- IMKB
% - Altın
6640.37
%-2.16 - Dolar
43.484
%-0.01 - Euro
51.6195
%0.01
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 14:53 - DAVRAZ KAYAK MERKEZİ OLUMSUZ HAVA NEDENİYLE BUGÜNLÜĞÜNE KAPATILDI
- 14:38 - SAVRULAN TIR DORSESİ FACİAYA SEBEP OLUYORDU
- 14:38 - EŞYALARI TEMİZ KULLANMAYAN PERSONELE SİNİRLENDİ, LOJMANDAKİ BÜTÜN EŞYALARI ÇIKARTIP YAKTI
- 14:16 - HORTUM SONRASI ENKAZ KALDIRILIYOR
- 14:08 - ANTALYA’DA 10 KİŞİNİN ÖLÜMÜYLE SONUÇLANAN KAZADA ACI ADLİ TIP KURUMU ÖNÜNE TAŞINDI
- 13:28 - ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ RAMAZAN KOLİSİ BAŞVURULARI BAŞLADI
- 13:28 - BURDUR’DA ETKİLİ OLAN YAĞIŞTAN DOLAYI YOL ÇÖKTÜ
- 13:18 - BÜYÜKŞEHİR’DEN HORTUM VE FIRTINADAN ZARAR GÖREN ÜRETİCİYE SERA NAYLONU DESTEĞİ
- 13:08 - YENİ GÖRÜNTÜLER ORTAYA ÇIKTI: BEBEĞE ŞİDDET UYGULAYAN HEMŞİRE BAŞKA BEBEĞE DE TOKAT ATMIŞ
- 12:53 - SOLAR SULAMA SİSTEMLERİYLE TARIMDA TASARRUF
- 12:33 - KEPEZ’DEN BALKANLARA UZANAN KÜLTÜR VE SANAT BULUŞMASI
- 12:33 - BURDUR’DA MOBİLYA İMALATHANESİNDE YANGIN
- 12:13 - UZMANI ANLATTI: FONKSİYONEL TIP YOL HARİTASI ÇİZER
- 12:13 - ANTALYA TİCARET BORSASI, OCAK AYI HAL ENDEKSİNİ AÇIKLADI
- 12:03 - ADANA’DA İLK DERS ’BAYRAK SEVGİSİ’ TEMASIYLA İŞLENDİ
HALİL ERDEM / KONUK YAZAR


YERELDEN EVRENSELE YÖRÜK MÜZİĞİ VE ARPANATOLİA - 2
KEÇİNİN YASAKLANMASIYLA YÖRÜK YAŞAM BİÇİMİNİN BİTMESİ VE KÜLTÜREL UNSURLARA ETKİSİ
1980’li yıllardan sonra Yörüklerin yaşamını kökten değiştirecek talihsiz kararlarla göçerliğin bitmesi, bu toplumun ürettiği bütün kültürel yapılarda bir bir kırılmalar yaşanmasına neden olmuştur.
Dağlarda keçi yasaklanınca, sürüler düze indirilmiş, adeta imha edilmiştir. Dolayısıyla üretim biçiminden kaynaklanan tüm kültürel unsurlardaki süreklilik bitme noktasındadır. Yukarda sözünü ettiğim Yörük müzik kültürü ve diğer unsurlar artık bundan sonra bugüne kadar var edilenlerle kalacağa benzemektedir.
YÖRÜK MÜZİĞİNİ ARAŞTIRAN YABANCILAR
Teke yöresi çalgılarından ve müziğinden söz etmişken şöyle biraz gerilere gidip bu yöre müziklerine olan yerli ve özellikle yabancıların ilgilerinden söz etmek isterim. Osmanlı’nın son döneminden itibaren Anadolu’ya gelen Avrupalı gezginler ve müzik araştırmacıları, özellikle zeybek oyunları ve çalgı gelenekleri üzerine gözlemler yapıp bunu Avrupa’da yayımlamışlardır. Bu sayede Teke havalarının karakteri (avşar ağızları, teke zortlatması vb.) Avrupa akademik çevrelerinde tanınmaya başlamıştır. Teke yöresi ezgilerinin yurtdışında sistemli olarak tanınması etnomüzikoloji disiplininin yükseldiği dönemle örtüşür. 1936 yılında ülkemizde bir dizi derlemeler yapan Macar müzikolog Bela Bartok Teke yöresinde kapsamlı derleme yapmasa da Anadolu’nun güneyi ve batısındaki halk
müziğini inceleyerek, Teke ve Ege müzik karakterlerini Avrupa’ya tanıtan ilk büyük müzikologlardan birisi olmuştur. Yayımladığı makaleler ve modal yapı (ses dizisi) özelliklerinin Avrupa’da tanınmasına katkı sağlamıştır. Muzaffer Sarısözen ve ekibinin 1950-60’lardaki arşiv kayıtları UNESCO aracılığıyla bazı ülkelerin arşivlerine gönderilmiştir. Bu kayıtlar içinde Teke yöresi zeybekleri, gurbet havaları ve Teke tavırlı türküleri de yer almaktadır.
Sonuçta Teke yöresi ezgileri yurt dışında ilk kez Batılı araştırmacıların saha gözlemleriyle ve 1950-60 arasında yapılan derlemeler, bilimsel yayınlar ve arşivlerin paylaşılması sayesinde tanınmaya başlamıştır. Yani ilk tanınma konser vs. ile değil akademik-etnomüzikolojik çalışmalar üzerinden gerçekleşmiştir.
Arif Sağ, Erdal Erzincan ve Erol Parlak 5 Mayıs 1996 yılında Almanya’da Köln Filarmoni Orkestrası eşliğinde bir konser vermişlerdir. Anadolu müziğinin Batıda tanınması açısından önemli bir konserdir bu. Konserin ilk ezgisinin “Serenler Zeybeği” olması ve bu ezginin Teke yöresinden seçilmiş olması çok anlamlıdır. Bu tarz konserlerin birinci eserleri hep dinleyiciyi/seyirciyi etkilemek için özenle seçilir. Teke yöresi ezgilerinin kendi içinde barındırdığı doğal çok sesli yapısı nedeniyle Anadolu ezgilerinden örnek verilirken bilinçli olarak, Anadolu’yu temsilen seçilmiştir.
Bugüne kadar var edilen özellikle müzikteki ezgileri en az üreten kadar derinlemesine bir beceriyle günümüz ve gelecek insanına, hatta insanlığa sunmak gerekir. Yukarıda bu konudaki çabalardan ve evrelerden bahsettim. Tam bu kırılmaların yaşandığı, bir kültürün üstünden geçildiği bir dönemde bir şeylerin olduğunu görmek beni sevindirdi. Yaşam döngüsü öyle bir şey ki biliyorsunuz yakılan, kesilen bir ağacın kökünden yeni bir filiz çıktığını görürüz. İşte o filizlenmeyi sağlayan, yerelden evrensel çizgiye ulaşmasında çok büyük katkılar sağlayan bizden bir isim Ferhat Erdem ve Yörük müziğinin başarı öyküsünü kısaca anlatayım.
ARPANATOLİA İLE YÖRÜK ÇALGILARI TANITIMI
Ferhat Erdem Dirmil Müzik kültürü içinde kendi kendini yetiştirmiş bir ustadır. Etkilendiği çok sayıda usta olmuştur. Onun en önemli olanağı 1986 da TRT’ye girmesidir. İzin günlerinde yöresinde saha çalışmalarını otuz yıl boyunca yaptı, inceledi, kayıtlar aldı. Gördü ki Yörüklerin olmazsa olmazı olan keçinin dağlarda yasaklanmasıyla birlikte Yörük yaşam biçimine bağlı kültürel uzantıların da bittiğini, kilimden tut da manilerin, boğazların, türkülerin artık yapılamadığını gördü. Çok haklı kaygılara kapıldı. Tek derdi en azından yaşayan yerel sanatçılardan yöreye ait ezgilerin stüdyo kayıtlarını yapmaktı. Kısmen bunu TRT olanaklarıyla, bazen de kendi olanaklarıyla bu kayıtları aldığını biliyorum.
Yaptığı en önemli çalışmalardan biri de saha çalışmalarında aldığı notları, yaptığı araştırmaları, röportajları yüksek lisans tezini “Dirmil Yörük Müzik Kültürü” adı altında yayımladı. Ferhat Erdem, bu tez çalışmasını yürütürken araç ve yöntem konusundaki sınırlamalar nedeniyle yaptığı çalışmayı şöyle açıklıyor:
“Bu tezde kullanılan yöntem, etnografik yaklaşıma dayalı bir vaka çalışmasıdır. Vaka çalışmasında ise sözlü tarih ve katılımcı gözlem tekniği ile Yörük müziğinin toplumsal hafızadaki kronolojik parçaları birleştirilmiştir. Yerel müzik büyük ölçüde sosyal ve kültürel olarak kodlandığından Dirmil’in kültürü “içeriden” bakış açısı ile çözümlenmeye çalışılmıştır. Vaka çalışması bu kültürün analiz edilmesini sağlayacak en etkin araç olarak düşünülmüştür,” diyor.
Bu çalışmasında Yörüklerin göç hareketlerini, iskân politikalarına bağlı oluşturdukları yerleşim yerlerini; müzikte tarihsel dönem ve aşamalarını, Yörüklerin etnik tanımlamalarını, yaşam biçimlerini, üretim şekline göre yapılan kültürel etkinlikleri ritüelleriyle anlatmıştır.
İnsanoğlu henüz bir enstrümana sahip değilken kendi sesini parmağıyla kontrol ederek çıkardığı boğaz ezgilerini Asya’dan Dirmil’e kadar izini sürmüş. Dirmil’de bu boğaz icrasında bir guguk kuşunun ötüşünü, kızların oğlanların karşılıklı boğazla yaptıkları atışmaları curaya uyarlayan, Çörten köyünden Gök Şakir, Hüseyin Karakaya gibi uygulayıcı sanatçıların yanında bizzat boğaz geleneğini sürdüren Hasibe Can ile Ülkün Aydoğdu’nun kaydını yaptığı Maştalı Saadet Akıncı, Dudu Önal ve Şükriye Kaya’nın boğaz kayıtları üzerine inceleme yapmıştır.
Dirmil yerel müziği ve demografik değişimler arasındaki ilişkiyi 1950- 1980 dönemini günümüz açısından değerlendirmiş. Teke Yöresinin müzik, dans ve çalgı çeşitliliği bakımından göçebe yaşamını ve Orta Asya Türk topluluklarının izlerini kuvvetle taşıması bakımından birçok yöreye göre farklılıklar arz ettiğini yazmıştır.
Dirmil’de kullanılan çalgıların teknik özellikleri, ölçü standartları bakımından üreticisine, dönemine ve gereksinime göre standartları olduğunu göstermiştir. Dirmilli icracıların diğer bölgelere göre açık ara tavır farklılığının altını çizmiş, icracıları üç kuşak olarak değerlendirmeye almıştır. Yöredeki üretim ilişkilerinin değişmesiyle sanatın icradaki olumsuz değişmeleri ve son dönemde icracı azlığından söz etmiştir.
F. Erdem: “Yörük kültürünün canlı tanıkları olan yaşlı ve tecrübeli Dirmillilerin belleklerindeki geri döndürülmesi mümkün olmayan kıymetli veriler kaybolmadan bu alanda araştırma yapacak kurum veya kişilerce bir an önce kayda geçirilmelidir,” diyerek önemli bir çağrıda bulunuyor.
Ferhat Erdem Musa Eroğlu, Sümer Ezgü gibi çok sayıda popüler sanatçıyla çalışmış, ama popülizme düşmeden sanatçı sorumluluğunda adım adım ilerlemiştir. Temsil ettiği özellikle Yörük müzik kültürüne karşı sorumluluğunu yerine getirmeye çalışmış ve halen çalışmaktadır. Daha önce TRT saz gruplarında bile görülmeyen Yörük çalgısı sipsiyi, curayı TRT müzik programlarından sonra CSO gibi senfonilerle buluşturmuştur. Yöre ezgileriyle sipsiyi, curayı senfonide soloya çekmiş ve en son olarak da opera müziğinde sipsi ve curayı kullanmıştır.
Bu sazlar açısından ve Ferhat Erdem’in sanat haritası bakımından en önemli gelişme ise “Güneşin Bahçesinde Hattuşa’dan Hollanda’ya” adlı proje içindeyken oldu. Bu proje: Oğuz Elbaş’ın araştırmalarının esas alındığı ve yine Elbaş’ın yazdığı “Güneşin Bahçesinde Hattuşa’dan Hollanda’ya” adlı proje içinde Ferhat Erdem’in yöre çalgılarıyla yer aldığı Başkent Üniversitesi Senfoni Orkestrası tarafından tarihi teatral senfonik bir konser ilk defa Antep’te gerçekleştirilmiştir. Bu konseri ilginç yapan Hitit dönemi çalgılarının arkeoloji kalıntıları üzerinde üniversitelerde çalışılarak günümüz teknolojisiyle güncellenip bu konserde kullanılmış olması projenin önemli unsurlarından biridir. Hitit uygarlığının toprakları üstünde bugün yaşayan halkın türküleri, şarkılarının bu konserde seslendirilmesi esas alınmıştır. Bu konseri izleyen müzik eleştirmenleri “Bu senfoniden üç sanatçı ve kullandıkları enstrümanlarla konserlere devam etmesi gerektiğini söyleyince, Ferhat Erdem, Çağatay Akyol ve Suat Kuş gibi isimler “Arpanatolia”yı oluşturarak ve yollarına devam ettiler. Ferhat, bu grupta başta cura, sipsi, kaval gibi çalgıları kullanılmış, konserlerde ezgilerin, türkülerin icrasından önce kısa açıklamalar, kısa öyküler anlatarak konserlerin sunumu daha dikkat çekici hale getirilmiştir.
Bu grubun yaptığı güzel işlerden biri de Arpanatolia Gözüyle Kapadokya belgeselinin müziği olmuştur: TRT Kültür kanallarında da yayınlanan Arpanatolia Gözüyle Kapadokya belgeselinde zaten eşsiz görüntüleriyle insanı büyüleyen Kapadokya, Arpanatolia’nın müziği ile müthiş görsel bir şölene dönüşmüştür. Çimenlerin üstünde Ferhat Erdem üçtelli bağlamayı soloya çekerek Âşık Veysel’in “Çiğdem Der ki Ben Alayım” ezgisiyle ben Anadolu’yum derken, kıyısında oturdukları ırmağın içine Çağatay Akyol’un arpından adeta su damlaları dökülmektedir. Tarihi mekânlarda ney tarihi mistik çağrışımları yüreklere serpmektedir. TRT’nin kuşbakışı keyif verici çekimlerinde temaya uyan dörtnala giden atın nal sesleriyle Suat Kuş’un ritim eşleşmesi keyfi doruğa çıkaran birlikteliklerden sadece
biridir.
Bu belgeselde zaman yüzlerce yılı aşıp aynı çalgılarla aynı mekânlarda günümüz modern insanına sunum yaparken postmodern bir ruha dönüşmektedir. Bu görsel ve müzik şöleninden sonra Ahmet Arif’in “Havva ana dünkü çocuk ben Anadolu’yum” dizesini hatırlamamak ne mümkün.
FERHAT ERDEM İLE RÖPORTAJ
Arpanatolia Grubunun solisti Ferhat Erdem’e çalışmalarla ilgili son süreçte ne tür gelişmeler olduğunu kendisine sordum:
Halil Erdem: Sevgili Ferhat, Arpanatolia Müzik Grubunun Anadolu ezgilerini uluslararası alandaki tanıtımlarından, çabalarından söz eder misin?
Ferhat Erdem: Arpanatolia farklı ülkelerin farklı kentlerinde konserler verdi. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle 2025‘te Belçika’nın başkenti Brüksel’de verdiğimiz konser kültür diplomatları olarak bizim için diğer konserlerden ayrılır. Biliyorsunuz Brüksel hem NATO’nun hem de Avrupa Birliği’nin başkentliğini yapmakta. Bunun dışında tüm ülkelerin büyükelçiliklerinin bulunduğu bir kent. Tarihi bir salonda gerçekleşen konsere halk davet edilmeyip sadece büyükelçilerin davetli olduğu bir konserdi. Konser sonrası Arpanatolia’nın tüm konserlerinde giydiğimiz 3700 yıl önce Hititli müzisyenlerin giydiği kıyafetlerle Türk Büyükelçili’ğin verdiği kokteyle katıldık. Birçok diplomat bizimle yapılan müzik ve kullanılan çalgılar üzerine sorular sordular. Farklı ülke diplomatlarına Anadolu müziğinin en dikkat çekici ezgilerini yine Anadolu müzik kültüründe yüzlerce, hatta binlerce yıldır kullanılan çalgılar olan arp, sipsi, üçtelli bağlama, kaval, ney ve zambır gibi çalgılarla sunduk. Konserden sonra Arpanatolia’ya “Kültür Diplomatları Payesi” verildi.
H.E: Arpanatolia’nın repertuarında Karacaoğlan, Yunus Emre deyişlerinden esintiler, Âşık Veysel’in Çiğdem havaları, Yörük ezgileri, buram buram Anadolu kokan nağmelerini bütün ülkeye konserlerle sunduktan sonra, zaten ara ara gittiğiniz yurtdışı konserleri hız kazandı. Yurtdışındaki Anadolu ezgileri özellikle Yörük ezgilerine, çalgılarına ilgi nasıldı?
F. E: Arpanatolia’nın repertuarında bulunan yerel müziğin evrensel boyuta taşınarak bu ve benzeri konserlerde seyirci/dinleyici karşısına çıkması Anadolu müziğinin zenginliği hakkında fikir vermesi açısından önemliydi. Biz dünyanın kültürümüzü bildiğini, tanıdığını sanabiliriz. Ancak durum hiç de böyle değil. Onun için toplumların zenginliklerinden birisi olan kültür ile tanıtılması çok etkili bir yöntemdir. Etkili bir konser belleklerde yer edecek, yıllar sonra bile hatırlanacaktır. Arpanatolia’nın 2012 yılındaki ilk konserinden itibaren hep Yörük çalgıları sipsi ve üçtelli bağlama yer almıştır. Üçtelli bağlama tüm konserlerin ilk ezgisi olan boğaz havasıyla seyirciyi selamlamaktadır. Boğaz havasından sonra Çörtenli üçtelli bağlama üstadı, boğaz havalarının virtüöz ismi Hüseyin Karakaya’nın eşsiz yorumuyla Âşık Veysel’in Çiğdem havası çalınmaktadır. Tabi bu bağlama yorumunu arp kusursuz bir şekilde icra etmektedir. Arpanatolia olmasaydı Yörük çalgıları dünyaya açılamazdı. Arpın müziği göğe çıkaran zengin yapısı Yörük çalgılarının kendilerini daha iyi, daha anlaşılır bir anlayışla ifade etmelerini sağladı. Batıda arp çalan bin tane sanatçı var. Ama arp’ı batıya böyle Yörük sazlarıyla taşıyınca batı başka gözle bakıyor. Yörük çalgıları farklı kültürdeki insanlara sadece yurtdışındaki konserlerle seslenmedi. Yurt içindeki birçok konserde yabancılar da yer aldı. Örneğin Nemrut dağı zirvesindeki konserimizde engelli bireyler için hem Türk hem de yabancılara müzik ziyafeti sunuldu. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Rusya turnesinde Arpanatolia’yı solist olarak tercih etmesi iki nedenden dolayı önemlidir. Birincisi ülke dışında kendi kültürüne dair ezgilerin icrası prestijli bir konser olur; ikincisi bu çapta bir konser repertuarının Arpanatolia’dan seçilmiş olmasıdır. Dünyanın köklü orkestralarından olan CSO 200. kuruluş yılında dünyanın en prestijli salonlarından olan Bolşoy Tiyatro Salonu’nda Arpanatolia’ya eşlik etmiş olması hem grup hem de yerel ezgiler açısından büyük bir onurdur. Böylece Anadolu yerel müziği evrensel müziğin beşiği ülkelerde ora insanının beğenisine sunulmuş oldu.
H.E: Sipsi gibi ayrıksı bir çalgı ve curanın izleyicisi bakımından çok elit ve sınırlı topluluklara hitap eden opera müziğinde kullanılması nasıl oldu?
F.E: Operada sipsi mi olurmuş diye düşünenler olabilir. Yaşar Kemal’in Binboğalar Efsanesi romanından etkilenerek “Binboğalar Operası”nı yazan Etnomüzikolog Michael Ellison’un bu eseri İstanbul Üniversitesi ve Bristol Üniversitesi’nin ortak projesi olarak Kadıköy’de bulunan Süreyya Operası’nda Hezarfen Ensemble Orkestrası eşliğinde seslendirildi. Orkestra bu gösteri için uzun provalar yaptı. Orkestrada yerel çalgı olarak sipsi, kaval ve bağlama kullanıldı. Elbette en dikkat çeken çalgı sipsi oldu. Batı orkestralarından sonra ilk kez bir operada dinleyici/seyirci sipsiyi dinledi. Gösteri sonrası Yaşar Kemal’in eşi Ayşe Semiha Baban, sipsinin Yörükleri konu alan bu operaya çok yakıştığını ve çok beğendiğini ifade etti.
H.E: Peki son olarak Yörük ezgilerinin geleceği konusunda neler söylersiniz?
F.E: Ustaların ulaştığı icra seviyelerini yakalamak pek mümkün görünmüyor. Ancak onlara yakın bir performans yakalansa bile artık üretim mümkün değil. Yörük ezgilerinin geleceği iyi icracıların yetişmesine ve bu icracıların söz konusu kültürün derinliklerini kavrama, projelendirme ve sunma becerilerine bağlı. Ancak bu şekilde toplumda bir karşılık bulma ihtimali olabilir.
H.E. Verdiğin bilgiler için çok teşekkür ederim sevgili Ferhat, Arpatolia’nın yolu açık olsun.
F. E: Ben de teşekkür ediyorum Halil.

YERELDEN EVRENSELE YÖRÜK MÜZİĞİ VE ARPANATOLİA - 2HALİL ERDEM
KIVILCIMLI ÜZERİNDEN KURULAN YENİ BİR MİTOLOJİMUHARREM YELLİCE
SERİKSPOR VE SADIKOV!..VEDAT GÜRHAN
YOL YÜRÜYEREK YAPILIRBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
BENDE SAKLI KALMASIN - 6OYA BOYSAN
YILDIZ SEÇEN YÖNETMEN HALDUN DORMEN (2)GAZANFER ERYÜKSEL
YILDIZLARA BAKARKEN DÜŞENLER: DOKTOR HİKMET KIVILCIMLIEŞREF URAL
ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNEMEDİKLERİNURİ SEZEN
GENÇLİK NEDEN BU KADAR YALNIZ?MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL VE KAVELYUNUS YAŞAR
KAFESTEKİ PANTER VE BİZŞÜKRAN KAYA
EMLAK VERGİLERİ CEP YAKACAKAV İBRAHİM GÜLLÜ
İLLERİN YÖNETİMİNDE ÇOK BAŞLILIK VE FELAKETLERİN MEVZUATLA İLİŞKİSİCEM ARÜV
TÜRKİYE VE İSLÂM DÜNYASI'NDA DÜŞÜNEMEME SORUNUTARIK ÇELENK
TÜRKLER'İN YUNAN ADALARI TUTKUSU BİTİYOR MU?HÜSEYİN BARANER
BİR KADIN MESELESİ DEĞİL, BİR TOPLUM MESELESİGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
SAMİ UĞURLU VE GALİBİYETKAHRAMAN KÖKTÜRK
NE OLUYOR BİZE?SÜLEYMAN EKİN
İSLAMCI YAPILARIN BESLENDİĞİ PSİKOLOJİK ZEMİNALİ İHSAN DİLMEN
ANTALYA: MEDENİYETLERİN ZİRVESİNDEN, RANTIN ÇUKURUNA!DİLEK DEMİRKAN
KARNELERDE ATATÜRK VE İSTİKLÂL MARŞI YOK!PROF DR RAMAZAN DEMİR
SUÇLU ÇOCUK YOKTUR, SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK VARDIR…HASAN YAKUP CANGÜVEN
LERMANTOV’UN İZİNDE KAFKASLARYALÇIN DUMAN
BAZI İNSANLARI UZAKTAN SEVERSİNİZ...ŞENER METE
RIZVANOĞLU: "EBER İÇİN ACİL VE BİLİMSEL EYLEM PLANI İSTİYORUZ"
VOLEYBOLUN GELECEĞİ ANTALYA'DA KONUŞULDU
BAŞKAN UYSAL TRABZON TANITIM GÜNLERİ'NDE
ERİŞKİNLERDE BU 6 AŞIYA DİKKAT!
ÖZTÜRK: "ANTALYA'NIN KAYBEDECEK ZAMANI YOK"
2026'DA TÜKETİCİ DAVRANIŞLARI NASIL ŞEKİLLENECEK?
DERELERDE BİRİKEN ATIKLAR TEMİZLENİYOR
İKİ YIL SONRA TAZE FASÜLYE MUTLULUĞU
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





