Bugün 08 Eylül 2026 Salı
  • Antalya36 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6856.44
    %-0.04
  • Dolar
    48.4555
    %0.02
  • Euro
    56.334
    %-0.06

BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

DELİ KADİR'İN İNANILMAZ LEZZETLİ BURDUR ŞİŞLERİ

08 Eylül 2026 Salı 14:32

Herkese merhaba. Çocukluğunu bağ bahçe içinde anneanne dede evinde yaşayan bizim nesil, hep tek katlı ev hayalleri kurarak yaşadı. Emekli olsam da, yeniden çocukluk günlerime geri dönsem.

Küçücük bir bahçem olsa, anneannem dedem gibi yiyebileceğimiz kadar sebze eksem, yetiştirdiğim mahsülleri yemenin tadına varsam. Meyve ağaçları eksem. Mesela kahvaltımı kendi bahçemden topladığım zeytinimle yapsam, o çok sevdiğim kayısıyı ellerimle koparıp da yesem ne de güzel olurdu.

Komşu teyzeler, komşu amcalarımız gibi bizlerde hepimiz farklı ağaçlar eksek. Ektiklerimizi imece usulü birlikte yetiştirsek ve birlikte yesek.

Tavuklarım, köpeklerimle paylaştığım yaşamımı mutlulukla, huzurla sürdürsem diye diye çalışma hayatını çekilir kıldık biz.

Çünkü küçük yerlerden üniversite okumak ve sonrasında iş olanakları bulmak için büyük kentlere göçünce bir süre sonra gördük ki, modern kent yaşamı ve beraberinde bize bireyselleşmeyi miras bıraktı. Bu da bizleri birbirimize yabancılaştırdı.

Sonrasında yakın zaman önce yaşadığımız korona sürecinin aslında bize başka bir salgını hediye edip gittiğini fark ettik: Yalnızlık.

Kalabalık ve büyükşehirlerde yaşamamıza rağmen sosyal olarak izole olan bir topluma dönüşmeye başladık. Ailelerimizden ayrılıp her birimiz farklı farklı şehirlere taşınınca, akrabalık ilişkilerimiz koptu.

İşyerlerimizde köleler misali çalışmaktan komşularımızı da göremez olduk. Hatta büyük çoğunluğumuz komşularını tanımıyor bile. Birbirimizle selamlaşmayı unuttuk.

İnsan sosyal bir varlık, son zamanlarda sosyalleşmeye maddi manevi olarak ne zaman ne para ayıramayınca daha bir mutsuz olduk. Çevremizde suratları sirke satan insanlar artarken, çoğumuz gülümsemeyi unuttuk.

Çünkü yaşadığımız dünyanın en sessiz ama en ürkütücü salgını “Yalnızlık” hızla yayılıyor.

Japonların Kodokushi yani namıdiğer “yalnız ölüm” adını verdiği bu gerçek, artık yalnızca yaşlıların değil, gençlerin de kapısında bekliyor. İnsanlarımız evlerinde tek başına ölüyor ve yoklukları günler sonra fark ediliyor.

Sosyal medyada binlerce takipçimiz, telefonlarımızda yüzlerce kişimiz var, fakat kapımızı çalacak, sesimiz soluğumuz çıkmadığında merak edecek kaç dostumuz kaldı bir düşünsenize, kaç dostumuz kaldı?

Kadın ya da erkek hiç ayırt etmeden bize sürekli kimseye ihtiyacın yok, sen her şeyin üstesinden gelebilirsin, sen her şeyin en iyisine layıksın” dediler.

Biz de sevgiyi, sadakati, fedakarlığı ve dostluğu küçümseyip en küçük anlaşmazlıkta insanları hayatımızdan çıkardık.

Böyle yaparak kendimize değer verdiğimizi düşünürken aslında giderek yalnızlaştık.

Oysa insan insana emanettir.

Gerçek zenginlik takipçi sayısı değil, aslolan tüm samimiyetiyle yokluğumuzu fark edecek, hayatlarımızı birbirimize güzelleştirirken, birlikte ağlayıp, birlikte güldüğümüz, aynı zamanda yüklerimizi varlığıyla hafifletecek insanların varlığıdır.

Hadi öyleyse ne duruyorsunuz, bugün bir yakınınızı arayın, bir dostunuzun kapısını çalın halini hatırını sorun. Çünkü yalnızlığın çaresi daha fazla ekrana bakmak değil. Çözüm, gerçek ve samimi dostlarımızla birbirimizin taaa gözlerinin içine bakarak sohbet etmek ve bağlarımızı güçlendirmekten geçiyor.  

Yok eğer bunu bulunduğunuz yerde yapamıyorsanız size bir tavsiyem daha olacak. O da şu: Eşsiz Anadolu topraklarının hiç bilmediğiniz bir iline ya da ilçesine ani bir kararla seyahate çıkın.

Bizim toprakların hala mayası değişmemiş, özünü koruyan, vatanına milletine değer katmak için çırpınan insanlarıyla tanışmak için gayret gösterin. Umudunuzu tazeleyin. Zira ben öyle yapıyorum.

Burdur’un, meşhur enfes bembeyaz kumsalıyla bilenen, berrak turkuaz Salda Gölü’nü, muazzam tarihi yapıya sahip binlerce yıldır hala suyu akan Antoninler Çeşmesini görmek için Sagalassos Antik Kenti’ne, içindeki gölleri ve sarkıtlarıyla Türkiye’nin ziyarete açılan ilk mağaralarından biri olan İnsuyu Mağaraları’nı görmeye gitmiştim.

Yemeğe vakit ayırmaktansa gezmeyi tercih eden biri olarak meşhur Burdur şişini yemek nasip olmamıştı. Bu sene de Burdur Şiş yemek için yollara düştüm. Desem de inanasınız gelmedi biliyorum. Tamam itiraf ediyorum aslında Burdur Arkeoloji Müzesi’ni gezmekti niyetim, lakin Burdur Şiş yemeden de dönmedim. 

Çünkü Burdur’un meşhur yemeklerinin başında Burdur şiş gelir. Nasıl olaki Burdur Şiş diyerek, soluğu meşhur Şişçi Kadir’de aldım. Namıdiğer Deli Kadir. Yok efendim ne haddime bu benim hitap şeklim değil. Meşhur Kadir Bey’in kendi kendini tanımlaması. Kasaya ücret ödemeye gittiğimde öğrendim.

Değerli büyüğüm Şişçi Kadir Bey’le sohbetimizi sizinle de paylaşmak isterim. Yolunuz olur da Burdur’a düşerse muhakkak gidin ve özel olarak kendisiyle tanışın. Eminim çok seveceksiniz.

Kadir Bey’e Burdur Şiş’inin özelliği nedir diye sormakla başladım. Efendim Burdur şişin en temel özelliği yapımında hiçbir baharat, soğan, ekmek içi veya katkı maddesi kullanılmamasıymış.

O muhteşem Burdur Şiş’in lezzeti tamamen etin ve tuzunun doğallığından geliyormuş. Benim gibi baharat müptelası biriyseniz, bana hitap etmez demeyin. Muhakkak deneyin. İnanılmaz güzel bir lezzetti.

Yedikten sonra, nasıl güzel bir et seçimidir bu Kadir bey dedim. O da şöyle anlattı: Geleneksel olarak dağlarda kekik ve çalı bitkileriyle beslenen keçinin kaburga etinden ve de günümüzde de çoğunlukla keçi veya sığırın kaburga kıymasından yapıldığını da ekledi.

Üstelik Kadir Bey, etlerini kendi çiftliklerinde özel bakımla yetiştirdikleri hayvanlarından elde ettiklerini de ifade etti. Bir et sadece tuzla hiç baharatsız, ancak bu kadar güzel kokabilir. Dedim ya, Burdur’a özgü bu lezzete bayıldım.

Tertemiz bir lezzet lokantası düşünün, hazırladığı bu enfes şişleri size sadece altı yağlanmış ve özel buğday unundan yapılmış incecik pidenin üzerinde, közlenmiş yeşil biber ve domatesle servis etsin.

Yanında istediğim Antalya usulü tahinli piyazı anlatamam size çünkü yemeniz lazım. Bi de enfes bir yoğurt ikramları var. Tatmadan dönmeyin.

 

Bu yazı toplam 79 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim