- IMKB
% - Altın
6865.09
%0 - Dolar
48.7547
%0 - Euro
55.9994
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 13:08 - HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
- 12:18 - BELEDİYENİN FOTO KAPANINA SALDIRI
- 12:13 - 2 BİN YILLIK ATMOSFERDE SANAT VE MANZARA BULUŞTU
- 11:43 - ESKİDEN ÇUL DOKUMA VE KIL ÇADIRDA KULLANILAN KOYUN KILLARI ARTIK ÇÖPE GİDİYOR
- 11:41 - GÖÇ YOLUNDA ÇOK SAYIDA TEHDİT
- 11:23 - MURATPAŞA, ALZAYMIR FARKINDALIĞI İÇİN YAŞLI EVLERİNDE BULUŞTU
- 11:23 - 33. ULUSLARARASI ASPENDOS OPERA VE BALE FESTİVALİ’NDE CARMİNA BURANA SEYİRCİYLE BULUŞTU
- 11:18 - ADANA’DA GENÇ ŞAHIS BOŞ ARAZİDE ÖLÜ BULUNDU
- 11:03 - ANTALYA’DA PANELVAN KONTROLDEN ÇIKTI: 1 YARALI
- 11:03 - YANGINDA KÜLE DÖNEN KARGILAR 3 HAFTADA YENİDEN FİLİZLENDİ
- 10:58 - İHA’YA ’YILIN EN İYİ SPOR HABERİ’ ÖDÜLÜ
- 10:48 - VALİDEN KUM HIRSIZLIĞINA KARŞI BOĞAZ SAHİLİ’NE KAMERALI TAKİP TALİMATI
- 10:38 - AYNI CADDEDE BİRKAÇ DAKİKA İÇİNDE 2 AYRI KAZA
- 10:28 - KAHRAMANMARAŞ’TA KADINLARIN İMECE USULÜ YUFKA EKMEK MESAİSİ
- 10:23 - MERSİNLİ MUHTARLAR SABAH SPORUNDA BULUŞTU
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR


ÂLİM ÇOKTU; BİLİM NEDEN YOKTU?
Ergenlik ve gençlik yıllarımızda Osmanlı’nın ardı arkası kesilmeyen yenilgilerinin sebebini İslam’dan uzaklaşmaya bağlıyorduk. Cumhuriyet’in de bu uzaklaşmayı sürdürdüğü ve bu nedenle Osmanlı’nın eski ihtişamına dönmemizi engellediğine inanılırdı. Belki bu durumu gördüğünden midir bilinmez ama tarihçi Bernard Lewis bile bir çalışmasında “Türkler mağlubiyetlerinin sebebini yeterince gece namazı kılmamalarına bağlamışlardı” dediğini hatırlamaktayım.
Buna karşılık Cumhuriyet’in kurucu ideologları geri kalmışlığın asıl sebebinin İslam olduğunu açıkça söylemeseler de bunu hissettiren bir söylemi üretmişlerdi. Bugün de seküler çevrelerin önemli bir kısmı İslam ile şeriatı ayırmaya çalışsa da zihinsel kaygı ve çekinceleri büyük ölçüde bu yönde kalmaktadır. Kişisel olarak ben bu durumu “açık ve gizli köylülük” diye adlandırdığım zihniyet açmazının bir yansıması olarak görmekteyim.
Bilindiği gibi Fransız düşünür Ernest Renan, İslam’ın öz itibarıyla bilimsel ilerlemeye engel olduğu tezini ileri sürmüş ve bunu uzun süre savunmuştur. Osmanlı aydını Namık Kemal buna güçlü bir reddiye yazmış, ardından Mehmet Akif Ersoy ve Said Nursi de yazı ve konuşmalarıyla bu savunmacı hattı desteklemiştir.
Bu yaklaşım özellikle 1980’lerden itibaren siyasal İslamcı Türk aydınlarında yeni bir biçim aldı. Artık mesele yalnızca “yeterince ibadet edilmediği için gerileme yaşandı” şeklinde açıklanmıyordu. Bunun yerine geçmişteki Müslüman bilim insanlarının yeterince tanıtılmadığı ve bu bilimsel mirasın yeni kuşaklara anlatılmadığı tezi öne çıkarılıyordu. Böylece erken Cumhuriyet ideologlarının “tüm medeniyetlerin kökeninde Türkler vardır” iddiasını hatırlatan bir söylem ortaya çıktı. Bu kez de bilim tarihinin arkasında esasen Müslüman bilim insanlarının bulunduğu anlatısı yaygınlaştırıldı. Zamanla bu söylem mahalle içi eğitim faaliyetlerinde ve bazı derneklerde anakronik ve popülist bir “bilim tarihi arkeolojisine” dönüşmeye başladı.
Bu anlamda son otuz yılda ilahiyat ve felsefe alanında bu konuya dair önemli biyografik çalışmalar yapılmakta. Ancak bu çalışmalar çoğu zaman sürecin yapısal sorunlarına değil, tek tek kriz anlarına ve bireysel figürlere odaklanmayı tercih etmiştir. Buna rağmen bu akademik çalışmalar mahalle gençliği arasında büyük ilgi görmüştür. Ben de sohbetlerde sık sık bu açıdan eleştirilmekteyim: “Hep Batı’daki örnekleri anlatıyorsun; bizdeki bilim insanlarını da anlat ki gençler onları örnek alsın” denilirdi.
Bu açıdan İslam dünyasında son altı yüz yılda bilimsel faaliyetlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek doğru olmayabilir. Nitekim özellikle merhum Fuat Sezgin gibi araştırmacılar, bu dönemde de çeşitli bilim insanlarının ve teknik çalışmaların varlığını ortaya koyarak bilimsel üretimin tamamen kesilmediğini göstermeye çalışmışlardır. Osmanlı’da ve genel olarak İslam dünyasında astronomi, matematik, coğrafya ve mühendislik alanlarında
bireysel çabalarla ortaya çıkan çalışmalar vardır. Ancak tarihsel açıdan mesele tek tek bilim insanlarının varlığı değildir. Asıl mesele, bu çalışmaların süreklilik sağlayacak kurumsal ve zihinsel bir dönüşüme evrilememiş olmasıdır.
Örneğin Osmanlı bilim tarihinde 15. yüzyılda en çok zikredilen isimlerden biri Ali Kuşçu’dur Semerkant’taki Uluğ Bey rasathanesinde yetişen Ali Kuşçu daha sonra İstanbul’a gelmiş ve astronomi ile matematik alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Onun İstanbul’a gelişi Osmanlı ilim hayatı açısından umut verici bir gelişme olarak görülmüştür. Ancak Ali Kuşçu’nun başlattığı astronomi geleneği güçlü kurumsal yapılarla desteklenemediği için uzun vadeli bir
bilimsel okula dönüşememiştir.
Bilimsel girişimlerin önünün kesilmesine dair en çarpıcı örneklerden biri ise Takiyuddin al- Raşid’in kurduğu rasathanedir. Takiyüddin yalnızca bir astronom değil, aynı zamanda optik ve mekanik alanlarında çalışan çok yönlü bir bilim insanıydı. 1577’de İstanbul’da kurduğu yapı en gelişmiş gözlemevlerinden biri sayılabilecek nitelikteydi. Ancak bu rasathane kısa süre sonra siyasi ve dini tartışmaların etkisiyle kapatılmış ve 1580’de top atışlarıyla trajik
şekilde yıkılmıştır. Bu olay yalnızca bir binanın yıkılması değil, astronomi araştırmalarının kurumsal zemininin ortadan kaldırılması anlamına geliyordu.
Osmanlı düşünce dünyasında bilimsel faaliyetlerin çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmasının bir başka göstergesi de bazı bilginlerin yaşadığı zorluklardır. Coğrafya ve kaynakça alanında önemli eserler veren Kâtip Çelebi, çalışmalarını büyük ölçüde kişisel gayretlerle sürdürmek zorunda kalmıştır. “Keşf ez-Zunûn” ve “Cihannümâ” gibi eserler büyük bir entelektüel çabanın ürünüdür; ancak bu çalışmaların etrafında yeni araştırma kurumları veya bilimsel okullar oluşmamıştır. Benzer şekilde Evliya Çelebi’nin anlattığı Hezarfen Ahmed Çelebi örneği Osmanlı’da teknik merakın bireysel düzeyde ortaya çıkabildiğini gösterir; fakat bu tür girişimler kurumsal bir mühendislik geleneğine dönüşmemiştir.
Osmanlı öncesi ve erken Osmanlı dönemlerinde de önemli bilim ve düşünce insanları yetişmiştir. Artuklu sarayında çalışan El-Cezeri mekanik makineler, su saatleri ve otomata düzenekleri geliştirmiştir. Benzer şekilde Davut Kayseri İznik medresesinde müderrislik yapmış ve İbn Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem’ine yazdığı şerhle tasavvuf metafiziğinin Osmanlı ilim dünyasında yayılmasına katkı sağlamıştır. Bu iki isim de kendi dönemlerinde takdir edilen önemli şahsiyetlerdir. Ancak onların başarıları kalıcı bilimsel veya felsefi okullara dönüşmemiştir. Nitekim Molla Fenari, Molla Lutfi ve Kinalizade Ali Efendi gibi önemli âlimler de medrese dünyasında etkili olmuş, fakat yeni teoriler üreten geniş entelektüel okullar ortaya çıkmamıştır.
Bütün bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: İslam dünyasında bilimsel merak ve bireysel bilim insanları tamamen ortadan kalkmamıştır. Ancak Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel devrimi mümkün kılan şey yalnızca bireysel dehalar değildi. Asıl belirleyici unsur bilimsel düşüncenin kurumsallaşması, finansal destek modellerinin oluşması, eleştirel tartışma ortamının gelişmesi ve bilginin sürekli üretildiği akademik kurumların ortaya çıkmasıydı.
Din ile bilimi belirli bir dönem veya uygarlıkla sınırlamak gerçekçi değildir. İslam dünyası 8. yüzyıldan itibaren kadim Helen ve Sasani bilgisini tercümeler yoluyla sistemleştirerek evrenselleştirmiş, Bağdat, Kurtuba ve Semerkant gibi şehirlerde özgür düşünce ve eleştirel tartışma ortamları doğmuştur. Bugün hala İspanya veya Sicilya’da bilim denilince Müslümanlar hatırlanmaktadır. Ancak Osmanlı’nın belirli bir döneminden itibaren bu açık zihniyet ve güçlü şehir kültürü iktidara şirk kaygısıyla zayıflamıştır.
Dolayısıyla sorun Renan’ın iddia ettiği gibi dinin bilimi engellemesi değildir. Dünya bilim tarihine en fazla filozof ve mucit yetiştiren topluluklardan birinin Yahudiler olması bu tür indirgemeci açıklamaların ne kadar sorunlu olduğunu gösterir. Asıl mesele yenilik, merak ve eleştiriyi hakikat arayışının doğal araçları olarak gören bir zihniyetin kurulup
kurulamamasıdır.
Rasathanenin topa tutulduğu, Piri Reis ve Molla Lutfi’nin idam edildiği, Hezarfen Ahmed Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi gibi isimlerin sürgüne gönderildiği bir zihniyet dünyasında yaratıcı bilimsel üretimin ne ölçüde gelişebileceği sorusu kaçınılmazdır.
Dolayısıyla mesele “İslam dünyasında âlim yoktu” meselesi değildir; aksine güçlü âlimler ve mühendisler vardı. Ancak medrese geleneğinde bilgi çoğunlukla normatif ve yorumlayıcı bir karakter taşırken, Avrupa’da aynı çağlarda gelişen bilimsel gelenek eleştirel, deneysel ve kurumsal bir metodolojiye dönüşmüştür. Yani yeni bir zihniyetin üretimi söz konusuydu. Bu nedenle El-Cezerî veya Davud Kayserî gibi parlak bireysel örnekler ortaya çıkmış olsa da onların etrafında sürekli yeni teoriler üreten ve eski bilgiyi sorgulayan bilimsel kurumlar ve metodolojik devrim oluşmamıştır. Bugün tarihçilerin çoğu, iki dünya arasındaki temel farkı tam da bu noktada görür: biri ilim geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi ve kurumları üzerine kurulmuş bir sistemdir. Hipotetik açıdan bir soru olarak “Medreselerden
neden evrensel ahlakı bizle de çelişmeyecek şekilde tanımlayan bir Kant çıkamaz” sorusunun cevabı bu açıdan hep belirsizliğini koruyacaktır.
Sonuç olarak mesele birkaç bilim insanının varlığı değildir. Asıl mesele bir zihniyet devriminin gerçekleşip gerçekleşmemesidir. Avrupa’da rasathaneler, üniversiteler, akademiler ve matbaa aracılığıyla kurumsallaşan bilimsel kültür sürekli yeni keşifler üretirken, Osmanlı ve genel olarak İslam dünyasında bilimsel faaliyetler çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmıştır. Bu nedenle tarihçilerin çoğu iki dünya arasındaki temel farkı şöyle özetler: biri ilim
geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi, zihniyet inşası ve kurumları üzerine kurulu bir sistemdir.
Perspektif'ten alıntılanmıştır.
KURTLAR VADİSİ KOMÜNİTESİTARIK ÇELENK
12 EYLÜL’DEN BİR GÜN ÖNCEMUHARREM YELLİCE
BÜYÜK AMBALAJI ALDIM, DAHA UCUZA GELDİ!” DİYE DÜŞÜNMEYİN!AV İBRAHİM GÜLLÜ
GİRİŞİMCİ RUHLU KADINLARALYA ŞAHİN
ZAMAN VE TOPRAĞIN RİTMİIŞIK YARGIN
RESSAM MUSTAFA AYAZ VE ANSAN ÜZERİNEYUNUS YAŞAR
BEN Mİ HÜLYALI BİR ÇOCUKTUM YOKSA...OYA ÖZGÜR
NİYETİNİZ BATSIN!..VEDAT GÜRHAN
BAŞARI KAÇ PUAN?PINAR TEYİN
EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ADALETSİZLİKAHMET DİKİCİ
SORUN BELLİ , ÇÖZÜM İÇİN BEKLEMEYELİMMEHMET YENİKAYNAK
ÇULYEDİEŞREF URAL
GÖKKUŞAĞININ SEKİZİNCİ RENGİ EVLATBİHTER GÖRDÜ
YAPAY ZEKÂ UYANIKKEN KANUN KOYUCU UYUYAMAZTUGAY TOYDEMİR
EKONOMİDE HEDEFLERE ULAŞILABİLİR Mİ?PROF DR MUSTAFA YILDIRAN
ATATÜRK’ÜN İZİNDE OTELLER-5NİZAMETTİN ŞEN
ULUS DEVLETNURİ SEZEN
YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA BAŞLARKENHASAN YAKUP CANGÜVEN
ESENLİĞE GİDEN YOL BAKTIĞIMIZ PENCEREDEBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ANADİLİ DIŞINDA ESER VEREN TÜRK YAZARLARGAZANFER ERYÜKSEL
OSMAN ÖZKÖYLÜ ANTALYASPOR İÇİN DOĞRU HOCA MI?KAHRAMAN KÖKTÜRK
BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞUDUR 9 EYLÜLPROF DR RAMAZAN DEMİR
İNTERNET ALIŞVERİŞİNDE KARGO SORUNLARI: SORUMLU KİM?AV CÜNEYT KARASU
ÇİFTÇİYİ KAYBEDERSEK, MUTFAĞIMIZI KAYBEDERİZTALİP BAYRAM
HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
BOZANER YENİDEN ADAY
BERKAY BAHAR, KADIN İŞİ DÜNYASININ BEKLENTİLERİNİ DİNLEDİ
OPERA VE BALE FESTİVALİ VERDİ’NİN GÖRKEMLİ OPERASI “ATTİLA” İLE BAŞLADI
GAZANFER ERYÜKSEL'İN GRAVÜRLER ŞİİR KİTABI ŞEY KİTAP'TA
MÜZİK TELİFİNDE 'TEK ÇATI, TEK FİYAT' TALEBİ
İMPARATOR ATTİLA KILICIYLA SAHNEYE ÇIKACAK
ANTALYA HAVALİMANI'NDA AĞUSTOSTA 5,8 MİLYON YOLCU TRAFİĞİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





