Bugün 18 Haziran 2026 Perşembe
  • Antalya24 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6355.9
    %0.2
  • Dolar
    46.4339
    %0.02
  • Euro
    53.374
    %-0.36

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

100. YILDÖNÜMÜNDE İZMİR SUİKASTİ VE İTTİHAT TERAKKİNİN SONU

17 Haziran 2026 Çarşamba 22:58

 

   Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler isimli pek kıymetli eserinin üçüncü cildini İttihat ve Terakki’ye ayırmış ve kitabın kapak sayfasına şu notu düşmüş: “İttihat ve Terakki, Bir Çağın, Bir Kuşağın, Bir Partinin Tarihi”.

     Güzel, demek oluyor ki bu durumda “İttihat ve Terakki” denilince, bir grup genç subayın ve tıbbiye talebesinin maceralara atılmak için kurdukları bir dernekten etmiş olmuyoruz. Tam aksine, yaşanmakta olan bir çağ var, bu çağın içine düşmüş bir kuşak, bir nesil var ve bu kuşak, yaşadıkları çağın ihtiyaçlarına ve şartlarına göre pozisyon almak, duruş göstermek zorunda hissediyorlar ve bu şartlarda kaderlerine doğru yol alıyorlar.

      1889’da, tam da Fransız İhtilalinin 100. Yıldönümünde, bir grup Tıbbiye talebesi tarafından yasadışı olarak kurulan bu dernek, yıllar içerisinde çeşitli bölünmeler, birleşmeler, fikir değişiklikleri vs. yaşayarak, 1908 yılında saray idaresine Anayasayı ve Meşrutiyeti ilan ettirmeyi başarmış oldu. Türkiye tarihi için çok büyük bir dönüm noktasıdır ve sonuçlarını halen de yaşıyoruz.

     Ve bu talihsiz ve fakat pek cesur kuşak, 1908’den itibaren “koalisyon biçiminde de olsa” ülke yönetiminde etkili ve yetkili bir konum elde etti, 1913’ten itibaren de tek başına iktidarı ele geçirdi. Ama o kadar talihsizlerdi ki, bir yıl sonra dünyada büyük paylaşım savaşı (Cihan Harbi – 1. Dünya Savaşı) çıktı, bizimkiler de apar topar kendilerini bu savaşın içinde buldular. Savaşa girmemek gibi bir şansımız olmadığı kesindi, Rusya, İngiltere ve Fransa ittifakında girmek için çok çaba harcadılar, ama reddedildiler. Çünkü kader onları “kaybedecekler” listesine çoktan yazmıştı.

      Batılı “çokbilmiş” asker ve bürokrat sınıfının, “bu savaş en fazla dört ay sürer” diyerek başlattıkları kavga, tam dört yıl sürdü ve 1918’de hem savaş bitti, hem de İttihat ve Terakki! Liderleri Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa, İngilizler tarafından idam edileceklerini bildikleri için, yurt dışına kaçtılar ve İttihat Terakki bu tarihte tüzel kişilik anlamında feshedildi. Ancak, buna rağmen, geride kalan İttihatçı kadrolar, vakit kaybetmeden milli mücadeleyi örgütlemeye başladılar, kendisi de bir İttihatçı olan Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğine rıza gösterdiler ve milli mücadelenin kazanılmasında çok büyük bir rol oynadılar.

Ve fakat Mustafa Kemal Paşa’nın kafasındaki yeni devlet modeli, 1908’lerin, hatta 1920’nin ilk yıllarındaki gibi değildi. Mustafa Kemal Paşa, güç bela elde tutabildikleri yeni Türkiye’yi merkeze almaktan ve bu yeni ülkenin modernize edilmesi için çaba harcamaktan yanaydı. Kabul etmek gerekir ki, eski yol arkadaşlarına göre daha gerçekçi, daha oturaklı düşünüyordu. 1926 yılına böyle gelindi.

1926’nın Haziran ortasında (14 Haziran) Mustafa Kemal Paşa İzmir’i ziyaret etmek üzere yola çıktı. Bu esnada eski İttihatçı mebuslardan Ziya Hurşit ve bir grup arkadaşı, Paşayı İzmir’de öldürmek için bir plan yaptılar. Ama M. Kemal Paşa’nın bir günlük gecikmesi, suikast ekibinde panik yarattı ve ekipten bir kişi konuyu İzmir valisine ihbar etti ve böylece suikast girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.

Ve haber kelimenin tam anlamıyla “bomba” gibi patladı! Ankara’da ve İstanbul’da yaşayan ve geçmişte İttihat-Terakki içinde etkili konumda bulunan bütün askeri ve sivil isimler tutuklanmaya başladı. Tutuklananlar arasında Kazım Karabekir Paşa, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Cafer Tayyar Paşa, Refet (Bele) Paşa gibi çok üst düzey komutanlar da vardı.

16 Haziran 1926’da İzmir’de başlayan yargılamalar,  Ankara’da devam etti. Mahkeme sonucunda İttihat Terakki döneminin maliye nazırı Cavit Bey ve Doktor Nazım olmak üzere çok sayıda isim idam cezası ve çeşitli hapis cezaları aldılar ve idamlar derhal infaz edildi. Karabekir Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa, Rauf Orbay gibi isimler, “son dakikada” idam listesinden çıkartıldılar.

Baştan söylediğim gibi, artık bu topraklarda yeni bir çağ, “Türkiye Çağı” başlıyordu ve Mustafa Kemal Paşa, kafasındaki projeleri uygulama sürecinde kendisine itiraz edebilecek ve hatta engel olabilecek güçlü kadroları oyunun dışına atıyordu. Olan bitenin tam ve tek özeti budur. Çünkü yargılananların ve idam edilenlerin neredeyse hiç birisinin suikast girişiminden haberleri yoktu ve asla böyle bir teşebbüs içinde değillerdi.

Ama tarihin seyri böyledir. Bir dönem aktif rol alan kadrolar, o dönem kapanıp başka bir süreç başladığında, oyunun dışına atılırlar ya da pasifize olurlar. Bu bir kuraldır ve sadece bizim ülkemize mahsus da değildir. Bu konuda dünya siyasetinden onlarca örnek sayabiliriz.

Evet, İttihat ve Terakki, hataları ve sevaplarıyla, yaptıkları ve yapamadıklarıyla 1926’nın yaz aylarında fiilen tarihe karıştı. Ama onun yetiştirdiği kadrolar, 1950, hatta 1960’ın ortalarına kadar Türkiye’nin yönetiminde etkin rol oynamaya devam etti.

Peki İttihat ve Terakki’den bu güne miras olarak ne kalmıştır? Bana kalırsa İttihatçılar, bu ülkenin kendilerinden sonra gelecek olan nesillerinin kalbine, millet ve vatan sevgisini nakşedip gittiler. En zor durumda bile vatanın savunulabileceğini, umutsuzluğa kapılmanın anlamsız olduğunu söylediler, bunu ispat ettiler ve tarih sahnesinden çekip gittiler.

Hepsi bu kadar.

Bu yazı toplam 200 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim