Bugün 07 Eylül 2026 Pazartesi
  • Antalya30 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6862.47
    %-0.52
  • Dolar
    48.4312
    %-0.09
  • Euro
    56.2489
    %-0.05

GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

KÖYDE SANATIN İZİ

07 Eylül 2026 Pazartesi 01:12

 22-26 Ağustos 2026 tarihleri arasında küratörlüğünü Nurhayat Erdem’in üstlendiği Lüleburgaz'ın Akçaköy köyünde, Prof. Dr. Basri Erdem Kültür Sanat Evi'nde gerçekleşen “Köyde Sanat 3/Duvar Resmi Çalıştayı”nın coşkusunu, yorgunluğunu ve zihinsel dönüşümünü geride bırakırken, belleğimde ve kalbimde yankılanan en derin tını, mekânın, malzemenin ve zamanın o kadim felsefesi olmaya devam ediyor. Sanatsal üretim sürecini yalnızca anlık bir form üretimi olmaktan çıkarıp ontolojik bir temele oturtmak, coğrafya ile kurulan bağın niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. Gaston Bachelard’ın Mekânın Poetikası adlı eserinde derinlemesine incelediği üzere, ev geçmişin, belleğin ve köklerin dikey boyutunda yeniden üretildiği, insanı var eden ve besleyen bir varoluş alanıdır. Bu bağlamda, Prof. Dr. Basri Erdem’in dedesinden kalma aile evini restore ettirerek dönüştürdüğü Prof. Dr. Basri Erdem Kültür Sanat Evi, köy yaşamını sanatsal üretimin merkezine taşımaktadır. Bu mekân, bölgedeki sanatsal faaliyetlerin ve buluşmaların canlı odağı haline gelmiştir.

whatsapp-image-2026-09-06-at-22-09-40-1.jpeg

Bu mekânsal hamle, modern çağın insana dayattığı yabancılaşmaya karşı Martin Heidegger’in “İnşa Etmek, İkamet Etmek, Düşünmek” başlıklı denemesindeki varoluşsal ikamet kavramıyla güçlü bir paralellik kurar. Sanat, metropollerin klinik, ruhsuz ve piyasa odaklı galerilerinden sıyrılarak toprağa, köye ve hayatın kendi doğal akışına geri dönmektedir. Bu dönüş, modern insanın doğayla kopardığı etik ve estetik bağları onarmak için hayati bir adımdır. Akçaköy’ün topraklarında yankılanan bu ortak üretim enerjisi ve paylaşım ruhu, sanatın asli yuvasına, yani toprağın ve halkın kalbine dönüşünün en somut kanıtıdır. Kırsalın o dingin ritmi, sanatçılara metropolün gürültüsünden uzak, katı kurallardan arınmış, saf bir düşünce ve sanat alanı sunmaktadır.

whatsapp-image-2026-09-06-at-22-12-00-1.jpeg

Bu çalıştaya katılan sanatçı ve araştırmacı yazar olarak Prof. Dr. Basri Erdem’in inşa ettiği bu entelektüel evrene baktığımda, karşımıza çağın karmaşasına, küreselleşmenin tek tipleştirici baskısına ve tüketim kültürünün dayatmalarına karşı dikilen dirençli bir duruş çıkmaktadır. Erdem’in sanatı; zamanın katmanlarını, mitolojiyi, toplumsal belleği ve doğanın ham gerçekliğini tek bir felsefi havzada eriten sarsılmaz bir bütündür. Onun yapıtlarında, doğanın sesini ve dengesini unutan modern insana karşı derin bir sorumluluk bilinciyle seslenildiğini hissederiz. Peyzajlarında mekânı arka plana iterek figürü zamanın ötesinde evrensel bir konuma taşıması, özgün baskıresimdeki derin sanatkârlığı; sanatçının doğayla kurduğu vicdani akrabalığın en net kanıtıdır. O, sanatın yüksek duvarların ardına hapsedilemeyeceğini, halkın içinde, toprağın üstünde ve coğrafyanın ruhuyla beslenmesi gerektiğini savunan öncü bir vizyonun sahibidir. Sanatçının akademik köklerinden aldığı güçle toplumsal olaylara duyarsız kalmayışı, eserlerinin altındaki entelektüel derinliği daima beslemektedir.

whatsapp-image-2026-09-06-at-22-09-41.jpeg

İşte bu felsefi ve entelektüel iklimin pratik bir yansıması olarak hayata geçen “Köyde Sanat” çalıştayı serisinin bu üçüncü halkası, derin bir bağlılığın da kapılarını araladı. Babam Süleyman Sarı’nın doğanın kendi diliyle, insan müdahalesi olmadan biçimlendirdiği; boyasız, şekillendirilmemiş, tamamen doğal 1-3 mm ebatlarındaki taşlarla ortaya koyduğu sanat pratikleri, bu çalıştayın üçüncüsünün doğmasını ve Prof. Dr. Basri Erdem Kültür Sanat Evi’nin duvarlarına taşınmasını sağladı. Doğanın kendi jeolojik tarihini barındıran bu taşlar, insanın doğayla kurduğu ilk ve en dayanıklı bağın günümüzdeki estetik taşıyıcısı haline geldi. Doğanın kendi elleriyle yarattığı bu renk ve form zenginliği, hiçbir yapay müdahaleye gerek kalmaksızın, saf bir estetik deneyimin kapılarını aralamaktadır. Bu yaklaşım, doğayla bütünleşerek, ona saygı duyarak iz bırakmaya yaslanan bir sanat biçimini mümkün kılmıştır.

whatsapp-image-2026-09-06-at-22-10-04.jpeg

Prof. Dr. Basri Erdem Kültür Sanat Evi’nin duvarları birer sanatsal yaşam alanı olmaya devam ederken, aslında bu büyük sanat evreninin canlı birer parçası haline geldik. Çalıştay boyunca babam Süleyman Sarı ve annem Necla Sarı’nın eserleri sergilendi; onların sanatları, mekânın ruhuna ve ortak belleğe derin bir katman ekledi. Bütün bu süreç boyunca, bireysel egoların arka plana çekildiği, kolektif aklın ve ortak sezginin ön planda olduğu bir sanat iklimi soluduk. Her bir eserin duvarda yerini alışı, parça ile bütün arasındaki o kadim felsefi diyalektiğin hayat bulmuş haliydi. Leibniz’in monadolojisinde olduğu gibi, her bir taş kendi içinde kapalı ve tekil bir evrenken, bütündeki o büyük estetik resme hizmet ettiği an evrensel bir anlama büründü. Birlikte sanat yapmanın, ortak bir zihinsel havuzda varolmanın ve aynı toprağın nefesini paylaşmanın yarattığı bu sinerji, çalıştay katılımcılarının tamamı için unutulmaz bir dönüşüm deneyimi oldu.

whatsapp-image-2026-09-06-at-22-10-03-1.jpeg

Akçaköy’ün sakin coğrafyasında doğmasına karşın kısa sürede sanat kamuoyunda büyük ses getiren bu buluşma, bölgenin kadim günlük ritmi ile çalıştayın yarattığı sanatsal ivmeyi sokaklarda ve bakışlarda sessiz ama derin bir köprüyle buluşturdu. Köyün sakinlerinin ve çocuklarının duvardaki eserlerin etrafındaki meraklı adımları, tarlasından dönen bir köylünün durup esere bakmasındaki o saf sezgi, sanatın uzak ve kapalı sergi salonlarından taşıp halkın nefesiyle nasıl bütünleştiğinin en canlı kanıtıydı. Bu kesişim, sanatın yalnızca izlenen bir nesne değil, coğrafyayı ve insanı ortak bir bellekte buluşturan yaşayan bir ortaklık olduğunu bir kez daha hatırlattı.

whatsapp-image-2026-09-06-at-22-10-03.jpeg

Sonuç olarak, “Köyde Sanat 3”, yalnızca bir duvar resmi çalıştayı ya da mekânsal süsleme faaliyeti olarak okunamaz. Bu buluşma; sanatın hayatla, toprağın estetikle, bireyin ise toplulukla yeniden bağ kurma biçiminin somut bir örneğidir. Bizler bu çalıştayda Akçaköy’ün topraklarında Bachelard’ın hafıza mekânını, Heidegger’in yerleşme bilincini, Basri Erdem’in aydın vizyonunu ve doğanın saf malzemesini harmanlayarak zamana dirençli kalıcı bir iz bıraktık. Bu çalıştay, sanatın toprağa, toprağın da sanata yeniden kök saldığı bir eşik olarak belleğimizde yer edecektir. 

Bu yazı toplam 567 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim