Bugün 10 Eylül 2026 Perşembe
  • Antalya26 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6792.01
    %-0.94
  • Dolar
    48.4849
    %0
  • Euro
    56.4646
    %0.03

SEDA ARPACI / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
SEDA ARPACI / KONUK YAZAR

KENDİMİZE VERDİĞİMİZ DEĞERİ NEYE GÖRE ÖLÇÜYORUZ?

10 Eylül 2026 Perşembe 19:27

Kendimize Verdiğimiz Değeri Neden Başkalarının Davranışlarından Ölçüyoruz?

Birinin mesajımıza geç cevap vermesi, söylediğimiz bir söze beklediğimiz ilgiyi göstermemesi ya da bizi bir planına dahil etmemesi bazen olması gerekenden çok daha fazla etkileyebilir.

Yaşanan olay birkaç dakikalık olabilir, fakat zihnimizde başlayan sorgulama çok daha uzun sürer:

“Acaba yanlış bir şey mi söyledim?”

“Bana karşı fikri mi değişti?”

“Eskisi kadar önemsemiyor mu?”

İlginç olan, çoğu zaman yalnızca karşımızdaki insanın davranışını anlamaya çalışmamamızdır. Farkında olmadan o davranıştan kendimiz hakkında bir sonuç çıkarmaya başlarız.

Birinin ilgisi azaldığında değerimizin azaldığını, tercih edilmediğimizde yeterince iyi olmadığımızı, takdir görmediğimizde başarımızın önemsiz olduğunu düşünebiliriz.

Oysa burada birbirinden ayrılması gereken iki gerçek vardır:

Bir insanın bize nasıl davrandığı ile bizim kim olduğumuz aynı şey değildir.

Bunu bilmek kolaydır. Hissetmek ise her zaman o kadar kolay olmayabilir.

Başkasının Davranışını Neden Kendimizle İlgili Sanıyoruz?

İnsan sosyal bir varlık. Kabul görmek, ait hissetmek ve önemsendiğini bilmek hepimiz için değerlidir. Bu nedenle çevremizden aldığımız tepkilerden tamamen bağımsız yaşamamız ne mümkün ne de gerekli.

Sorun, başkalarının düşüncelerini önemsemek değil; onların davranışlarını kendi değerimizin ölçüm aracına dönüştürmekle başlıyor.

Birinin bizi takdir etmesi kendimizi iyi hissettirebilir. Sevdiğimiz birinin ilgisi elbette önemlidir. Yaptığımız işin görülmesini ve emeğimizin karşılık bulmasını istememiz de son derece doğaldır.

Fakat içimizdeki değerlendirme bütünüyle dışarıdan gelen tepkilere bağlı hâle geldiğinde dengeler değişir.

O zaman yalnızca sevilmek istemeyiz; seviliyor olmaktan kendi değerimize ilişkin kanıt üretiriz.

Yalnızca eleştirilmekten rahatsız olmayız; eleştirildiğimizde yeterliliğimizi sorgularız.

Yalnızca reddedilmiş olmayız; reddedilmeyi “Ben yeterli değilim” şeklinde yorumlarız.

Ve başkasının tek bir davranışı, kendimiz hakkında verdiğimiz büyük bir karara dönüşür.

Her Davranış Bizimle İlgili Değildir

Belki de en sık unuttuğumuz gerçeklerden biri bu.

İnsanlar bize yalnızca bizim kim olduğumuza göre davranmazlar.

Kendi beklentileri, ihtiyaçları, korkuları, öncelikleri, iletişim biçimleri ve yaşamlarında olup bitenler de davranışlarını belirler.

Birinin mesafeli olması bizim değersiz olduğumuzu göstermez. Birinin bizi seçmemesi yetersiz olduğumuz anlamına gelmez. Bir insanın sevgisini doğru biçimde gösterememesi, sevilmeye layık olmadığımızın kanıtı değildir.

Bazen bir ilişkinin yürümemesi, iki insandan birinin eksik olduğu anlamına gelmez. İki insanın beklentileri, değerleri veya hayat yönleri birbirine uymuyor olabilir.

Fakat zihnimiz çoğu zaman bu kadar tarafsız davranmaz.

“Beni tercih etmedi” cümlesinden “Demek ki yeterince iyi değilim” sonucuna hızla geçebiliriz.

Oysa tercih edilmemek ile değersiz olmak arasında doğal bir neden-sonuç ilişkisi yoktur.

Aradaki bağlantıyı çoğu zaman biz kurarız.

Onay İyi Hissettirir, Ama Ne Kadar Süre?

Dışarıdan gelen onayın zor tarafı, etkisinin genellikle kalıcı olmamasıdır.

Bugün aldığımız bir övgü bizi mutlu eder. Yarın yeniden görülmek isteriz. Bir başarımız takdir edildiğinde kendimizi güçlü hissederiz; bir sonraki başarımız aynı ilgiyi görmediğinde hayal kırıklığı yaşayabiliriz.

Böylece değer duygusu içeride yerleşmek yerine sürekli dışarıdan beslenmesi gereken bir yapıya dönüşebilir.

Bu noktada insan farkında olmadan hayatını kendi isteklerinden çok, alacağı tepkilere göre düzenlemeye başlayabilir.

Ne söyleyeceğini düşünürken “Ben ne düşünüyorum?” yerine “Nasıl karşılanır?” sorusu öne geçer.

Bir karar verirken gerçekten ne istediğinden önce kimin ne düşüneceğini hesaplar.

Ve zamanla kendi hayatının merkezinde olmasına rağmen, değerlendirme yetkisini başkalarına bırakır.

Üstelik bunun zor bir tarafı daha vardır: Herkesin bizi aynı şekilde görmesini sağlamak mümkün değildir.

Birinin cesur bulduğu davranışı başka biri gereksiz bulabilir. Birinin sevdiği yönümüz başka birine fazla gelebilir. Bir ortamda takdir edilen özelliğimiz, başka bir ortamda hiç fark edilmeyebilir.

Eğer değerimizi bütün bu değişken değerlendirmelerin üzerine kurarsak, kendimizle ilgili fikrimiz de sürekli değişmek zorunda kalır.

Eleştiri ile Değerimizi Birbirinden Ayırabilmek

Kendi değerimizi içeriden kurmak, başkalarının görüşlerini önemsememek anlamına gelmez.

Tam tersine, bazen çevremizden gelen geri bildirimler kendimizde göremediğimiz bir noktayı fark etmemizi sağlar. Eleştiri gelişim için son derece kıymetli olabilir.

Ancak bir davranışımızın eleştirilmesi ile kişiliğimizin değersizleştirilmesi aynı şey değildir.

Bir işte hata yapabiliriz ve hâlâ yetkin biri olabiliriz.

Bir ilişkide yanlış davranabiliriz ve bu bizi bütünüyle kötü bir insan yapmaz.

Bir konuda başarısız olabiliriz ve bu başarısızlık kimliğimiz hâline gelmek zorunda değildir.

Olgun bir özdeğer anlayışı, insanın kendisini kusursuz görmesi değildir. Hatalarını görebildiği hâlde bütün benliğini o hatalar üzerinden değerlendirmemesidir.

Çünkü kendimize verdiğimiz değer yalnızca başarılı olduğumuz, sevildiğimiz ve takdir edildiğimiz günlerde geçerliyse, aslında oldukça kırılgan bir zeminin üzerinde duruyoruz demektir.

Değerimizi Kimin Elinde Tutuyoruz?

Belki de kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri şu:

Kendimle ilgili düşüncelerim ne kadar bana ait?

Kendimizi iyi hissetmek için sürekli birinin ilgisine, onayına veya takdirine ihtiyaç duyuyorsak, ruh hâlimizin anahtarını da farkında olmadan başkalarının eline bırakmış olabiliriz.

Birinin ilgisiyle yükselip ilgisizliğiyle kendimizden şüphe ediyorsak, mesele artık yalnızca o kişinin davranışı değildir.

Mesele, o davranışa kendimiz hakkında ne kadar büyük bir anlam yüklediğimizdir.

Belki de hedef, başkalarının ne düşündüğünü hiç önemsemeyen biri olmak değil.

İnsan ilişkileri böyle çalışmaz.

Asıl mesele, başkasının davranışı ile kendi değerimiz arasına sağlıklı bir mesafe koyabilmek.

Birinin bizi sevmemesi canımızı yakabilir; fakat bu bizi sevilmeye değmez yapmaz.

Bir fırsatta tercih edilmemek hayal kırıklığı yaratabilir; fakat yeterliliğimiz hakkında nihai hüküm vermez.

Birinin bizi anlamaması üzücü olabilir; fakat kendimizi yanlış anlatılmış bir hikâyenin içinde tanımlamak zorunda değiliz.

Çünkü insanların bize ilişkin düşünceleri değişebilir. İlişkiler değişebilir. İlgi azalabilir, beklentiler farklılaşabilir, yollar ayrılabilir.

Bütün bunların ortasında değişmemesi gereken şey, kendimize verdiğimiz değerin her yeni davranışla yeniden pazarlığa açılmasıdır.

Başkalarının bize nasıl davrandığı onlar hakkında da bir şeyler anlatır. Kendimize nasıl davrandığımız ise kendi değerimizle kurduğumuz ilişkinin asıl göstergesidir.

Belki de kendimize verdiğimiz değeri güçlendirmek, aynaya bakıp sürekli ne kadar değerli olduğumuzu söylemekten önce çok daha sade bir yerde başlar:

Başkalarının davranışlarını, kendimiz hakkında verilmiş bir hüküm gibi okumayı bırakmakta.

Bu yazı toplam 100 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim