla dost ve uyumlu olmaktır. Ağacına taşına sahip çıkmak demektir. Vb.

Sözünü edeceğim ritüelin oluşturulduğu yaşam tarzı ne elli yıllık ne yüz yıllık, belki de insanlık tarihi kadar eskidir. Ama insanoğlu doğada varlığını sürdürebilmek, canını, malını sevdiklerini korumak için kedince bir takım yollar, yöntemler aramış, bulmuş, kendince uygulamış ve bu günlere gelmiş. Bu günlere geldiyse ve bu uyguladığı ritüelleri de yüzlerce yıl bırakmadıysa gerçekten geçerli sebepleri olabilir.

Teke Yöresinde 80’li yıllara kadar halkın çoğunluğu hayvancılıkla geçinirdi. O dönemlerde yaban hayatı da zengindi. Bu yaşam döngüsünde hem hayvanını koruyacaksın hem de doğayı koruyup doğaya saygılı olacaksın.

Ritüel şöyle: Çoban yüzlerce koyunuyla, keçisiyle ormanın yolunu tutar. Yüzlercesini ağacın, taşın, çalının ardında sayma olanağı yoktur. Bunu istese de sürünün hareketliliği ve bitki örtüsü nedeniyle, doğru bir sayım yapamaz zaten. Oldu ya bir grup koyun keçi sürüden ayrılıp gitti. Çoban bunu akşam geç saatlerde sürü yatak yerine varınca ayırt edebilir. Geri dönüp baksa da bulamayabilir. Çünkü akşamla hareketsiz oldukları için çan sesini de duyamayacağından çoban sabahı bekler. Bekler ama dağda kalan hayvanlarına bir kurt sürüsü rastlarsa ne olacak; işte tam burada yerel halkın “uğrasa” dediği bir ritüel yardıma koşuyor. Bu hem hayvanlarını kurttan koruyacak hem de çobanın içi rahat bir uyku çekmesini sağlayacak.

İşte o uygulamanın adı “kurtağzı bağlama.” Zamanında bu işi yapan Ulu Şamanlarımız vardı, çoban gider onlardan birine der ki “Benim koyunum, keçim sürüden uçlanıp gitmiş. Kurtağzı bağlar mısın?”  Şaman, bu işi hiçbir karşılık almadan yapar. İki şekilde kurtağzı bağlandığını görüyoruz. Birinci uygulama: Kutsal sayılan çıtlık ağacından bir ince çubuk kesilir. Kaybolan hayvan sayısı kadar çubuğa çentik atılır. Değnekle toprağa bir daire çizilir. Bu çentikli çubuk çizilen dairenin içine atılır.” Kurdun ağzı sıkı bağ” diye üç kere tekrar edilir.

İkinci ritüel ise sadece toprağa bir değnekle daire çizilir.  Hayali olarak kurt dairenin dışına çizilir. Koyunlar da dairenin içine çizilir. Sonra aynı şekilde “Kurdun ağzı sıkı bağ” diye üç kere söylenir. Bu ritüelde yavaş yavaş İslami formların da eklendiğini, bazı uygulayıcıların kurandan sureler okuduğuna da tanıklık ettik. Böylece kurtların sürüyle karşılaşmamaları için gereken enerjiyi uygulayıcı göndermiş olur.

Ertesi günü koyununa, keçisine kavuşan çoban, kurt aç kalmasın diye gelip ritüel uygulayıcısına haber verir. O da ritüelin tersini uygulayarak “kurdun ağzı açıla, kurdun ağzı açıla” diyerek açar ve kurtları serbest bırakmış olur.

Bu cümlelerin altını çizmek isterim. Burada uygulayıcıların kurdun ağzının bağlı kalıp aç ölmesini istemedikleri açık. Bu doğaya saygılı olmanın, doğayı korumanın en güzel örneği değil de nedir?

Kaynak kişiler: Çavdır ilçesinden Şerife Özevci, Altınyayla ilçesi Çörten köyünden Hasibe Erdem. Çobanlardan Şakir Önal ve Duran Erdoğdu. (Tat Duran)

Bu yazı toplam 147 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim