- IMKB
% - Altın
6065.66
%-2.55 - Dolar
46.9982
%-0.08 - Euro
53.649
%-0.1
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 18:33 - BURDUR BELEDİYESİ’NE YÖNELİK "GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA" DAVASI
- 18:13 - ANTALYA’NIN TOPLU ULAŞIM AĞI GÜÇLENİYOR
- 17:43 - KEMER BELEDİYESİ ARAÇ FİLOSUNU GÜÇLENDİRMEYE DEVAM EDİYOR
- 17:33 - KUMLUCA’DA ODUNLUKTA BAŞLAYAN YANGIN BOŞ EVİN BAHÇESİNE SIÇRADI
- 17:13 - BOZYAZI’DA KAYIP KADIN İÇİN ARAMA ÇALIŞMASI BAŞLATILDI
- 17:13 - ANTALYA’DA 15 TEMMUZ ETKİNLİKLERİ
- 17:03 - EĞİRDİR’İN YENİ KAYMAKAMI DR. SERHAT DOĞAN GÖREVİNE BAŞLADI
- 16:48 - MEZİTLİ’DE KIRSAL MAHALLELERE HİZMET MESAİSİ
- 16:33 - ALANYASPOR DAYANIKLILIK VE TAKTİK ÇALIŞTI, PERFORMANS TESTİNDEN GEÇTİ
- 16:33 - ASAT’TAN BELEK, KADRİYE, ALTINTAŞ VE KUNDU’YA TURİZM YATIRIMLARI
- 16:18 - MANAVGAT’TA HAKKINDA 25 YIL 8 AY KESİNLEŞMİŞ HAPİS CEZASI BULUNAN HÜKÜMLÜ YAKALANDI
- 16:18 - ALANYA’DA HAVUZDA BOĞULMA TEHLİKESİ GEÇİREN 8 YAŞINDAKİ ÇOCUK HASTANEDE HAYATINI KAYBETTİ
- 16:08 - ALANYA’DA HENTBOL ŞÖLENİ SONA ERDİ
- 16:08 - ALANYA FUTNET’TE ZİRVEYİ BIRAKMADI
- 16:03 - ARSUZ’DA "YÜREĞİMİZDEKİ IŞIK PROJESİ" YAŞATILIYOR
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR


İKİ İDEALİST İNSANIN ÜRETİM MÜCADELESİ: ALİ TUR VE MÜMTAZ OTUR
Bu ülkede bir dönem, devlet bursuyla yetişen mühendisle ideolojik sendikacı, aynı fabrikada yan yana durdu. Biri, “Bu devlet beni okuttu, bu millete borçluyum” diyordu; öteki, “Sınıf mücadelesi” sloganıyla fabrikayı hedef gösteriyordu. Ali Tur’un Bozo romanının ikinci cildiyle, Adnan Yolalan’ın Bir Mümtaz İnsan kitabı, tam da bu çatışmanın iki çarpıcı örneğini anlatıyor. İki eserde gayretleriyle fabrika kuran, devletin imkânıyla yetişip ülkesine hizmet eden aydınlar, sonunda hüsranla baş başa kalıyor; “işçi hakkı” adına sahneye çıkan kimi sol işçi örgütleri ise, süt emdiği ineği boğazlayan çani gibi, kendi ekmek kapısını kendi elleriyle yok ediyor.
Ali Tur’un çizdiği dünyada karşımıza Mardinli bir Kürt aydını çıkar. Yoksul bir çevreden çıkmış, yatılı okullarda sürünerek teknik öğretmen olmuştur. Hayata bakışı nettir: “Bu diploma benim değil, milletimin bana emanetidir.” Kendisine açılan rahat ve bireysel zenginlik yollarını değil, sanayiye, üretime, bu toprakların kalkınmasına hizmet etmeyi seçer. Çalıştığı fabrikada üretimi en seviyelere çıkarır. Fabrika sahibinin kızı ile evlenir. Fabrikanın ortağı olur. Bu başarı gece gündüz çalışmanın mükafatıdır.Çelik dolap üreten bir fabrikanın devleşmesi büyümesi, bu çalışmanın somutlaşmış hâlidir. Devlet Malzeme Ofisi’ne yapılan çelik dolap satışlarıyla fabrika büyür; sadece patron değil, işçi de kazanır. Atölyede, ofiste, sahada hissedilen hava, klasik bir “sömürü düzeni”nden çok, “aynı gemideyiz” duygusudur. Üreten bir Türkiye hayali, hem yöneticinin hem ustanın hem işçinin yüreğinde karşılık bulur.
Ne var ki 1974’te DİSK öncülüğünde patlayan grevlerle birlikte çarklar bir anda durur. Kâğıt üzerinde bu bir “işçi hakları mücadelesidir; sloganlar, pankartlar, nutuklar öyle söyler. Ama fabrika cephesinden bakıldığında görülen manzara başkadır: Kazanlar donar, üretim durur, fırınlar soğur, makineler paslanmaya bırakılır. İş bırakma, emekçinin elini güçlendirmek yerine, onun çalıştığı kapıyı hedef alır. Sonunda fabrika kapanır. Ne işçi kalıcı bir kazanım elde edebilmiştir, ne de ülke kendi sanayi hamlesini ileri taşıyabilmiştir. Arkada bırakılan, boşalmış bir fabrika binası, işsiz kalmış insanlar ve “iyi niyetle kurduğumuz bu işletme niçin bu hâle geldi?” diye içi yanan bir aydın kuşağının halkasıdır Ali Tur. Fabrikanın üzerine kurulu arsası satılarak işçi tazminatları piyasa borçları ödenir. Ortaklar ceketlerini alarak çıkıp giderler. İş veren Fabrikasız çıplak, işçi işsiz kalır. . Ali Tur bu olayın sonucunu şöyle anlatır. Fabrika sahibi Ahmet Karamancı 350 çalışanını tazminatlarını öder. Çünki o Ahilik kültürüyle yetişmiş bir vatanseverdi. Yoksul Cumhuriyetin bu günlere gelmesinde alın teri vardı. Komünizm denilen şey bu tere göz koyan asalaktır. Bu asalakların araçları kullandıkları fakir insanlardır. Onlar işsiz kalsın ki ülke istedikleri rejime boyun eğsin. Atatürk bu gerçeği bildiği için Şefik Hüsnüleri 1925 yılında 50 arkadaşıyla beraber Komünist olmamakla suçlayarak TKP.yi kapattı. Şefik Hüsnü Paris’e kaçtı. Şeyh Said ve Şefik Hüsnü’nün komünistlik belası aynı zamana rastlamıştı. Kökten dinci yapı ile komünist yapı bir devleti yıkmak için ortak hareket eder. Çünkü merkezleri aynıdır. Atatürk bu iki gerici zihniyetle mücadeleyi hedeflemiştir. Bu pislikler temizlenmeden aydınlanma ve muasır medeniyet seviyesine çıkmak mümkün değildir. Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir diyerek aydınlanmacı görünen bu emperyalyalist zihniyete tavır almıştır.
Adnan Yolalan’ın anlattığı Mümtaz Onur’un hikâyesi, bu kez roman değil, gerçek hayattan damıtılmış bir biyografi olarak karşımıza çıkar. Ali Tur’un romanı da kendi yaşadığı gerçektir. Biyografik roman. Mümtaz Onur, MKE bursuyla okumuştur. İsteseydi özel sektörde yüksek maaşla, çok daha konforlu bir hayat sürebilirdi. Bu teklifi almıştır. Ama o, tıpkı Ali Tur’un Bozo’su gibi düşünür: “Bu maaşı, bu diplomanın imkânlarını bana bu devlet verdi; ben ülkeme borçluyum.” Yıllarını MKE’de mücadeleyle geçirir; mühendislik bilgisiyle, sabrıyla, inancıyla kurumunu güçlendirmeye uğraşır.
Bu çizginin devamı olarak Antalya Pil Fabrikası’nı kurup işletmeye açmaya koyulduğunda, aslında sadece bir fabrika değil, Türkiye’nin sanayi geleceği adına yeni bir kapasite inşa etmektedir. Fabrika işler, üretim başlar, 700 işçi 100 memur vardır Memur ve işçiler maaşlarını düzenli alır, şehirde yeni bir istihdam ve teknoloji odağı doğar. Pil Fabrikası özel bir fabrika değil Kamu iktisadi kuruluşudur. MKE. ya bağlıdır. Ne var ki kısa sürede yine aynı güçler devreye girer: Sol işçi örgütleri, DİSK öncülüğünde fabrikada grev sürecini ateşler. Gerekçeler “işçi hakkı”dır, ama yöntemler ve sonuçlar, bu hakkı savunmanın ötesine geçen bir siyasî hesaplaşmaya dönüşür. O günlerin siyasî figürlerinden Deniz Baykal, bu süreçte işçileri olumsuz etkileyen, kışkırtıcı bir tavrın içinde resmedilir. Mümtaz Onur’un derdi ne cebini doldurmaktır ne de işçiyi ezmek. O, ülkenin mühendislik birikimini fabrikaya, fabrikayı da milletin geleceğine taşımaya çalışan biridir. Deniz Baykal, Bir yığın kışkırtıcı laf ettikten sonra işçilere şöyle konuşur. ” Siz yanlış hedef seçtiniz. Eğer başarı kazanmak istiyorsanız fabrika müdürünü hedef alacaktınız."
Halbuki Fabrika bir patronun değil devletin. Müdür Kamu görevlisi. Bu konuşmayı duyunca Mümtaz Onur, “donup kaldım. Başımdan kaynar sular döküldü.” Diyor.
Grev uzadığında, Mümtaz Onur’a bu kez ülkücü gençler gelir ve “Grev kırıcı olarak fabrikaya girelim, üretimi yeniden başlatalım” derler. O ise bu teklifi reddeder. Çünkü prensip sahibidir; işçisini, ülkesinin başka gençlerine kırdırmak istemez. Polis zoruyla, taşeron kavgalarla, kanla açılmış bir fabrikanın ruhuna inanmamaktadır. Ne var ki bu mert tutumunun karşılığı nankörlük olur. Bir zamanlar işi verdiği, ekmek kapısını açtığı işçiler lojmanını kurşunlar, onu ölümle tehdit eder. Gözünü bile kırpmadan fabrikayı kuran, risk alan bu adam, bir anda hedef tahtasına konur. Sonunda Antalya Pil Fabrikası da kapanır; işçiler işsiz kalır, Mümtaz Onur ise meslek hayatının sonunda derin bir hüsranla baş başa bırakılır.
Bu iki hikâyeyi yan yana koyduğumuzda, karşımıza, sloganlarla süslenmiş acı bir gerçek çıkar. Sol işçi örgütleri, özellikle DİSK etrafında şekillenen kimi yapılar, “emek mücadelesi” adıyla yola çıkıp, kendi fabrikasını, kendi mühendisini, kendi işçisini vuran bir çizgiye savrulmuştur. Elbette sendika hakkı kutsaldır; işçinin alın terini savunmak, insan onurunun gereğidir. Fakat Bozo’daki çelik dolap fabrikasının ve Bir Mümtaz İnsan’daki Antalya Pil Fabrikasının başına gelenler, hak aramanın, bizzat emekçinin ekmek teknesini batırdığı anları da hatırlatır. Fabrikayı kuran, büyüten, işçiye maaş ödeyen insanlar, bir anda “sömürücü” ilan edilir; işçinin önüne “ya bizimle yürüyeceksin ya da hain olacaksın” ikilemi konur. Grev, üretimi iyileştiren, çalışma şartlarını düzenleyen bir araç olmaktan çıkar; ideolojik kamplaşmanın silahına dönüşür. Sonuçta fabrika kapanır, işçi işsiz kalır, ülke de teknoloji ve üretim kapasitesinden olur.
Bu tablo, sendikanın emek örgütü olmaktan çıkıp, adeta bir “ulusal yıkım örgütü” gibi davranmaya başladığı anı gösterir. Çünkü kendi ülkesinin fabrikasını batıran, kendi mühendisini hedefe koyan, kendi işçisini işsizliğe sürükleyen, dışarıdan ithal ideolojik kalıpları memleket gerçeğinin önüne koyan bir hareketin artık “işçi hakkı”ndan değil, ülke aleyhine siyasî pozisyondan söz ettiği açıktır. “Süt emdiği ineği öldürmek” atasözü bu manzarada kuru bir benzetme değil, bire bir yaşanmış bir dramın özeti hâline gelir. Fabrikayı kuran el, aynı zamanda maaşı ödeyen eldir; o eli ideoloji uğruna kesmek, günü kurtarabilir ama yarını karartır.
Ali Tur’un Mardinli, yatılı okumuş Kürt aydını da, Mümtaz Onur da , Türkistandan doğu Karadeniz’e yerleşen bir Türk ailenin çocuğudur. Bu iki aydın ülkenin aslında özlediği aydın tipidir. Devlet bursuyla okuyup vatanına dönen, özel sektörde yüksek maaşı elinin tersiyle itip Anadolu’da fabrika kuran, kendini zengin etmekten çok “ülkeme borcumu ödemeliyim” diyen, sağdan da soldan da gelen şiddete kapısını kapatan, işçisini başka gruplara kırdırmak istemeyen bu insanlar, sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığıyla baş başa kalmıştır. Bozo’nun fabrikası kapanmış, Mümtaz’ın pil fabrikası susmuştur.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz hangi tarafın yanında duracağız? İdeolojiyi emekçinin, fabrikayı ülkenin üstüne çıkaranların mı; yoksa “Bu devlet beni okuttu, ben bu millete borçluyum” diyen, alnı ak ama kalbi kırık mühendislerin mi? Hak aramak, ekmek teknesini batırmak değildir. Emek savunusu, ülkenin sanayi damarını kesmek değildir. İşçi örgütü, işçiyi işsiz bırakıyorsa, patronu değil önce kendini sorgulamak zorundadır.
Bozo’nun çelik dolap fabrikası da, Mümtaz Onur’un Antalya Pil Fabrikası da, bizim yakın tarihimizin sessiz ama çok şey anlatan iki ağır dosyasıdır. Bu dosyaları kapatmak değil, açıp okumak; emek, hak, sendika ve milli sanayi tartışmalarında bir daha aynı hataları yapmamak için ders çıkarmak gerekir. Asıl görevimiz, bugün o hikâyeleri yeniden hatırlayıp, “işçi hakkı” adına bir kez daha kendi fabrikamızı, kendi aydınımızı, kendi geleceğimizi batırmamak olmalıdır
.150 yıl önce Tevfik Fikret gençlere buyruk vermiş. Yol o buyruktadır.
Yükselmeli alnın göklere
Doymaz insan denen kuş yükselmelere
Uğraş, didin, düşün, ara bul, koş ,atıl, bağır,
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır.
1. Ali Tur. Bozo. 2. Ter ve Giyotin Papirüs yayını.sf.143. İstanbul.2024
2. Adnan Yolalan. Bir Mümtaz İnsan. Ubuntu yayını.sf.155.Ankara.2024.
3. Aynı eser. 115.
GERÇEK ÖZGÜVEN SESSİZDİRAHMET İLBARS
2050'NİN ANTALYA'SICEM ARÜV
KART AİDATI PASTASIAV İBRAHİM GÜLLÜ
OLMAK YA DA OLMAMAK!GÖZDE DOLAYMAN
CUMHURİYETİN KADERİ, CHP’NİN KADERİEŞREF URAL
YÜKSELEN DUVARLAR, DARALAN ODALARGÖZDE SARI
VİTRİN ZENGİNLERİ, GÖNÜL FAKİRLERİ: 'MİŞ GİBİ' YAŞAMAKMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
BEDRETTİN CÖMERT'İ ANARKENYUNUS YAŞAR
AHMET TELLİ'NİN ARDINDANGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
ÇAYLAK OYUNUIŞIK YARGIN
HER İNSANIN MUTLAK BİR SINIRI VARDIRHASAN YAKUP CANGÜVEN
DOĞRUSU NEDİR?ALİ İHSAN DİLMEN
TEHLİKENİN FARKINDA MIYIZ?OYA BOYSAN
YAZ TATİLİNDE VELİ OLMAKPINAR TEYİN
NASILSIN YAPAY ZEKÂ?ŞENER METE
BAHAR FIRTINASI MI GELİYOR?..VEDAT GÜRHAN
İSLAMDA KIBLE NİYE KUDÜS’TEN MEKKE’YE DÖNDÜ?MUHARREM YELLİCE
GÖRMEK Mİ, BİLMEK Mİ? İŞTE BÜTÜN MESELE BU!BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ROZETGAZANFER ERYÜKSEL
DENİZ GÖKTAŞ: KİMLİĞİN MİZAH EŞİĞİTARIK ÇELENK
NEŞEMİZİ ÇALAMAYACAKLARNİZAMETTİN ŞEN
DİKKAT EKONOMİMİZİ DİKKATLİ KULLANALIMRAZİYE GÖK AKTAŞ
ÜÇ ÇEYREK ÖMÜRDE SON DÜZLÜKYALÇIN DUMAN
TÜRKLÜK ÜZERİNENURİ SEZEN
ASAT'TAN MİLYARLARCA LİRALIK YATIRIM
DOKUMAPARK'TA 'ARTESİNG 100 ESER SERGİSİ'
KOCAGÖZ, KEPEZLİLERİ DİNLEDİ
SULTANDAĞI KİRAZINDA REKOR BEKLENTİ
YAZ İSHALLERİNDEN KORUNMANIN 10 ETKİLİ YOLU
YAPAY ZEKA DESTEKLİ ROBOT SAHNEYE ÇIKTI
'DEMİR ADAM' BAŞARIDAN BAŞARIYA KOŞUYOR
YARIM ASIRLIK HİKAYE DEVLET ÖDÜLÜYLE TAÇLANDI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





