- IMKB
% - Altın
6903.88
%0.77 - Dolar
44.3024
%0.19 - Euro
50.8082
%-0.08
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 01:33 - HATAY’DA ORMANLIK ALANDA ÇIKAN YANGIN BÜYÜMEDEN SÖNDÜRÜLDÜ
- 01:31 - MAKÜ 20. YILINDA
- 01:16 - VALİ ŞAHİN: ÇANAKKALE, TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR
- 00:59 - ANTALYA CUMHURİYET BAŞSAVCISI DEĞİŞTİ
- 00:53 - MERSİN’DE YABANCI UYRUKLU KADIN KOCASI TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ
- 00:47 - BATI AKDENİZ İHRACATÇILARI, BAŞKAN ADAYI CAN'LA İFTARDA BULUŞTU
- 20:33 - ÇANAKKALE RUHU ANTALYA’DA YAD EDİLDİ
- 19:53 - JOAO PEREİRA: "LİGİ İYİ BİR ŞEKİLDE BİTİRMEMİZ GEREKİYOR’’
- 19:49 - BAŞKAN ÇANDIR'DAN RAMAZAN BAYRAMI MESAJI
- 19:38 - ANTGİAD BAŞKANI YAVAŞ'TAN BAYRAM MESAJI
- 19:18 - VOLKAN KAZAK: "BU SKORU UNUTMAYACAĞIZ’’
- 19:17 - DURUŞMA SONRASI BASIN AÇIKLAMASI
- 19:03 - ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ DAVASINDA ARA KARAR AÇIKLANDI
- 19:03 - ESNAF KAVGASINDA 1 KİŞİYİ ÖLDÜREN, 2 KİŞİYİ AĞIR YARALAYAN ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
- 18:48 - AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YAYMAN: "SORUNLAR SAVAŞLA DEĞİL, DİPLOMASİYLE ÇÖZÜLMELİ"

TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR


ÂLİM ÇOKTU; BİLİM NEDEN YOKTU?
Ergenlik ve gençlik yıllarımızda Osmanlı’nın ardı arkası kesilmeyen yenilgilerinin sebebini İslam’dan uzaklaşmaya bağlıyorduk. Cumhuriyet’in de bu uzaklaşmayı sürdürdüğü ve bu nedenle Osmanlı’nın eski ihtişamına dönmemizi engellediğine inanılırdı. Belki bu durumu gördüğünden midir bilinmez ama tarihçi Bernard Lewis bile bir çalışmasında “Türkler mağlubiyetlerinin sebebini yeterince gece namazı kılmamalarına bağlamışlardı” dediğini hatırlamaktayım.
Buna karşılık Cumhuriyet’in kurucu ideologları geri kalmışlığın asıl sebebinin İslam olduğunu açıkça söylemeseler de bunu hissettiren bir söylemi üretmişlerdi. Bugün de seküler çevrelerin önemli bir kısmı İslam ile şeriatı ayırmaya çalışsa da zihinsel kaygı ve çekinceleri büyük ölçüde bu yönde kalmaktadır. Kişisel olarak ben bu durumu “açık ve gizli köylülük” diye adlandırdığım zihniyet açmazının bir yansıması olarak görmekteyim.
Bilindiği gibi Fransız düşünür Ernest Renan, İslam’ın öz itibarıyla bilimsel ilerlemeye engel olduğu tezini ileri sürmüş ve bunu uzun süre savunmuştur. Osmanlı aydını Namık Kemal buna güçlü bir reddiye yazmış, ardından Mehmet Akif Ersoy ve Said Nursi de yazı ve konuşmalarıyla bu savunmacı hattı desteklemiştir.
Bu yaklaşım özellikle 1980’lerden itibaren siyasal İslamcı Türk aydınlarında yeni bir biçim aldı. Artık mesele yalnızca “yeterince ibadet edilmediği için gerileme yaşandı” şeklinde açıklanmıyordu. Bunun yerine geçmişteki Müslüman bilim insanlarının yeterince tanıtılmadığı ve bu bilimsel mirasın yeni kuşaklara anlatılmadığı tezi öne çıkarılıyordu. Böylece erken Cumhuriyet ideologlarının “tüm medeniyetlerin kökeninde Türkler vardır” iddiasını hatırlatan bir söylem ortaya çıktı. Bu kez de bilim tarihinin arkasında esasen Müslüman bilim insanlarının bulunduğu anlatısı yaygınlaştırıldı. Zamanla bu söylem mahalle içi eğitim faaliyetlerinde ve bazı derneklerde anakronik ve popülist bir “bilim tarihi arkeolojisine” dönüşmeye başladı.
Bu anlamda son otuz yılda ilahiyat ve felsefe alanında bu konuya dair önemli biyografik çalışmalar yapılmakta. Ancak bu çalışmalar çoğu zaman sürecin yapısal sorunlarına değil, tek tek kriz anlarına ve bireysel figürlere odaklanmayı tercih etmiştir. Buna rağmen bu akademik çalışmalar mahalle gençliği arasında büyük ilgi görmüştür. Ben de sohbetlerde sık sık bu açıdan eleştirilmekteyim: “Hep Batı’daki örnekleri anlatıyorsun; bizdeki bilim insanlarını da anlat ki gençler onları örnek alsın” denilirdi.
Bu açıdan İslam dünyasında son altı yüz yılda bilimsel faaliyetlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek doğru olmayabilir. Nitekim özellikle merhum Fuat Sezgin gibi araştırmacılar, bu dönemde de çeşitli bilim insanlarının ve teknik çalışmaların varlığını ortaya koyarak bilimsel üretimin tamamen kesilmediğini göstermeye çalışmışlardır. Osmanlı’da ve genel olarak İslam dünyasında astronomi, matematik, coğrafya ve mühendislik alanlarında
bireysel çabalarla ortaya çıkan çalışmalar vardır. Ancak tarihsel açıdan mesele tek tek bilim insanlarının varlığı değildir. Asıl mesele, bu çalışmaların süreklilik sağlayacak kurumsal ve zihinsel bir dönüşüme evrilememiş olmasıdır.
Örneğin Osmanlı bilim tarihinde 15. yüzyılda en çok zikredilen isimlerden biri Ali Kuşçu’dur Semerkant’taki Uluğ Bey rasathanesinde yetişen Ali Kuşçu daha sonra İstanbul’a gelmiş ve astronomi ile matematik alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Onun İstanbul’a gelişi Osmanlı ilim hayatı açısından umut verici bir gelişme olarak görülmüştür. Ancak Ali Kuşçu’nun başlattığı astronomi geleneği güçlü kurumsal yapılarla desteklenemediği için uzun vadeli bir
bilimsel okula dönüşememiştir.
Bilimsel girişimlerin önünün kesilmesine dair en çarpıcı örneklerden biri ise Takiyuddin al- Raşid’in kurduğu rasathanedir. Takiyüddin yalnızca bir astronom değil, aynı zamanda optik ve mekanik alanlarında çalışan çok yönlü bir bilim insanıydı. 1577’de İstanbul’da kurduğu yapı en gelişmiş gözlemevlerinden biri sayılabilecek nitelikteydi. Ancak bu rasathane kısa süre sonra siyasi ve dini tartışmaların etkisiyle kapatılmış ve 1580’de top atışlarıyla trajik
şekilde yıkılmıştır. Bu olay yalnızca bir binanın yıkılması değil, astronomi araştırmalarının kurumsal zemininin ortadan kaldırılması anlamına geliyordu.
Osmanlı düşünce dünyasında bilimsel faaliyetlerin çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmasının bir başka göstergesi de bazı bilginlerin yaşadığı zorluklardır. Coğrafya ve kaynakça alanında önemli eserler veren Kâtip Çelebi, çalışmalarını büyük ölçüde kişisel gayretlerle sürdürmek zorunda kalmıştır. “Keşf ez-Zunûn” ve “Cihannümâ” gibi eserler büyük bir entelektüel çabanın ürünüdür; ancak bu çalışmaların etrafında yeni araştırma kurumları veya bilimsel okullar oluşmamıştır. Benzer şekilde Evliya Çelebi’nin anlattığı Hezarfen Ahmed Çelebi örneği Osmanlı’da teknik merakın bireysel düzeyde ortaya çıkabildiğini gösterir; fakat bu tür girişimler kurumsal bir mühendislik geleneğine dönüşmemiştir.
Osmanlı öncesi ve erken Osmanlı dönemlerinde de önemli bilim ve düşünce insanları yetişmiştir. Artuklu sarayında çalışan El-Cezeri mekanik makineler, su saatleri ve otomata düzenekleri geliştirmiştir. Benzer şekilde Davut Kayseri İznik medresesinde müderrislik yapmış ve İbn Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem’ine yazdığı şerhle tasavvuf metafiziğinin Osmanlı ilim dünyasında yayılmasına katkı sağlamıştır. Bu iki isim de kendi dönemlerinde takdir edilen önemli şahsiyetlerdir. Ancak onların başarıları kalıcı bilimsel veya felsefi okullara dönüşmemiştir. Nitekim Molla Fenari, Molla Lutfi ve Kinalizade Ali Efendi gibi önemli âlimler de medrese dünyasında etkili olmuş, fakat yeni teoriler üreten geniş entelektüel okullar ortaya çıkmamıştır.
Bütün bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: İslam dünyasında bilimsel merak ve bireysel bilim insanları tamamen ortadan kalkmamıştır. Ancak Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel devrimi mümkün kılan şey yalnızca bireysel dehalar değildi. Asıl belirleyici unsur bilimsel düşüncenin kurumsallaşması, finansal destek modellerinin oluşması, eleştirel tartışma ortamının gelişmesi ve bilginin sürekli üretildiği akademik kurumların ortaya çıkmasıydı.
Din ile bilimi belirli bir dönem veya uygarlıkla sınırlamak gerçekçi değildir. İslam dünyası 8. yüzyıldan itibaren kadim Helen ve Sasani bilgisini tercümeler yoluyla sistemleştirerek evrenselleştirmiş, Bağdat, Kurtuba ve Semerkant gibi şehirlerde özgür düşünce ve eleştirel tartışma ortamları doğmuştur. Bugün hala İspanya veya Sicilya’da bilim denilince Müslümanlar hatırlanmaktadır. Ancak Osmanlı’nın belirli bir döneminden itibaren bu açık zihniyet ve güçlü şehir kültürü iktidara şirk kaygısıyla zayıflamıştır.
Dolayısıyla sorun Renan’ın iddia ettiği gibi dinin bilimi engellemesi değildir. Dünya bilim tarihine en fazla filozof ve mucit yetiştiren topluluklardan birinin Yahudiler olması bu tür indirgemeci açıklamaların ne kadar sorunlu olduğunu gösterir. Asıl mesele yenilik, merak ve eleştiriyi hakikat arayışının doğal araçları olarak gören bir zihniyetin kurulup
kurulamamasıdır.
Rasathanenin topa tutulduğu, Piri Reis ve Molla Lutfi’nin idam edildiği, Hezarfen Ahmed Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi gibi isimlerin sürgüne gönderildiği bir zihniyet dünyasında yaratıcı bilimsel üretimin ne ölçüde gelişebileceği sorusu kaçınılmazdır.
Dolayısıyla mesele “İslam dünyasında âlim yoktu” meselesi değildir; aksine güçlü âlimler ve mühendisler vardı. Ancak medrese geleneğinde bilgi çoğunlukla normatif ve yorumlayıcı bir karakter taşırken, Avrupa’da aynı çağlarda gelişen bilimsel gelenek eleştirel, deneysel ve kurumsal bir metodolojiye dönüşmüştür. Yani yeni bir zihniyetin üretimi söz konusuydu. Bu nedenle El-Cezerî veya Davud Kayserî gibi parlak bireysel örnekler ortaya çıkmış olsa da onların etrafında sürekli yeni teoriler üreten ve eski bilgiyi sorgulayan bilimsel kurumlar ve metodolojik devrim oluşmamıştır. Bugün tarihçilerin çoğu, iki dünya arasındaki temel farkı tam da bu noktada görür: biri ilim geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi ve kurumları üzerine kurulmuş bir sistemdir. Hipotetik açıdan bir soru olarak “Medreselerden
neden evrensel ahlakı bizle de çelişmeyecek şekilde tanımlayan bir Kant çıkamaz” sorusunun cevabı bu açıdan hep belirsizliğini koruyacaktır.
Sonuç olarak mesele birkaç bilim insanının varlığı değildir. Asıl mesele bir zihniyet devriminin gerçekleşip gerçekleşmemesidir. Avrupa’da rasathaneler, üniversiteler, akademiler ve matbaa aracılığıyla kurumsallaşan bilimsel kültür sürekli yeni keşifler üretirken, Osmanlı ve genel olarak İslam dünyasında bilimsel faaliyetler çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmıştır. Bu nedenle tarihçilerin çoğu iki dünya arasındaki temel farkı şöyle özetler: biri ilim
geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi, zihniyet inşası ve kurumları üzerine kurulu bir sistemdir.
Perspektif'ten alıntılanmıştır.

ÂLİM ÇOKTU; BİLİM NEDEN YOKTU?TARIK ÇELENK
YOK FARKLARI!..VEDAT GÜRHAN
RESİMDE KONUNURİ SEZEN
AŞK YAKAR, SEVGİ ISITIRAHMET İLBARS
MODERN İNSANIN VİCDAN EŞİĞİNİNA ŞAHİN
KAVAK İFTAR PROGRAMI, ÖDÜL TÖRENİ VE DOÇ. DR. TEKİN AVANERHASAN YAKUP CANGÜVEN
ÇANAKKALE GÜNLÜĞÜŞENER METE
TÜKETİCİ HUKUKU KAPSAMINDA UYGULANAN İDARİ PARA CEZALARIAV CÜNEYT KARASU
GELDİLER, GÖRDÜLER, TATTILAR, GERİSİN GERİ GİTTİLERAV İBRAHİM GÜLLÜ
'BOMBALARIN KARBONU'CEM ARÜV
TAZİYEMİZ VARPROF DR RAMAZAN DEMİR
VATAN MİLLET SEVGİSİNE DAİRALİ İHSAN DİLMEN
ULVİYE KÜCCÜK İLE EDEBİYAT VE YAŞAM YOLCULUĞUNU KONUŞTUKGAZANFER ERYÜKSEL
YÜREĞİN HAFIZASIBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIMIŞIK YARGIN
SANA BİR MEKTUP YAZDIMYUNUS YAŞAR
MEKANIN CENNET OLSUN / İLBER ORTAYLI'NIN ANISINA...MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
BİR TATLI UYKU SONRASI HÜZÜNŞEBNEM YAPA ÖZTOPRAK
ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ, DİNİ PROPAGANDA MI?MUHARREM YELLİCE
BİR RESSAM POTRESİ: CEMALETTİN TİMURHALİL ERDEM
KADIN OLMANIN SESSİZ HİKAYESİGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
ANTALYASPOR YAYIN GELİR PAYI ARTAR MI?KAHRAMAN KÖKTÜRK
ÇANAKKALE SAVAŞI'NDA EDEBİYATÇILARHAKAN ERCAN
MOBİLİTE ÇAĞINDA KİTLE TURİZMİNİZAMETTİN ŞEN
ANTEP FISTIKLI BAKLAVADA 'BEZELYE' HİLESİ
PROBİYOTİK ZENGİNİ BESLENME BEYNE İYİ GELİYOR
'AŞK İKSİRİ' YENİDEN SAHNEDE
LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR VE AİLELERİ İFTARDA BULUŞTU
KOLON KANSERİNDE YAŞ SINIRI GİDEREK DÜŞÜYOR
KEMER, DÜNYA SUP ŞAMPİYONASI TAKVİMİNE GİRDİ
CAN SUYU PROJESİ İLE 10 TON SU ÜCRETSİZ
KILIÇ: "EMEKLİYE BAYRAMDA EN AZ BİR MAAŞ İKRAMİYE VERİLMELİ"

Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





