Bugün 08 Eylül 2026 Salı
  • Antalya36 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6862.48
    %0.05
  • Dolar
    48.4542
    %0.02
  • Euro
    56.3772
    %0.02

AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

CELALETTİN ARİF DEMİREL’İN TANIKLIĞI İLE KEMAL TAHİR

08 Eylül 2026 Salı 16:18

Çorum, Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının çınarlarından biri olan Kemal Tahir’in hayatında ve yapıtlarında derin izler bırakmış kentlerimizden biridir. Çorum, Kemal Tahir için sıradan bir mahkûmiyet durağı olmanın çok ötesine geçmiş; insanımızı, Anadolu’nun sosyolojik ve kültürel dokusunu gözlemlediği canlı bir edebiyat atölyesine dönüşmüştür.

Bu dönüşümün izlerine tanıklık eden hemşerimiz Celalettin Arif Demirel (1917-1991), Çorum’da doğmuş, ortaokul son sınıftayken babasının vefatıyla başlayan ekonomik güçlükler nedeniyle öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmış bir mücadele insanıdır. Çorum’un ilk spor kulübü olan Hale İdman Yurdu’nda uzun yıllar futbol oynayan Demirel, siyasi davalar nedeniyle hayatının çeşitli dönemlerinde cezaevlerinde yatmış, Konya’da sürgün hayatı yaşamıştır. İşte bu sürgünler ve cezaevi yılları, onun Türk kültür hayatının önemli isimleriyle ömür boyu sürdürecek dostluklar kurmasına vesile olmuştur. Çorum Cezaevi’nde ünlü romancı Kemal Tahir’le, Konya sürgününde ise sinemamızın efsanesi Yılmaz Güney’le tanışmış; her iki isimle de dostluğunu ölümlerine dek sürdürmüştür. 1950’li yıllardan itibaren kaleme aldığı, kimi derin yalnızlıkları, kimi yaşam sevgisini, kimi de ezilen halkların bağımsızlık mücadelesini konu alan şiirleri kitaplaşmamış olsa da zaman zaman Çorum gazetelerinde okurla buluşmuştur. (1)

Türk edebiyat tarihçisi İskender Özsoy’un derlediği Biyografya 4: Kemal Tahir kitabında yayımlanan tarihi bir mektup, Celalettin Arif Demirel’in Çorum Cezaevi’ndeki o günlerini sadece edebî açıdan değil, Çorum kent kimliği ve insani bağlar açısından da eşsiz bir gözle önümüze seriyor. 5 Ocak 1990 tarihinde Çorum’da Celalettin Arif Demirel’in kaleminden dökülen şu satırlar, o dönem Çorum Cezaevi’ne bir uzaylı gibi düşen Kemal Tahir algısını ve ardından kurulan o kopmaz insani bağı ne kadar yalın özetler:

 "Çorum’a döndüğümde mahkûm ve mevkuf arkadaşlarımın verdiği haber, kitaplı bir casusun sürgün geldiğiydi. ‘Kitaplı casus’ sözcüğü Kemal Tahir’in ismi yerine bir hayli zaman kullanıldı. Kendisi ile tanıştığımda kitap okuyup okumadığımı sordu. Günler geçtikçe mahpuslar arası ilişkiler, casus korkusu çekenleri yavaş yavaş Kemal Tahir’e bey, ağabey demeye zorladı. Kısa sürede baş tacı edildi. Mertlik, cesaret, insan severlik ve çalışkanlık onun hasletleriydi. Kitaplarıyla topladığı dokümanları koruyan tahta sandık ve bavullardan başka varlığı yoktu. Mahpusların zorla uykuya yatırıldığı saatte o tahta ranzasında çaput yatağına bağdaş kurar, yorganı omzuna çeker, sarı defterlere yazar dururdu. Çoğu zaman bu yazma çizme koğuş sakinleri uyanıp bahçeye çıkıncaya kadar sürer, herkes bahçeye çıktığında o yatar ve öğleye kadar uyurdu." (2)

İşte Çorum Cezaevi’nin o ahşap ranzalarında, sarı defterlere gece boyu yazılan satırlar, Anadolu insanının haritasını çıkaran büyük romanların ön hazırlığıydı. Çorum’un soğuk gecelerinde omzuna çektiği yorganın altında yazan Usta, gündüzleri de mahpusların dertleriyle ilgileniyordu. Demirel’in tanıklığı, büyük romancının zihnindeki o durmaksızın çalışan çarkları ve keskin zekâyı gözler önüne serer:

"Bahçede birlikte volta atıp sohbet ederken onun kafasında başka şeyler düşündüğünü sezerdim. Konuşma konusunda bir kesinti yapmadığına şaşar, hayranlığımı gizlerdim. Bir gün şakalaşıp sohbet ederek volta atarken ‘Arif şimdi geliyorum’ dedi ve İskilip yapısı takunyasını tıkırdatarak uzaklaştı. Bir dakika sonra hemen peşine takıldım. Gitti ranzasına tırmanarak yatağının ayak ucu altından sarı defterini aldı, bir şeyler yazarak yerine koydu. O ranzasından inerken ben hızla bahçeye döndüm. Yanıma geldi ve sohbete kaldığımız yerden devam ederek ‘Evet şu Çankırı’dan gelen Kara Bilâl’in dam ağalığına yeltenişlerinden söz ediyorduk’ dedi. Çok zeki adamdı. Mahkûmiyet yılları onu yıpratmamış, aksine her yönden dinamikleştirmişti." (2)

İskilip takunyalarının tıkırtısı arasında biçimlenen bu büyük yazarlık disiplini, sadece edebiyatla sınırlı kalmamış; insana duyulan derin bir sevgi ve vefayla harmanlanmıştır. Kemal Tahir, Çorum’da sadece bir mahkûm ya da gözlemci değildi; aynı zamanda hayatlara dokunan, insanımızın dert ortağı olan bir dayanışma insanıydı. Nitekim C. Arif Demirel’in nişanında takılan yüzük ve doğan kızına isim babalığı yapması, bu dostluğun ne kadar derinleştiğinin en somut nişanesidir:

"Tahliyeme bir iki ay kala cezaevinde nişanlanmaya, çıkınca da evlenmeye karar verdiğimi kendisine söyleyince ‘Nişan yüzüğünü ben takayım’ dedi. 1986 yılında kaybettiğim eşim Şakire’ye başgardiyan odasında söylediğini aynen yazıyorum: ‘Kızım, hayatını birleştireceğin Arif için bu kapılar her zaman açıktır. Kabul ediyor musun?’ Evet cevabını alınca nişan yüzüğünü taktı. Bugün öğretmen olan kızım Müberra’nın da isim babalığını yapmıştır Kemal Tahir." (2)

Ancak o yılların koşulları çetindi. Yoksulluk ve siyasi baskılar, o büyük kalemi Çorum’un dondurucu ayazında hastalıklara mahkûm etmek istemişti. İşte tam da burada, Çorum insanının kadirbilirliği ve Demirel’in dostluk hamlesi devreye girer:

"Tercüme ettiği kitapların yayınlanmadığından ya da gazetelerde tefrika edilen yapıtları için hakkı olan paranın gönderilmediğinden yakındığını hatırlıyorum. Bir ara soğuktan zatürree oldu. Zamanın devlet hastanesi baştabibi, sırf işkence olsun diye, memleket ve milletseverliğini ispatlamak için buz gibi beton zemin kat hastane odasında yatmaya zorladı. O ara dışarıdaydım. Valiye durumu anlattım. Anlayış gösterdi ve iyi bir tedavi görmesi sağlandı." (2)

Celalettin Arif Demirel’in 1990 yılında kaleme aldığı bu tarihsel mektuptaki son alıntılar, Kemal Tahir’in şahsında temsil edilen o mağrur ve dik duruşu, Anadolu’nun kucağındaki bir ruh zenginliğiyle tamamlar:

"Köylü sigarası kullanır; çayı kıtlama içerdi. Savaş yıllarının genel yoksulluğunda onun ruh zenginliğinin, dayanma gücünün hayranı olmuşumdur. Çorum’da kaldığı müddetçe herkese elinden gelen iyiliği yapmıştır. Eğilmeyen baş, bükülmeyen bilek, satılmayan kafa onun dur..." (2)

20 Haziran 1991’de aramızdan ayrılan hemşerimiz Celalettin Arif Demirel, ardında bıraktığı bu tanıklıkla Çorum’un kent hafızasında kıymetli bir iz bırakmıştır. Aziz hatırasına saygıyla...                                                                                                              

KAYNAKÇA

1.Ercan, A. (1991). Çorumlu Şairler (s. 386). Çorum: Hitit Festivali Komitesi Yayını.

2.Özsoy, İ. (Der.) (2004). Biyografya 4: Kemal Tahir (s. 191-193). İstanbul: Bağlam Yayınları.

Bu yazı toplam 88 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim