Bugün 02 Ağustos 2026 Pazar
  • Antalya26 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6174.48
    %0
  • Dolar
    47.4686
    %0
  • Euro
    54.7711
    %0

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

NEYZEN TEVFİK (1879-1953)

02 Ağustos 2026 Pazar 20:53

 

 

“Derd-i firakın ile düşeli sevdaya mey'e
Müptelayım, deliyim, düşmüşüm esrarı-ney'e
Feleğin kahpe başında paralansın parası
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye” 
(Neyzen Tevfik)

Egemen güçler tarih boyunca kendi iktidarlarını sürdürmek için bir insan modeli inşa etmeye çalışmışlardır. Bu durum dünyanın olmazsa olmaz, değişende değişmeyenidir. 
Değişende değişmeyenin bir de öbür yüzü vardır. Egemen güçlerin iktidarına karşı çıkan insanların muhalif söylem ve eylemleri. 
İşte bu bağlamda en tipik örneklerden biri Neyzen Tevfik’tir. (1879-1953)
Sözü Neyzen’e bırakalım… “Şu insanlık, tarih boyunca, oltacıların oltasına hem yem, hem de balık olmaktan kurtulamamıştır. Kimi bilgiyi, kimi siyaseti, kimi ticareti, kimi dini, kimi de hurafeleri olta olarak kullanagelmiştir. Medeni kılıklı nice dervişler, hayat ve emek mahsullerinin soygunculuğu ile geçinmişler ve hükümlerini yürütmüşlerdir. (Neyzen Tevfik Hayatı ve Şiirleri, Seyit Kemal Karaalioğlu, İnkılap, sf. 74)
İşte bu noktada bir kadraj kaydırması yapalım mı? Sene 1999… Can Yücel’in ölüm haberini işitince evde duramadım, sokağa attım kendimi. Bir sigara yakmış, tüterek giderken telefonum çaldı.
Arayan ses, “Hocam ne yapıyorsunuz?” dedi. 
“Canım sıkkın” dedim, “Son Neyzen de gitti…”
“O da kim?” diye sorunca, “Can Babayı kaybettik” dedim.
“A, o Neyzen değildi ki” der demez sıkkın olan canım bir kez daha sıkıldı.   
“Can Baba son neyzendi. Ben seni sonra ararım” diyerek telefonu kapattım. 
Evet, Can Yücel son neyzeniydi Türk şiirinin. 

Hasan Ali Yücel ise Neyzen Tevfik için şöyle demektedir. 

“Daha önceleri Neyzen’i görmemiş değildim. Erenköy’deki talimgâhta, henüz on dokuz yaşında bir delikanlı iken onu uzaktan dinleyerek zevk alırdım. Pisliğine, perişanlığına, küfürbazlığına tahammül edecek anlayışa erişememiştim. Ondan iğrenirdim. Fakat neyinin ve konuşmasının çekiciliğinden de kendimi kurtaramazdım. Ona acırdık. Bir gün bir toyluk ettim, kendisine para vermek istedim.  
Aldığım cevap şu oldu, ‘Haydi oğlum, git işine bak, benim mataram rakı dolu. Vereceğin bu parayla git de akşama birkaç kadeh iç, keyiflen. Benim paraya ihtiyacım yok.’ Utandım, af diledim. O zaman da böyle nasihat etti, ‘Utanma, utandıkça rahat yaşayamazsın. Görmüyor musun, ben kimseden utanıyor muyum? Başkaları benim hâlinden utansınlar!” (a.g.e. sf. 45-46)
Egemen düzenin hayata dair dayatmalarına salt söylemiyle değil, yaşam tarzıyla da karşı çıkan bir insandır Neyzen Tevfik.
Neyzen Tevfik hakkında heybemizde olan ve değerli bir büyüğümden dinlediğim bir anıyı anlatmalıyım artık
1980’li yılların ortaları… Belli aralarla meyhanelerde buluştuğumuz bir arkadaş grubumuz vardı. Ziya bir akşam, “Geçen nargileci kahvesinde biriyle tanıştım. Oğlu Şehir Tiyatrolarındanmış. Yurt dışına kaçmış. Seni söyledim. Basri Baba eski bir sendikacı aynı zamanda…” der demez, “Basri Baba’yı bir akşam yemeğe davet edelim” dedim.
Ve o buluşma gerçekleşti. Boynuna sarıldığında beni koklayarak “Sende Ragıp’ımın kokusu var” sözü oğlunu ne kadar çok özlediğini ifade ediyordu. 
Ragıp Duran İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sanatçıydı. Aynı oyunda çalışmak hiç kısmet olamamıştı. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yurtdışına gitmek zorunda kalmıştı.
Birkaç fırça darbesiyle Basri Baba’yı tanıtmalıyım sizlere. 1950’li yıllara Beykoz’daki Sümerbank Kundura Fabrikasında işçi ve sendikacıdır… O dönemde sendikacılık yapmak herkesin cesaret edeceği bir iş değildir. Son görevi DİSK’te danışmanlık olup, Bahçelievler’de kirada oturan, emekli maaşı ile geçinen bir sendikacıdır o. 
Buluşmalarımızın birinde Neyzen Tevfik ile olan bir anısını anlatmıştır. 
Bir öğle vakti Laleli’den Beyazıt’a doğru çıkarken ezan okundu. Haydi, vakti burada kılayım diyerek Laleli Camiine girdim. Çıkışta cenazeyi görünce onun da namazını kılmak için safa durdum. Az sonra yanıma Neyzen geldi. Selamlaştık… Akşamdan kalma olduğu her şeyinden belli idi. İçki kokuyordu. Bu kez de cenaze namazı için avluya gelen dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay öbür yanımda safa durdu. Onunla da selamlaştım. Bir ara “Bu ne koku Basri, burnum düştü” dedi. Ben de öbür yanımda safta Neyzen var. Koku ondan geliyor, müsaade ederseniz söyleyeyim saftan çıksın” dememle birlikte eteğimi çekerek şunları söyledi. “Bırak kalsın… Bir dörtlük söyler şimdi bize… Rezil eder vilayette herkese…”
Neyzen’in egemen yapı ile olan çelişmesi yeterince açık olsa da hicivdeki ustalığının ona karşı tahammülde belirleyici olduğu anlaşılıyor. 

Neyzen hakkında yine kitaplarda okumadığım bir kare var. 

İstanbul’un yaman kışlarından biri… Çetin kış şartlarında Neyzen’in barınacak düzenli bir yerinin olmaması dostlarını üzmektedir. Bir yer bulunması için yapılacak katkıyı da asla kabul etmeyeceğini bildikleri için bir çare peşine düşerler. Dönemin İstanbul valisine giderek konuyu iletirler. Vali, “İstanbul Radyosu 24 saat açık ve kaloriferi de var. Radyo müdürünü arar söylerim. Neyzen’in saat kaçta gelirse gelsin radyoya alınmasını isterim. Ve bekçiye de talimat verirler.” diyerek soruna çözüm getirir. Dostlarına kalan, durumu Neyzen’e iletmektir. 
Neyzen o soğuk kış gecelerinde istediği saatte radyoevine gelmekte, bir stüdyonun bir köşesinde yatıp uyumaktadır. 
Sabahın etken saatlerinde uyanan Neyzen, bağdaş kurup oturur ve neyini çıkararak taksimler yapmaktadır. İşte bu durum sabah saat beşte yayına girecek olan radyoya gelen ses teknisyenlerinin dikkatine çeker. 
Radyoevlerindeki kayıt düzeninde tepeden gezdirilen dev mikrofonlar vardır. 1970’li yıllarda İstanbul Radyosu’nda bant kayıtlarına girdiğim için uygulamayı ben de biliyorum. Ses teknisyenleri mikrofonları Neyzen’in ses kaydını yapacak bir düzen kurarak bant kayıtları yaparlar. 
Gel zaman, git zaman aradan yıllar geçer. Radyo arşivinde yapılan bir tarama çalışmasında Neyzen’in bant kayıtları bulunur. Bugün Kalan Müzik tarafından piyasaya çıkartılan CD’nin düzenlemesini yine bir neyzen olan Şenol Filiz yapmıştır. 

Neyzen ile nasıl tanıştım?

Lisede ikinci sınıfa geçtiğim yazdı. Babamın kitaplığında Hilmi Yücebaş’ın “Neyzen Tevfik, Hayatı ve Eserleri” adlı kitabını buldum. Kitabını okumaya başladığımda birçok şiirinde nokta-nokta ile gösterilen boşluklar gördüm. Babam eve gelir gelmez nokta-noktaları sormamla azar işittim. “Nereden buldun o kitabı, koca kitaplıkta başka bir kitap bulamadın mı?” dedi babam. 
Ertesi sabah Neyzen’in şiirlerinde geçen “a ….” “s ….” vb boşlukları kendimce çözdüm. Neyzen Tevfik, Nefi’den Eşref’e uzanan hiciv halkasında argoyu ustaca kullanan bir şairimizdir. Girişte Can Yücel göndermesini hoşgörünüze sığınarak hatırlatmak isterim. 
“Küfür lisanın tuzu, biberidir” diyen Neyzen’in tarzını onu pek yakından tanıyan biri şöyle izah etmektedir. “Konuşurken kelimelerin en açık saçıklarını seçer, her sözünü bir küfürle bitirirdi. Ancak onun bütün küfürleri orijinaldir. Öyle bayağı, bilinen her gün işitilen küfürlerin nev’inden değildir. Adeta insana zevk verir. ” (age. Sf 157)

09 Ağustos 1912 tarihli Eşek gazetesinde sövmek üzerine bir anket yapılır. Neyzen’in ankete cevabı şöyledir. “Azizim, sövmek müsekkini asaptır. Binaenaleyh, herkes için meşru bir haktır. Ben, bu hususta hudut tanımam. Bazı kimseler, bilhassa matbuat, sövmenin fena olduğundan bahsediyor. Bazıları sövülecek kimsenin meziyetlerinden birini söyleyerek sövmeyi men etmek istiyorlar. Mesela;  o çocuktur sövme, ihtiyardır sövme, büyük adamdır sövülür mü? O hâlde kime sövmeli? Sorarım size, kime sövmeli? Binaenaleyh sevme hürriyeti olduğu gibi, sövme müsavatı da olmalı. Herkes, bi’kader’il imkân (elden geldiğince) sövebilmelidir.” (DEVAM EDECEK)

whatsapp-image-2026-08-02-at-20-58-06.jpeg

Bu yazı toplam 126 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim