- IMKB
% - Altın
6449.43
%2.76 - Dolar
46.2718
%0 - Euro
53.7508
%0.3
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 15:18 - HASSA’DA 25 MAHALLE TOPLU ULAŞIMA KAVUŞTU
- 15:18 - İSKENDERUN’DA ELEKTRİKLİ BİSİKLET ÇALAN HIRSIZLAR YAKALANDI
- 15:13 - İSKENDERUN’DA EVİNDE SİLAH YAKALANAN ŞAHIS TUTUKLANDI
- 15:08 - İSKENDERUN’DA HIRSIZLIK YAPAN 4 ŞAHIS TUTUKLANDI
- 15:03 - KADİRLİ’DE LAVANTA FESTİVALİ HEYECANI
- 14:58 - ALANYA’DA HAVA SICAKLIĞI 30 DERECEYİ GÖRDÜ, TURİSTLER SAHİLE KOŞTU
- 14:43 - AKINTIYA KAPILIP ÖLEN ÇOCUĞUN CANSIZ BEDENİ İKİNCİ GÜNDE GÜÇLÜKLE ÇIKARILDI
- 14:38 - KOCASININ ÖLDÜRDÜĞÜ ASLIHAN ÖĞRETMEN VE BABASI TOPRAĞA VERİLDİ
- 14:28 - ONİKİŞUBAT BELEDİYESİ’NİN KALE GENÇLİK MERKEZİ HİZMETE AÇILDI
- 13:28 - GAZİ BULVARI’NDA TRAFİK AKIŞINI RAHATLATMAK İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATILDI
- 13:28 - MTSO VE AFAD’DAN SANAYİ KURULUŞLARINA AFET EĞİTİMİ
- 13:28 - BASİT ÖNLEMLERLE POLEN ALERJİSİ ŞİKAYETLERİNİ AZALTMAK MÜMKÜN
- 13:18 - OSMANİYE’DE 72 ÖĞRENCİ MEZUNİYET VE HATİM SEVİNCİNİ KONVOYLA KUTLADI
- 13:13 - TAYİN TARTIŞMASINDA EŞİNİ VE KAYINPEDERİNİ ÖLDÜREN ÖĞRETMEN TUTUKLANDI
- 13:08 - BAŞKAN UYSAL: "KURU BİLGİ İŞ YAPMIYOR"
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR


ÂLİM ÇOKTU; BİLİM NEDEN YOKTU?
Ergenlik ve gençlik yıllarımızda Osmanlı’nın ardı arkası kesilmeyen yenilgilerinin sebebini İslam’dan uzaklaşmaya bağlıyorduk. Cumhuriyet’in de bu uzaklaşmayı sürdürdüğü ve bu nedenle Osmanlı’nın eski ihtişamına dönmemizi engellediğine inanılırdı. Belki bu durumu gördüğünden midir bilinmez ama tarihçi Bernard Lewis bile bir çalışmasında “Türkler mağlubiyetlerinin sebebini yeterince gece namazı kılmamalarına bağlamışlardı” dediğini hatırlamaktayım.
Buna karşılık Cumhuriyet’in kurucu ideologları geri kalmışlığın asıl sebebinin İslam olduğunu açıkça söylemeseler de bunu hissettiren bir söylemi üretmişlerdi. Bugün de seküler çevrelerin önemli bir kısmı İslam ile şeriatı ayırmaya çalışsa da zihinsel kaygı ve çekinceleri büyük ölçüde bu yönde kalmaktadır. Kişisel olarak ben bu durumu “açık ve gizli köylülük” diye adlandırdığım zihniyet açmazının bir yansıması olarak görmekteyim.
Bilindiği gibi Fransız düşünür Ernest Renan, İslam’ın öz itibarıyla bilimsel ilerlemeye engel olduğu tezini ileri sürmüş ve bunu uzun süre savunmuştur. Osmanlı aydını Namık Kemal buna güçlü bir reddiye yazmış, ardından Mehmet Akif Ersoy ve Said Nursi de yazı ve konuşmalarıyla bu savunmacı hattı desteklemiştir.
Bu yaklaşım özellikle 1980’lerden itibaren siyasal İslamcı Türk aydınlarında yeni bir biçim aldı. Artık mesele yalnızca “yeterince ibadet edilmediği için gerileme yaşandı” şeklinde açıklanmıyordu. Bunun yerine geçmişteki Müslüman bilim insanlarının yeterince tanıtılmadığı ve bu bilimsel mirasın yeni kuşaklara anlatılmadığı tezi öne çıkarılıyordu. Böylece erken Cumhuriyet ideologlarının “tüm medeniyetlerin kökeninde Türkler vardır” iddiasını hatırlatan bir söylem ortaya çıktı. Bu kez de bilim tarihinin arkasında esasen Müslüman bilim insanlarının bulunduğu anlatısı yaygınlaştırıldı. Zamanla bu söylem mahalle içi eğitim faaliyetlerinde ve bazı derneklerde anakronik ve popülist bir “bilim tarihi arkeolojisine” dönüşmeye başladı.
Bu anlamda son otuz yılda ilahiyat ve felsefe alanında bu konuya dair önemli biyografik çalışmalar yapılmakta. Ancak bu çalışmalar çoğu zaman sürecin yapısal sorunlarına değil, tek tek kriz anlarına ve bireysel figürlere odaklanmayı tercih etmiştir. Buna rağmen bu akademik çalışmalar mahalle gençliği arasında büyük ilgi görmüştür. Ben de sohbetlerde sık sık bu açıdan eleştirilmekteyim: “Hep Batı’daki örnekleri anlatıyorsun; bizdeki bilim insanlarını da anlat ki gençler onları örnek alsın” denilirdi.
Bu açıdan İslam dünyasında son altı yüz yılda bilimsel faaliyetlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek doğru olmayabilir. Nitekim özellikle merhum Fuat Sezgin gibi araştırmacılar, bu dönemde de çeşitli bilim insanlarının ve teknik çalışmaların varlığını ortaya koyarak bilimsel üretimin tamamen kesilmediğini göstermeye çalışmışlardır. Osmanlı’da ve genel olarak İslam dünyasında astronomi, matematik, coğrafya ve mühendislik alanlarında
bireysel çabalarla ortaya çıkan çalışmalar vardır. Ancak tarihsel açıdan mesele tek tek bilim insanlarının varlığı değildir. Asıl mesele, bu çalışmaların süreklilik sağlayacak kurumsal ve zihinsel bir dönüşüme evrilememiş olmasıdır.
Örneğin Osmanlı bilim tarihinde 15. yüzyılda en çok zikredilen isimlerden biri Ali Kuşçu’dur Semerkant’taki Uluğ Bey rasathanesinde yetişen Ali Kuşçu daha sonra İstanbul’a gelmiş ve astronomi ile matematik alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Onun İstanbul’a gelişi Osmanlı ilim hayatı açısından umut verici bir gelişme olarak görülmüştür. Ancak Ali Kuşçu’nun başlattığı astronomi geleneği güçlü kurumsal yapılarla desteklenemediği için uzun vadeli bir
bilimsel okula dönüşememiştir.
Bilimsel girişimlerin önünün kesilmesine dair en çarpıcı örneklerden biri ise Takiyuddin al- Raşid’in kurduğu rasathanedir. Takiyüddin yalnızca bir astronom değil, aynı zamanda optik ve mekanik alanlarında çalışan çok yönlü bir bilim insanıydı. 1577’de İstanbul’da kurduğu yapı en gelişmiş gözlemevlerinden biri sayılabilecek nitelikteydi. Ancak bu rasathane kısa süre sonra siyasi ve dini tartışmaların etkisiyle kapatılmış ve 1580’de top atışlarıyla trajik
şekilde yıkılmıştır. Bu olay yalnızca bir binanın yıkılması değil, astronomi araştırmalarının kurumsal zemininin ortadan kaldırılması anlamına geliyordu.
Osmanlı düşünce dünyasında bilimsel faaliyetlerin çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmasının bir başka göstergesi de bazı bilginlerin yaşadığı zorluklardır. Coğrafya ve kaynakça alanında önemli eserler veren Kâtip Çelebi, çalışmalarını büyük ölçüde kişisel gayretlerle sürdürmek zorunda kalmıştır. “Keşf ez-Zunûn” ve “Cihannümâ” gibi eserler büyük bir entelektüel çabanın ürünüdür; ancak bu çalışmaların etrafında yeni araştırma kurumları veya bilimsel okullar oluşmamıştır. Benzer şekilde Evliya Çelebi’nin anlattığı Hezarfen Ahmed Çelebi örneği Osmanlı’da teknik merakın bireysel düzeyde ortaya çıkabildiğini gösterir; fakat bu tür girişimler kurumsal bir mühendislik geleneğine dönüşmemiştir.
Osmanlı öncesi ve erken Osmanlı dönemlerinde de önemli bilim ve düşünce insanları yetişmiştir. Artuklu sarayında çalışan El-Cezeri mekanik makineler, su saatleri ve otomata düzenekleri geliştirmiştir. Benzer şekilde Davut Kayseri İznik medresesinde müderrislik yapmış ve İbn Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem’ine yazdığı şerhle tasavvuf metafiziğinin Osmanlı ilim dünyasında yayılmasına katkı sağlamıştır. Bu iki isim de kendi dönemlerinde takdir edilen önemli şahsiyetlerdir. Ancak onların başarıları kalıcı bilimsel veya felsefi okullara dönüşmemiştir. Nitekim Molla Fenari, Molla Lutfi ve Kinalizade Ali Efendi gibi önemli âlimler de medrese dünyasında etkili olmuş, fakat yeni teoriler üreten geniş entelektüel okullar ortaya çıkmamıştır.
Bütün bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: İslam dünyasında bilimsel merak ve bireysel bilim insanları tamamen ortadan kalkmamıştır. Ancak Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel devrimi mümkün kılan şey yalnızca bireysel dehalar değildi. Asıl belirleyici unsur bilimsel düşüncenin kurumsallaşması, finansal destek modellerinin oluşması, eleştirel tartışma ortamının gelişmesi ve bilginin sürekli üretildiği akademik kurumların ortaya çıkmasıydı.
Din ile bilimi belirli bir dönem veya uygarlıkla sınırlamak gerçekçi değildir. İslam dünyası 8. yüzyıldan itibaren kadim Helen ve Sasani bilgisini tercümeler yoluyla sistemleştirerek evrenselleştirmiş, Bağdat, Kurtuba ve Semerkant gibi şehirlerde özgür düşünce ve eleştirel tartışma ortamları doğmuştur. Bugün hala İspanya veya Sicilya’da bilim denilince Müslümanlar hatırlanmaktadır. Ancak Osmanlı’nın belirli bir döneminden itibaren bu açık zihniyet ve güçlü şehir kültürü iktidara şirk kaygısıyla zayıflamıştır.
Dolayısıyla sorun Renan’ın iddia ettiği gibi dinin bilimi engellemesi değildir. Dünya bilim tarihine en fazla filozof ve mucit yetiştiren topluluklardan birinin Yahudiler olması bu tür indirgemeci açıklamaların ne kadar sorunlu olduğunu gösterir. Asıl mesele yenilik, merak ve eleştiriyi hakikat arayışının doğal araçları olarak gören bir zihniyetin kurulup
kurulamamasıdır.
Rasathanenin topa tutulduğu, Piri Reis ve Molla Lutfi’nin idam edildiği, Hezarfen Ahmed Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi gibi isimlerin sürgüne gönderildiği bir zihniyet dünyasında yaratıcı bilimsel üretimin ne ölçüde gelişebileceği sorusu kaçınılmazdır.
Dolayısıyla mesele “İslam dünyasında âlim yoktu” meselesi değildir; aksine güçlü âlimler ve mühendisler vardı. Ancak medrese geleneğinde bilgi çoğunlukla normatif ve yorumlayıcı bir karakter taşırken, Avrupa’da aynı çağlarda gelişen bilimsel gelenek eleştirel, deneysel ve kurumsal bir metodolojiye dönüşmüştür. Yani yeni bir zihniyetin üretimi söz konusuydu. Bu nedenle El-Cezerî veya Davud Kayserî gibi parlak bireysel örnekler ortaya çıkmış olsa da onların etrafında sürekli yeni teoriler üreten ve eski bilgiyi sorgulayan bilimsel kurumlar ve metodolojik devrim oluşmamıştır. Bugün tarihçilerin çoğu, iki dünya arasındaki temel farkı tam da bu noktada görür: biri ilim geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi ve kurumları üzerine kurulmuş bir sistemdir. Hipotetik açıdan bir soru olarak “Medreselerden
neden evrensel ahlakı bizle de çelişmeyecek şekilde tanımlayan bir Kant çıkamaz” sorusunun cevabı bu açıdan hep belirsizliğini koruyacaktır.
Sonuç olarak mesele birkaç bilim insanının varlığı değildir. Asıl mesele bir zihniyet devriminin gerçekleşip gerçekleşmemesidir. Avrupa’da rasathaneler, üniversiteler, akademiler ve matbaa aracılığıyla kurumsallaşan bilimsel kültür sürekli yeni keşifler üretirken, Osmanlı ve genel olarak İslam dünyasında bilimsel faaliyetler çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmıştır. Bu nedenle tarihçilerin çoğu iki dünya arasındaki temel farkı şöyle özetler: biri ilim
geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi, zihniyet inşası ve kurumları üzerine kurulu bir sistemdir.
Perspektif'ten alıntılanmıştır.
TEDAVİSİ OLMAYAN YARA: ŞİİRGAZANFER ERYÜKSEL
HÜSEYİN AYDIN MI, BEDRETTİN YILDIRIM MI?HASAN YAKUP CANGÜVEN
YARGININ DİLİ NEREYE DAYANMALI?PROF DR RAMAZAN DEMİR
ÇİÇEKLERLE KONUŞUYORUM; DİNLİYORLARBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
NADİA COMANECİ HEP 10 TAM PUAN ALIYOROYA ÖZGÜR
TÜRK MUHAFAZAKARLIĞI ve NURETTİN TOPÇU ÜZERİNEALİ İHSAN DİLMEN
BABA OCAĞI MESELESİEŞREF URAL
YA, YAPAY ZEKÂ SİZİ YANILTIRSA…ŞENER METE
“BENİM KAZANCIMLA ORTAKLIĞINIZ MI VAR?” / FİKRET OTYAMYUNUS YAŞAR
YAPAY ZEKA İLE ŞEKİLLENEN DÜNYAYA ADAPTASYONIŞIK YARGIN
BİR MİKROFONUN ARDINDAKİ ÖMÜR: GÜRSEL KAYASÜLEYMAN EKİN
SANATIN EKONOMİPOLİTİĞİGÖZDE SARI
ADLIHAN DERE'DE DEĞİŞİM!..VEDAT GÜRHAN
BİR RESİM FUARININ ARDINDANNURİ SEZEN
BİR DOMATESİN HİKAYESİ: ANTALYA'NIN SESSİZ ÇIĞLIĞICEM ARÜV
TAVUK KANAT FİYATLARI CEP YAKIYORAV İBRAHİM GÜLLÜ
GELECEĞE UĞURLANAN 36. TURNALAR: YOLUNUZ AÇIK OLSUNMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
ÇORUM’UN HAYMATLOSLARIAHMET İLBARS
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK EFSANESİ OPERASI STUTTGARTNİZAMETTİN ŞEN
ARAB’IN KILICI- TÜRKÜN İSLAMLAŞMA SÜRECİMUHARREM YELLİCE
YENİ BİR PARTİ?TARIK ÇELENK
HİKMET ÖĞRETMENİM DE GÖÇ EYLEDİKAHRAMAN KÖKTÜRK
DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ: DOĞAYLA UYUMLU BİR GELECEĞİN İNŞASIGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
SANAT TARİHİNE BAĞLANAN KÖPRÜ: MUSTAFA DENKTAŞ'A ARMAĞAN KİTABIYUSUF YILDIRIM
EBER GÖLÜ'NÜ KAYIKLA GEZDİLER
SAĞANAK VE DOLU HAYATI OLUMSUZ ETKİLEDİ
MEMURİYETİ BIRAKIP TIR ŞOFÖRÜ OLDU
BİLİNÇSİZ VİTAMİN VE TAKVİYE KULLANIMI HASTA EDİYOR
İSTİSMARLA SUÇLANAN TİYATRO YÖNETMENİ HAKKINDA MÜTAALA VERİLDİ
BU HASTALIK SİNSİCE GÖRME KAYBINA NEDEN OLUYOR
EMİRDAĞLARI'NIN ZİRVESİNDE YILKI ATLARINI GÖRÜNTÜLEDİLER
ISPARTA'DA RENKLİ FESTİVAL KORTEJİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





