Bugün 26 Temmuz 2026 Pazar
  • Antalya31 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6167.25
    %0
  • Dolar
    47.2856
    %0
  • Euro
    53.7716
    %0

M. ALİ ÖZDOĞAN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
M. ALİ ÖZDOĞAN / KONUK YAZAR

NAZIM HİKMET ŞİİRİNDE UMUT

26 Temmuz 2026 Pazar 17:51

 

Nazım Hikmet’in yaşam öyküsündeki mağduriyet ile onun durduğu ideolojik zemin, şairin anlaşılmasının önündeki engellerden biri olmuştur.  Nazım, bugün sol paradigmanın abartılı romantizmine kurban edilmiş ve hakkıyla anlaşılamamıştır. Öte yandan milliyetçi sağ, komünist kimliği nedeniyle Nazım Hikmet’e mesafeli durmuş onu şiirinden ziyade siyasi görüşleriyle değerlendirmiştir. Oysa kim olursa olsun bir şairin yazdıklarını anlamak için onun yaşam öyküsünü hakkıyla anlamak gerekmektedir. Çünkü bir edebiyat metninin içsel dinamiklerini oluşturan öğeler, yazarların hayat tecrübelerinden bağımsız değildir.  Bu yazıdaki amacımız da Nazım’ın yaşam öyküsünden hareketle onun şiirinde kuvvetli şekilde kendisini hissettiren umut imgesine bakmaktır.

Nazım Hikmet’in şiirinde umut kavramı iki ana güzergahta ele alınabilir. İlki şairin bireysel dünyasıyla bağlantılı iken ikincisi toplumsal yaşamla alakalıdır.  Nazım Hikmet’in kişisel yaşantısı, şiirindeki umut imgesinin temellerinden birisidir. İnişli çıkışlı bir hayatı olan şairin dünyasında çıkışın adı umuttur. Sözgelimi aşk hayatında yaşadığı hayal kırıklığını telafi etmek amacıyla yazdığı “Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri” şiirindeki mavi göz, şairin geleceğe dair umudunun simgesidir. Onun mavi tonlara duyduğu ilgi umut imgesinin hem bireysel hem toplumsal ayağında karşımıza çıkmaktadır. Bursa Hapishanesi’nde yazdığı “Karıma Mektup” şiirinde “geçirecekse eğer/ ipi boğazıma,/ mavi gözlerimde korkuyu görmek için/ boşuna bakacaklar/ Nazıma!” dizelerinde de göz direnmenin, sonsuzluğun ve umudun merkezidir. Şairin başka bir mektubunda ise gözün baktığı yerde güneş ve ay hayata tutunmanın bir aracıdır. Uzakta olanla iletişim kurma aracı olan mektup, Nazım şiirlerinin üslubuna sinmiştir. Karısına seslendiği “Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları”nda da güneş, şairin umut duygusunu canlı tutan bir metafor olarak sunulmaktadır: “Bulutsuz bir bahar akşamı…/ İşte baharın en kötü saatı budur”.  Şairin hayat tablosu çizerken güneşten söz etmesi ve mavi rengi fazlaca kullanması onun cezaevi dışı yaşama duyduğu özlemle bağlantılıdır.

 Nazım Hikmet şiirlerinde umut, genellikle zorluklar ve acılar karşısında direnç gösteren, hayatın olumsuzluklarına rağmen yaşama sevincini yitirmeyen bir güç olarak betimlenir. O, bu tasviri tüm duyularla ve en uç noktada deneyimleyen bir ruh haliyle kurmaktadır. Şair, “Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler” şiirinde ise “Belki bahtiyarlık değildir artık,/ boynunun borcudur fakat/ düşmana inat/ bir gün fazla yaşamak.” dizeleriyle kendi yaşam tecrübesinden hareketle seslenmektedir. Usta Şair, umudu bir direniş ve hayatta kalma aracı olarak görür. Bu nedenle, onun şiirlerinde umut imgesi genellikle olumlu bir ışık, yol gösterici, bir yaşam kaynağı olarak tasvir edilir. II. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisini ele aldığı şiirinde o, umudunu kaybetmemiştir. Yıkımların, savaşların sebebi ve mağduru insan iken Nazım, “Umut” şiirinin sonunda umut için insana müracaat etmektedir: “İşler atom reaktörleri işler/ Yapma aylar geçer güneş doğarken/ Ve güneş doğarken hiç umut yok mu/ Umut umut umut/ Umut insanda.” Benzer şekilde “30 Eylül 1945” başlıklı şiirinde de “Fakat artık ümit yetmiyor bana,/ ben artık şarkı dinlemek değil/ şarkı söylemek istiyorum…” dizelerinde kendini/insanı umudun öznesi olarak göstermektedir. Bu bağlamda umut, Nazım Hikmet’te geleceğe ötelenen bir hayal değil biran evvel gerçekleşmesi arzulanan bir yaşam biçimidir. 

Umut için bireysel isteklerden vazgeçebilmek de önemli bir başlangıç noktasıdır. Bireysellik, ben duygusu kolektivizmin önündeki engellerden birisidir. Ancak buradaki bireysellik, şairin “Bir değil,/ beş değil,/ yüz milyonlarlasın maalesef.” (Dünyanın En Tuhaf Mahluku) diye eleştirdiği, sınıf bilincinden yoksun, bencilliğin baskın olduğu bir ruh halini ifade etmektedir. Şair, “Kerem Gibi” şiirinde “Deeeert/ çook,/ hemdert yok” dedikten sonra bunun çözümüne yönelik bir öneride bulunur. Ben’den biz’e doğru bir umut hareketidir bu. Çünkü sorunların kaynağı bireyden ziyade toplumsal bilinçten yoksun insandır. Haliyle yaşanılan sıkıntı geniş boyutludur. “Ben yanmasam/ sen yanmasan/ biz yanmasak, nasıl/ çıkar/ karan-/ lıklar/ aydın-/ -lığa”. 1930 Mayıs’ında yazılan şiir, zaten savaştan yeni çıkmış bir toplumun 1929 ekonomik buhranın etkisiyle yaşadığı zorlukların olduğu bir döneme de tekabül etmektedir. Şair, toplumsal sıkıntıların baskın olduğu bir zamanda umudunu kaybetmemektedir. O, bu yüzden “Nikbinlik” şiirinde “inanın:/ güzel günler göreceğiz çocuklar/ güneşli günler/ göre-/ -ceğiz” diye seslenmektedir.

Çocukluğunda rahat bir hayat yaşayan Nazım Hikmet, gençliğinden itibaren ortaya koyduğu muhalif çizgi nedeniyle birçok zorlukla karşılaşmıştır. Moskova dönüşü sonrasında şair için çeşitli soruşturmalar açılmış ve neticede devlete karşı işlediği suçlar yüzünden hapishane yılları başlamıştır. O yıllarda pek çok şair devletin önemli kademlerinde görevleri nedeniyle daha rahat bir hayat yaşarken Nazım için hapishane koşulları son derece ağırdır ve Usta Şair bu ortamda şiirini yazmıştır. Nasıl ki kuşatılmışlık psikolojisiyle zorluklar içinde yaşayan kültürlerde ve toplumlarda beklenen kurtarıcı ya da kelâmî bir tartışma ekseninde Mehdi olgusu zuhur etmişse bireylerin de kendi dünyalarında yaşadığı zorlukları aşma biçimi olarak geleceğe ait bir umut imgesi ortaya çıkmıştır. Umut imgesi, tevekkül kavramıyla ifade edilebilecek dini alt yapıya ait bir mefhum olabileceği gibi daha seküler düzeyde bir sosyopsikolojik arka plana sahip olabilmektedir. Buradan hareketle Nazım Hikmet'in şiirlerindeki umut, genellikle bireyin ya da toplumun sıkışmışlığı üzerine bina edilmiştir. Nazım’daki umut, bireysel olduğu kadar evrensel göndermeler içeren seküler bir çatının altında kullanılmıştır. Nazım, kişisel yaşamında çektiği sıkıntıları şiirleriyle hafifletme yoluna gitmiştir. Ayrıca onun şiirlerinde sıkça dile getirdiği umut imgesi, sosyalist bir yönetim modelinin, toplum fikrinin devletin tepesinde ve toplumsal tabanda yeteri kadar karşılık bulamamış olmasıyla bağlantılıdır. Üstüne üstlük Nazım Hikmet, devlet tarafından hapse atılmış, dışlanmıştır. Bunun yanında onun evrensel insanlık ideali ise pratik karşılık bulamamıştır. Bu yüzden şair, “En güzel çocuk:/ henüz büyümedi./ En güzel günlerimiz:/ henüz yaşamadıklarımız” dizeleriyle içinde bulunduğu sosyopolitik kuşatmayı kırmayı denemiş ve yaşadığı çağa ait hayal kırıklığının üzerini geleceğe ait bir umut metaforuyla örtmüştür. Şair, bu hayal kırıklığının açıkça görüldüğü “Yirminci Asra Dair” şiirini ise II. Dünya Savaşı’nın en ateşli yıllarında yazmıştır.  12.11.1941 tarihli bu şiirinde Nazım, o dönemi “Asrım sefil,/ asrım yüz kızartıcı,” diye tarif etmiştir. Savaşın acımasızlığını anlattığı başka bir şiirinde Nazım, “Ben içeri düştüğüm sene,/ İKİNCİSİ başlamamıştı henüz./ Daşav kampında fırınlar yakılmamış/ atom bombası atılmamıştı Hiroşima’ya./ Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman./ Sonra kapandı resmen o fasıl.” demiştir. Zaman akıp 2026 yılına gelindiğinde yeni bir fasıl açılmıştır. Daşav kampındaki soykırımın benzerini İsrail Gazze’de uygulamakta İran, Sudan, Yemen, Ukrayna gibi dünyanın pek çok bölgesinde yine mazlumlar, sivil halklar acı çekmektedir.  Velhasıl 2041 yılındaki dünyanın, daha iyi olacağına yönelik bir garanti olmasa da Nazım Hikmet, içinde bulunduğu bu umutsuzluk girdabından “Uyumak şimdi,/ uyanmak yüz yıl sonra, sevgilim…” dizeleriyle çıkmayı hayal etmiştir.

 

Bu yazı toplam 119 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim