- IMKB
% - Altın
6391.8
%1.84 - Dolar
46.266
%0 - Euro
53.7307
%0.41
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 01:18 - JANDARMA EKİPLERİNE KAVGA İHBARLI SÜRPRİZ KUTLAMA
- 23:58 - VADİDE GİRDİĞİ SUDA AKINTIYA KAPILAN ÇOCUK HAYATIN KAYBETTİ
- 23:01 - 'ALTUNLAR' SUÇ ÖRGÜTÜNE OPERASYON; 63 GÖZALTI
- 20:13 - OTOMOBİL UÇURUMA YUVARLANDI: 1 YARALI
- 19:43 - TARSUS’TA TRAFİK KAZASI: 1 ÖLÜ
- 19:23 - HEYELAN NEDENİYLE KAPANAN KÖY YOLUNDA VATANDAŞLAR HALATLARLA KARŞIYA GEÇTİ
- 18:43 - ANTALYA’DA SUÇ ÖRGÜTÜ OPERASYONU: 63 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI, 200 MİLYON TL’LİK MALVARLIĞINI EL KONULDU
- 18:23 - ANTALYA’DA YILDIRIMIN NEDEN OLDUĞU ORMAN YANGINI KONTROL ALTINA ALINDI
- 17:34 - TARLADA DOMUZ SANILIP VURULAN KİŞİ ÖLDÜ
- 16:58 - SAHİLDE BULUNAN ERKEK CESEDİNİN KİMLİĞİ DNA TESTİYLE BELİRLENDİ
- 16:43 - ADANA KOZAN’DA MESİRE ALANLARI DOLDU, MANGAL DUMANLARI GÖKYÜZÜNE YÜKSELDİ
- 16:42 - EBER GÖLÜ'NÜ KAYIKLA GEZDİLER
- 16:30 - KENNY GARRETT, AKRA CAZ'DA SAHNE ALDI
- 15:48 - ANTALYA’DA OTOMOBİLLER KAVŞAKTA ÇARPIŞTI: 2 YARALI
- 15:43 - UYUŞTURUCUYU BANTLA BELİNE VE BACAKLARINA SARAN ZEHİR TACİRİ HAYRETE DÜŞÜRDÜ
HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR


KADIN HAKLARI, İNANÇ VE KÜLTÜR MESELESİDİR…
Allah yeryüzündeki bütün canlıları çift olarak, yani erkek ve kadın (dişi) olarak yaratmıştır. Bu özellikleri bakımından erkek ve kadın (yaşadıkları müddetçe) birbirlerinin yardım ve desteğine muhtaçtır. Çünkü erkeğin sahip olduğu ve fıtratından kaynaklanan biyolojik cinsiyet özellikleri, vasıf ve nitelikleri kadın’da (dişi) yoktur. Kadının (dişinin) sahip olduğu ve fıtratından kaynaklanan biyolojik cinsiyet özellikleri, vasıf ve nitelikleri de erkek’te yoktur. Erkek ve kadın (dişi), birbirini tamamlayarak bir nizam içerisinde bütünlük teşkil ederler ve bir arada yaşarlar. Erkek ve kadın (dişi) bir bütünün iki yarısı gibidir ve birinin zarar görmesi diğerinin de zarar görmesidir.
Kadın, yeryüzünde yaşamış değişik toplumlarda farklı biçimlerde ve boyutlarda ortaya çıkan çok yönlü bir problem olarak görülmüş, esir edilerek şiddet görmüş, zulme uğramış ve sakat bırakılmıştır. Yüzyıllar boyunca bazı toplumlarda kadın, bırakın bir erkekle eşit imkânlara sahip olarak yaşamayı, “normal insan” muamelesi dahi görmemiştir.
Şiddet ve zulmün her türlüsüyle mücadele eden İslâm dini kadına Yahudilik, Hristiyanlık ve diğer batıl din, inanç, toplum ve akımlardan daha büyük önem, değer ve hak ettiği kıymeti vermiştir.
Erkek ve kadın; kulluk makamında Allah katında eşittir. İslam akıl dinidir ve aynı zaman da fıtrat dinidir. Kadın fıtratından dolayı, Allah katında asla eksik ve kusurlu görülmemiştir. İslam dini kadın hakları noktasında bir devrim niteliğindedir. Son nebi, son resul, ahir zaman peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin peygamber olarak gönderildiği dönemde, Arap Yarımadası’nda cahiliye toplumu olarak adlandırılan bir yaşam tarzı hâkimdi. Bu dönemde kadınlar ve kız çocukları, toplumda değersiz görülüyor, insan onuruna yakışmayan muamelelere maruz kalıyordu. Özellikle kız çocukları, bir utanç kaynağı olarak kabul ediliyor, bazı aileler tarafından diri diri toprağa gömülüyordu. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim’de bu korkunç gelenek Tekvir Suresi 8 ve 9’uncu ayetlerde şu şekilde ifade edilir: "Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda…" Bu ayet, cahiliye toplumundaki zulmü açıkça gözler önüne sermektedir.
Allah Resulü (s.a.v.), tebliğ ettiği İslam diniyle bu zalimane uygulamayı kesin bir şekilde yasaklamış, kadınlara ve kız çocuklarına büyük değer vermiştir. Peygamber Efendimiz, kız çocuklarını büyütüp güzelce yetiştirmenin cennete vesile olacağını müjdelemiş, onların Allah’ın bir lütfu olduğunu vurgulamıştır. Bir hadisinde; “Kimin üç kızı olur da onlara güzel muamele eder, terbiye eder ve evlendirirse, o kimse için cennet vardır.” buyurarak, kız çocuklarına şefkat ve merhametle yaklaşmanın ahiret mükâfatını haber vermiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kadınlara verilen değeri en güzel şekilde ifade eden hadislerinden birinde şöyle buyurmuştur: “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” Bu hadis, anneliğin kutsallığını ve kadınların toplumsal değerini en yüksek mertebeye taşımıştır. İslam diniyle birlikte kadınlar, toplumun temel taşı olarak kabul edilmiş; anne, eş, kız evlat kimlikleriyle saygı ve sevgiyle anılmışlardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadının eğitim hakkını savunmuş, eşitliğe ve adalete dayalı bir aile yapısı kurmanın gerekliliğini ümmetine öğretmiş, getirdiği bu ilahi mesajla, kadınların hor görüldüğü bir toplumu dönüştürmüş; merhamet, adalet ve sevgi ekseninde yepyeni bir toplum inşa etmiştir. Kadınlara verilen bu değer, İslam’ın rahmet yüklü mesajının en parlak tezahürlerinden biri olmuştur. Peygamberimizin hayatı boyunca sergilediği örnek tutum, kadınların hak ettiği saygınlığı kazanmaları için tüm insanlığa ilham vermeye devam etmektedir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) vefatından önceki son hac ibadetinde, Mina ve Arafat'ta yaklaşık yüzyirmibin Müslümana hitaben okuduğu “Veda Hutbesi'nde”, insanın temel hak ve hürriyetlerine dair evrensel mesajlar vermiştir. Hutbenin en önemli bölümlerinden biri de kadın haklarına ilişkindir. Sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Kadınlarınızın sizler üzerinde hakları, sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır... Kadınların iyiliğini isteyin, durumlarının iyileşmesi için çaba sarfedin. Çünkü onlar müşterek hayatın gereği kendileri adına bir şey yapma gücüne ve imkânına sahip olmayan, sizinle birlikte yaşamak mecburiyetinde olan hayat arkadaşlarınızdır… Siz onları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Kadınların haklarına riayet konusunda Allah'ın emirlerine yapışın, azabından korunun, onların iyiliğini isteyin, durumlarının iyileşmesi için çaba sarfedin.”
İslam’ın ortaya koyduğu bu adalet, merhamet ve sorumluluk temelli yaklaşım, tarih boyunca farklı medeniyetlerde çeşitli biçimlerde karşılık bulmuştur. Nitekim Türk töresinde ve kültüründe kadının yeri her daim müstesna olmuştur. Türk kadını, yalnızca ailenin değil, aynı zamanda devlet yönetiminin de bir parçası olmuş; hakanlar, eşleriyle birlikte ülkeyi yönetmiştir. Bu anlayış, kadının toplumdaki yerine dair güçlü ve asil bir bakış açısının önemli bir yansıması olarak dikkat çekmektedir.
Kadının toplumdaki yerinin güçlenmesinin, bir milletin çağdaşlaşmasında ve kalkınmasında hayati öneme sahip olduğuna inananlardan biri de büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak sadece siyasi ve toplumsal reformlarla değil, aynı zamanda kadın hakları konusundaki devrimci yaklaşımıyla da tarih yazmıştır.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında cephe gerisinde ve cephede aktif rol alan kadınların fedakârlığını yakından görmüş, bu tecrübe onun kadınların toplumsal hayatta daha görünür olması gerektiği fikrini pekiştirmiştir. Cumhuriyet’in ilanından sonra yaptığı reformlarla kadınların eğitim hakkı, çalışma hayatına katılımı ve siyasi temsil gibi konularda büyük ilerlemeler sağlanmıştır.
1926’da kabul edilen Medeni Kanun ile kadınlar evlenme, boşanma ve miras gibi kişisel haklar açısından erkeklerle eşit hale getirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun kabulüyle birlikte, kadın ve erkek eşitliği yasal zemine oturtulmuş, kadın hakları yasalarla güvence altına alınmıştır. 1930’da belediye seçimlerinde, 1934’te ise milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınması, birçok Batı ülkesinden önce gerçekleşmiş ve Türkiye’yi bu alanda öncü kılmıştır.
Atatürk’ün "Dünyada her şey kadının eseridir" sözü, onun kadına verdiği değeri en iyi özetleyen ifadelerdendir. Kadınların sadece aile içinde değil, bilimden sanata, siyasetten ekonomiye kadar her alanda aktif olması gerektiğine inanmış ve bu doğrultuda toplumu bilinçlendirmek için çaba göstermiştir.
Bugün Türkiye’de kadınların elde ettiği haklar, Atatürk’ün ileri görüşlü liderliği ve kararlı reformları sayesinde mümkün olmuştur. Onun bıraktığı bu miras, kadınların hak ve özgürlük mücadelesinde hâlâ ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.
İnsanlar değişiyor, zihniyetler değişiyor, toplumlar değişiyor ve dünya değişiyor ve gelişiyor. Değişen dünya düzeninde kadınların toplumsal etkisi giderek artıyor. Eğitimden bilime, sanattan siyasete kadar her alanda kadınlar, insanlığın gelişimine büyük katkılar sunuyor. Fiziksel güçsüzlüğü ve duygusal boşluğun üstesinden gelen, şiddet ve zulüm yerine sevgi gören ve mutlu olan kadın, aldığı eğitim ve işgücüne katılımı ile insanlığın gelişmesinde, ülkelerin ve toplumların ekonomik kalkınmasında büyük rol oynuyor.
Ancak, dünya genelinde hâlâ cinsiyet eşitsizliği, şiddet ve ayrımcılık gibi problemler devam ediyor. Bu sebeple, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanan uluslararası Kadın Hakları Hareketi, kadınların haklarını koruma ve güçlendirme adına hayati bir öneme sahiptir. Bu hareket, tüm insanlığın onurunu savunmak ve toplumsal adaleti tesis etmek adına küresel bir vicdan çağrısıdır.
Bugün 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir. Bugün aynı zamanda kadınların emeğini, fedakârlığını, azmini ve insanlık medeniyetine yaptıkları katkıları hatırlama ve takdir etme günüdür. Çünkü kadın; aileyi kuran, toplumu ayakta tutan, kültürü nesilden nesile taşıyan ve hayatın her alanına değer katan temel bir varlıktır.
Kadın; hayatın başlangıcında şefkat ve merhametin kaynağı olan bir anne, hayat yolculuğunda omuz omuza yürüyen bir eş, toplumun inşasında emeği, sabrı ve fedakârlığıyla varlık gösteren güçlü bir şahsiyettir. Bir annenin evladına verdiği terbiye, aslında bir milletin geleceğini şekillendirir. Bu bakımdan kadın, yalnızca bir aile ferdinin değil; aynı zamanda bir toplumun karakterinin oluşmasında belirleyici bir rol üstlenir. Nitekim tarih boyunca güçlü medeniyetlerin arkasında; irfan sahibi annelerin, fedakâr eşlerin ve bilinçli kadınların izleri vardır.
Kadın; sevginin, merhametin ve sabrın en güçlü temsilcilerinden biridir. Onun şefkati aileyi bir arada tutan görünmez bir bağ, onun emeği toplumun ilerlemesini sağlayan sessiz bir güç, onun iradesi ise medeniyetlerin sürekliliğini teminat altına alan bir dayanaktır. Bu yönüyle kadın yalnızca bir birey değil; aynı zamanda kültürün, ahlâkın ve medeniyet değerlerinin nesilden nesile aktarılmasında temel bir taşıyıcıdır.
Kadın ve erkek, tıpkı bir kuşun iki kanadı gibi, birlikte var olduklarında insanlık daha yükseklere uçar. Birini diğerine üstün ya da eksik görmek, yaratılış dengesine ve fıtrata aykırıdır. Asıl olan, bu dengeyi sevgi, saygı, muhabbet ve adaletle koruyabilmektir. Kadının değerini bilmek, aslında insanlığın değerini bilmektir. Çünkü kadının olduğu yerde hayat daha kolay ve anlamlı, kadın güçlü olduğunda ise toplum daha güçlü ve mutlu olacaktır.
Şurası asla unutulmamalıdır ki; “Kadının Ruhu”, teninden ve bedeninden daha kıymetlidir. Ruh yoksa beden sadece bir cesetten ibarettir. Kadının ihmal edildiği, şiddet gördüğü, aşağılandığı, küçümsendiği, huzurlu ve mutlu olmadığı ve hatta kendini güvende hissetmediği bir toplumun gelişme göstermesi, ilerlemesi ve ayakta kalması mümkün değildir. Kadın gücünün, fedakârlığının, sevgisinin ve varlığının olmadığı yerde, elinin değmediği bir işte tat da yoktur, huzur da yoktur, hayat da yoktur…
Bu sebeple kadınların onurunu, emeğini ve haklarını korumak; yalnızca bir toplumsal sorumluluk değil, aynı zamanda insanlığın ortak geleceğini korumaktır. Kadının saygınlığını yücelten, emeğini takdir eden ve haklarını güvence altına alan toplumlar; daha adil, daha güçlü ve daha huzurlu bir geleceğe yürüyen toplumlardır. Çünkü kadınsız bir hayat düşünülemeyeceği gibi, kadının değersizleştirildiği bir toplumda gerçek anlamda bir medeniyetin yaşaması da mümkün değildir.
Hayatın her alanına emekleriyle anlam katan, fedakârlıklarıyla topluma yön veren, varlıklarıyla dünyayı daha yaşanabilir kılan tüm kadınların; Kadın Hakları Hareketinde önemli bir dönüm noktası olan, insan hakları temelinde onların ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal bilincinin geliştirilmesi ve başarılarının takdiri için her yıl 8 Mart'ta kutlanan, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gün olan 'Dünya Kadınlar Günü' nü tebrik ediyorum…
HÜSEYİN AYDIN MI, BEDRETTİN YILDIRIM MI?HASAN YAKUP CANGÜVEN
YARGININ DİLİ NEREYE DAYANMALI?PROF DR RAMAZAN DEMİR
ÇİÇEKLERLE KONUŞUYORUM; DİNLİYORLARBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
NADİA COMANECİ HEP 10 TAM PUAN ALIYOROYA ÖZGÜR
TÜRK MUHAFAZAKARLIĞI ve NURETTİN TOPÇU ÜZERİNEALİ İHSAN DİLMEN
BABA OCAĞI MESELESİEŞREF URAL
YA, YAPAY ZEKÂ SİZİ YANILTIRSA…ŞENER METE
“BENİM KAZANCIMLA ORTAKLIĞINIZ MI VAR?” / FİKRET OTYAMYUNUS YAŞAR
YAPAY ZEKA İLE ŞEKİLLENEN DÜNYAYA ADAPTASYONIŞIK YARGIN
BİR MİKROFONUN ARDINDAKİ ÖMÜR: GÜRSEL KAYASÜLEYMAN EKİN
SANATIN EKONOMİPOLİTİĞİGÖZDE SARI
ADLIHAN DERE'DE DEĞİŞİM!..VEDAT GÜRHAN
BİR RESİM FUARININ ARDINDANNURİ SEZEN
BİR DOMATESİN HİKAYESİ: ANTALYA'NIN SESSİZ ÇIĞLIĞICEM ARÜV
TAVUK KANAT FİYATLARI CEP YAKIYORAV İBRAHİM GÜLLÜ
GELECEĞE UĞURLANAN 36. TURNALAR: YOLUNUZ AÇIK OLSUNMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
KİM GÖLGEYDİ, GÖVDE OLAN DA KİM?GAZANFER ERYÜKSEL
ÇORUM’UN HAYMATLOSLARIAHMET İLBARS
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK EFSANESİ OPERASI STUTTGARTNİZAMETTİN ŞEN
ARAB’IN KILICI- TÜRKÜN İSLAMLAŞMA SÜRECİMUHARREM YELLİCE
YENİ BİR PARTİ?TARIK ÇELENK
HİKMET ÖĞRETMENİM DE GÖÇ EYLEDİKAHRAMAN KÖKTÜRK
DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ: DOĞAYLA UYUMLU BİR GELECEĞİN İNŞASIGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
SANAT TARİHİNE BAĞLANAN KÖPRÜ: MUSTAFA DENKTAŞ'A ARMAĞAN KİTABIYUSUF YILDIRIM
EBER GÖLÜ'NÜ KAYIKLA GEZDİLER
SAĞANAK VE DOLU HAYATI OLUMSUZ ETKİLEDİ
MEMURİYETİ BIRAKIP TIR ŞOFÖRÜ OLDU
BİLİNÇSİZ VİTAMİN VE TAKVİYE KULLANIMI HASTA EDİYOR
İSTİSMARLA SUÇLANAN TİYATRO YÖNETMENİ HAKKINDA MÜTAALA VERİLDİ
BU HASTALIK SİNSİCE GÖRME KAYBINA NEDEN OLUYOR
EMİRDAĞLARI'NIN ZİRVESİNDE YILKI ATLARINI GÖRÜNTÜLEDİLER
ISPARTA'DA RENKLİ FESTİVAL KORTEJİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





