Bugün 01 Kasım 2026 Pazar
  • Antalya15 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6222.13
    %0
  • Dolar
    49.9259
    %0
  • Euro
    55.7152
    %0

AHMET DİKİCİ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET DİKİCİ / KONUK YAZAR

​AYNADAKİ YABANCI

01 Kasım 2026 Pazar 23:07

​İnsan en çok ne zaman kendine yabancılaşır, hiç düşündünüz mü?
​Öyle büyük, gürültülü felaketlerle ya da bir günde olmuyor bu. Genellikle çok sessiz, parmak ucunda atılan adımlarla başlıyor. Günün koşturmacası içinde, hayatın o baş döndürücü hızı arasında "El alem ne der?", "Ayıp olmasın", "Kırılmasınlar" derken, insan kendi iç sesinin sesini yavaş yavaş kısıyor. Bir süre sonra o ses tamamen kayboluyor, içeride derin bir sessizlik kalıyor. Aslında insan biraz da o sessizlikten, kendi içindeki o bastırılmış gerçeklerle baş başa kalmaktan korkuyor.
​Oysa her şey küçük bir fedakarlıkla başlar. Sevilelim, bir yerlerde kabul görelim, dışlanmayalım diye susuyoruz mesela. İçimizden "hayır" diye bağırmak geliyorken, dışarıdan nazik ve uyumlu görünmek adına o istemediğimiz "evet"leri sıralıyoruz. Karşı tarafı mutlu ediyoruz, ortamın huzurunu koruyoruz belki ama her "evet" dediğimizde ruhumuzdan bir parça eksiltiyoruz; kendimizi biraz daha erteliyoruz.
​Sonra bir gün geliyor, sıradan bir sabah aynaya bakıyoruz. Karşımızdaki yüz gayet tanıdık; saçlar, çizgiler yerli yerinde... Ama o gözlerin arkasındaki insanı tanımakta zorlanıyoruz. İçimizdeki o çocuk, o hevesli, o sahici insan bize tamamen yabancılaşmış. Çünkü insanı en çok dışarıdaki insanların kötülüğü ya da hayatın imkansızlıkları yormuyor. İnsanı en çok kendi hakikatinden vazgeçişleri, yıllarca kendine gösteremediği o şefkatsizlik, kendi içindeki o sessiz ihanetler tüketiyor.
​Oysa bu hayat, etraftaki herkesi memnun etmek için tasarlanmış bir sahne değil. Zaten ne kadar çabalarsak çabalayalım, herkesin yüzünü güldürmek, herkesi aynı anda memnun etmek imkansız. Birini mutlu etmeye çalışırken kendi özümüzü mutsuz ediyoruz. Hayatın asıl olayı, tüm dış etkenlere ve beklentilere rağmen insanın kendi vicdanına dürüst kalabilmesi.
​Tabii ki bu dürüstlük cesaret istiyor. Bazen yeniden kendimiz olabilmek, o kaçırdığımız huzuru geri alabilmek için bazı ağır yükleri geride bırakmak gerekiyor. Bizi sürekli aşağı çeken, enerjimizi emen insanları; bize artık hiçbir şey katmayan, sadece alışkanlıktan sürdürülen ilişkileri... Zihnimizi prangaya vuran o "ya yalnız kalırsam?" korkusunu arkamızda bırakmalıyız.
​Bazen bir insanı, bazen alışıldık bir konfor alanını, bazen de yıllarca sığındığımız yanlış bir limanı terk etmek ilk başta büyük bir kayıp gibi hissettirebilir. İnsan korkar, boşluğa düşeceğini zanneder. Ama asıl tehlike o boşluk değil, o yanlış kalabalıkların içinde eriyip gitmektir. Ruh, o gereksiz yüklerden arınmadıkça kendi coğrafyasına, kendi özüne kavuşamaz.
​Ve en önemlisi; insan, yolda kendinden kopardığı o kalbi yeniden kucaklamalı, kendini affetmeli. Çünkü insanın "Ben buradayım, benim de bir sınırım var" diyebildiği, kendi iç sesini yeniden duyduğu gün, takvimler neyi gösterirse göstersin, onun için hayat gerçekten yeniden başlar. Yabancı olunan o sürgün ikliminden çıkıp kendi iç limanına demir atmanın hafifliğiyle, insan en nihayetinde evine, yani kendine döner.
​Unutmayın; geç kalmak diye bir şey yoktur, insanın kendine döndüğü her an asıl başlangıçtır.

Bu yazı toplam 151 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim