Bugün 03 Haziran 2026 Çarşamba
  • Antalya19 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6629.43
    %0
  • Dolar
    45.9261
    %0.02
  • Euro
    53.4391
    %-0.07

M. ALİ ÖZDOĞAN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
M. ALİ ÖZDOĞAN / KONUK YAZAR

TOROSLARIN SON ÇOBANLARI VE YOK OLAN ARAZİLER

02 Haziran 2026 Salı 23:48

 

“Medeniyetler son nefeslerini yüksek dağ silsilelerinin zirvesinde verir.” Ünlü Fransız tarihçi Fernand Braudel'e ait bu söz aslında içinden geçtiğimiz süreçte Türkiye’nin son otuz yılında yaşanan hızlı kültür değişimini özetliyor. YÖRKAM müdürü Prof. Dr. Fatih Uslu hocamız “Yörüklerin dünü ve bugününe dair” ANSAN’da bir konuşma yapmıştı. Hocanın bu konuşması o kadar etkili olmuş ki aradan geçen zamana rağmen konuşmanın izleri hala hafızamda tazeliğini koruyor. Fatih Hoca, Braudel’in bu sözünü artık yok olma noktasına gelen Yörük geleneğinin Türk kültürü için ne kadar kıymet taşıdığını ifade etmek için kullanmıştı. Göç olgusunun kültürleri canlı tuttuğunu söyleyen Prof. Uslu, bunu farklı medeniyet tecrübeleriyle örneklendiriyordu. Bu konuda o, İbni Haldun’un devlet teorisinde bedeviliğin devlet kurmada motor güç olduğu örneğini veriyor. Ona göre göçebelik bir akarsuya benziyor. Göçebe topluluklar ile yerleşik hayata geçmiş halklar arasında -tazeliğini harekete borçlu olan- bol oksijenli ve dolayısıyla daha fazla canlı türü barındıran bir akarsu ile durgunlaşınca oksijeni azalan ve fazla canlıya yaşam hakkı tanımayan bir durgun su arasındaki benzerlik bulunmaktadır. Bu bağlamda Türklerin göç hikâyesinin tarih sahnesinde Türklere kattığı dinamizm ile İslam tarihindeki Hicret olayının İslam’ın gelişmesine nasıl bir canlılık kazandırdığını hatırlatmakta yarar var.

Fatih Uslu hocanın Yörüklerle ilgili yaptığı akademik çalışmaların yerel kültür alanında önemi çok büyük. Daha düne kadar görmezden gelinen, uzak durulmak istenen bir yaşam tarzının kıymeti söz konusu kültür yok olmak üzereyken hoca sayesinde fark edildi/fark ediliyor. Hatta Yörük olmak haklı olarak gurur duyulacak bir geleneksel kültür kodunu da bünyesinde taşıyor artık.

İlgi alanında sosyoloji ve antropoloji bulunan üstelik Yörüklerin geçiş ve konaklama noktalarında yaşayan birisi olarak söyleyeceğim çok şey var; ancak zaman ve mekan sınırlı. Bir kültüre hayatiyet kazandıran ona şekil veren başlıca amil üretim biçimidir. Hayvancılık menşeli göçebeliğe dayalı yaşam tarzının zorluğundan yayla ile seyilin(sahil) orta noktasında bir coğrafyaya yerleşmiş yarı çiftçi yarı hayvancılıkla geçimini sağlayan Akseki’nin Murtiçi, Gönnet ve Hocaköy yöresinde de bu üretim tarzının doğurduğu yeni bir kültür oluşmuştu. Kökeninde Yörüklük bulunan ve manav olmuş (yerleşik Yörük) Gönnet halkı Yörüklerle her ne kadar sağlam insani ilişkiler kursa da ekili alanlara zarar verebileceği sebebiyle Yörüklerden endişe etmişti. Öte yandan Yörüklere karşı duyulan bu kaygı köyde geçimini çobanlıkla sağlayanlara karşı daha fazlaydı. Öyle ki onların arazilerine vereceği zarar komşuluk, arkadaşlık ve akrabalık ilişkilerini de olumsuz etkileyebiliyordu.

Akseki’deki sosyolojik değişimin manzarasına baktığımızda gördüğümüz şöyle bir gerçeklik var: Göçebelikten, çadır kurmaktan bıkıp yerleşik hayata geçen bir önceki nesil gibi gece gündüz tarlasında ter akıtan nesil de çalışmaktan bıktı. O zor şartlara, kıt imkânlara rağmen üretim yapan nesil yerini hızlı bir şekilde zengin olayım düşüncesindeki zihniyete yerini terk etti. Ama çalışmadan, üretmeden, yorulmadan…  Hatta bir grup, hali vakti biraz yerinde olup da tarlasında çalışanlara karşı “doymayacak mı, bu ne hırs” gibi yaftalayıcı bir tutum da takındı.

Köyden kente hızlı göç, turizm (postmodern göçebelik) bizim yukarıda sözünü ettiğimiz konar göçerliği ve yarı göçebeliği (köylülüğü) ortadan kaldırmıştır. Sabah saat üçte kalkıp tarlaya gitmek için birbiriyle yarışan, üzerine güneş doğdurmayı ayıp sayan bir nesil yok oldu. Tarlasını, bağını, bahçesini soğan ekmek, incir karmaya talim ederek oluşturmuş bu neslin “aman davar girmesin” diye üzerine titrediği araziler -o çok korktukları davar sürüleri gibi- maalesef kaybolmak üzere.  Köylerde çobanlık bitti. Keçi sesleri kesildi.

Akseki’de Torosların eteğine kurulmuş köylerde arazilerin viran hale gelmesinin bir nedeni arazilere giden patika yolların bile bozulması. Arazi sahiplerinin çocukları dahi kendi arazilerini bulamıyor. Yakın geçmişte Akseki’nin Güneykaya köyünde tarım arazileri için bir umut ışığı doğmuştu. 2019 yılında Güneykaya köyünün rahmetli muhtarı Adem Altıntaş zamanında arazilere traktörün ulaşabileceği yol çalışması yapılmıştı. Umarım bu arazi yolları sayesinde boş kalan araziler köyden göç edip gitmiş neslin günü birlik de olsa gelip üretim yapacağı alanlara dönüşür, demiştim. Fakat yöreye örnek olacak o çalışmalar muhtar rahmetli olunca devamı getirilemedi.

Yol, Akseki’deki arazilerin kan damarı. Bir zamanlar katırlarla gidilen bu tarlalara bugün motorla traktörle gidilebilir olması lazım. Akseki’nin nüfus açısından nispeten hareketli köylerinden Güneykaya, Hocaköy hattındaki köy yoluna yakın noktalarda zeytin bahçeleri oluşmaya, arazilere konteynerler konulmaya başlandı. Manavgat ve Antalya’ya göç etmiş vatandaşlar, buralardaki zeytin ağaçlarının hatırına arada bir köyüne uğruyor, yaşlı ana babasını ziyaret ediyor. Bu sosyolojik değişim geleceğe dair umut vermiyor değil. Eğer Akseki’deki yok olmaya yüz tutmuş arazilerin yolları Akseki Belediyesi veya Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılabilirse sadece kuruyan üzüm bağları canlanmayacak, köylerdeki nüfus hareketliliği canlanacak ve en önemlisi üretme fikri yeniden hayat bulacak. Bu bakımdan Güneykaya Köyü Muhtarı İsmail Altıntaş ile Hocaköy Muhtarı Mustafa Zorlu’ya büyük iş düşüyor.

Amacımız Fatih Uslu hocanın da altını çizdiği gibi Yörüklük ve köylülük üzerine nostalji, romantizm yapmak değil. Nereden geldiğimizi nasıl bir geçmişe sahip olduğumuzun bilincinde olursak geleceğe daha sağlam ayak basabiliriz. Zira durmak Yörük kültüründe çürümek demek.

whatsapp-image-2026-06-02-at-23-47-29.jpeg

Fotoğraf: Merhum Ramazan Arslan (Gönnet’in son çobanlarından Akağa, 12 Ağustos 2008)

 

Bu yazı toplam 210 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim