- IMKB
% - Altın
6174.48
%0 - Dolar
47.4686
%0 - Euro
54.7711
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 01:33 - KAN DONDURAN KAZA: ÇARPTIĞI YARALILARI OTOMOBİLİYLE EZEREK KAÇTI
- 01:23 - DÜĞÜNDE ÇIKAN YANGINA ALDIRIŞ ETMEDEN HALAYA DEVAM ETTİLER
- 23:43 - GAZİPAŞA’DA BİR KİŞİ EVİNİN MERDİVENİNDE ÖLÜ BULUNDU
- 23:00 - GÖKYÜZÜNDE ŞÖLEN YAŞANACAK
- 22:30 - ANTALYA HAVALİMANI'NDA YENİ DÜZENLEME
- 20:23 - YAYA YOLUNDA TEHLİKELİ SÜRÜŞ YAPAN ADAY SÜRÜCÜNÜN EHLİYETİ İPTAL EDİLDİ
- 20:12 - ÖZEL: "TESİSLERİN YÜZDE 64'Ü BASİT KONAKLAMA"
- 20:08 - OSMANİYE’DE OTOMOBİL UÇURUMA SAVRULDU: 1 YARALI
- 18:53 - DEVRİLEN TRAKTÖRÜN ALTINDA KALAN MUHTAR AĞIR YARALANDI
- 18:33 - 839 BİN LİRA CEZA YEMESİNE SEBEP OLAN SES SİSTEMİNİ BELEDİYE ÖNÜNDE YAKAN İŞLETME SAHİBİ TUTUKLANDI
- 18:23 - BAKAN KURUM: "HER YETİŞEMEZSİNİZ İDDİASINA, YENİ BİR ANAHTAR TESLİMİYLE CEVAP VERDİK"
- 18:10 - PİNE BEACH BELEK, TURQUALITY DESTEK PROGRAMI KAPSAMINA ALINDI
- 17:54 - 5 DÖNÜM ORMAN ZARAR GÖRDÜ
- 17:38 - MERSİN’DE TERS ŞERİTTE İLERLEYEN SÜRÜCÜNÜN EHLİYETİNE EL KONULDU
- 17:23 - ALANYASPOR’DA ERZURUM KAMPINDA YOĞUN MESAİ
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR


ÂLİM ÇOKTU; BİLİM NEDEN YOKTU?
Ergenlik ve gençlik yıllarımızda Osmanlı’nın ardı arkası kesilmeyen yenilgilerinin sebebini İslam’dan uzaklaşmaya bağlıyorduk. Cumhuriyet’in de bu uzaklaşmayı sürdürdüğü ve bu nedenle Osmanlı’nın eski ihtişamına dönmemizi engellediğine inanılırdı. Belki bu durumu gördüğünden midir bilinmez ama tarihçi Bernard Lewis bile bir çalışmasında “Türkler mağlubiyetlerinin sebebini yeterince gece namazı kılmamalarına bağlamışlardı” dediğini hatırlamaktayım.
Buna karşılık Cumhuriyet’in kurucu ideologları geri kalmışlığın asıl sebebinin İslam olduğunu açıkça söylemeseler de bunu hissettiren bir söylemi üretmişlerdi. Bugün de seküler çevrelerin önemli bir kısmı İslam ile şeriatı ayırmaya çalışsa da zihinsel kaygı ve çekinceleri büyük ölçüde bu yönde kalmaktadır. Kişisel olarak ben bu durumu “açık ve gizli köylülük” diye adlandırdığım zihniyet açmazının bir yansıması olarak görmekteyim.
Bilindiği gibi Fransız düşünür Ernest Renan, İslam’ın öz itibarıyla bilimsel ilerlemeye engel olduğu tezini ileri sürmüş ve bunu uzun süre savunmuştur. Osmanlı aydını Namık Kemal buna güçlü bir reddiye yazmış, ardından Mehmet Akif Ersoy ve Said Nursi de yazı ve konuşmalarıyla bu savunmacı hattı desteklemiştir.
Bu yaklaşım özellikle 1980’lerden itibaren siyasal İslamcı Türk aydınlarında yeni bir biçim aldı. Artık mesele yalnızca “yeterince ibadet edilmediği için gerileme yaşandı” şeklinde açıklanmıyordu. Bunun yerine geçmişteki Müslüman bilim insanlarının yeterince tanıtılmadığı ve bu bilimsel mirasın yeni kuşaklara anlatılmadığı tezi öne çıkarılıyordu. Böylece erken Cumhuriyet ideologlarının “tüm medeniyetlerin kökeninde Türkler vardır” iddiasını hatırlatan bir söylem ortaya çıktı. Bu kez de bilim tarihinin arkasında esasen Müslüman bilim insanlarının bulunduğu anlatısı yaygınlaştırıldı. Zamanla bu söylem mahalle içi eğitim faaliyetlerinde ve bazı derneklerde anakronik ve popülist bir “bilim tarihi arkeolojisine” dönüşmeye başladı.
Bu anlamda son otuz yılda ilahiyat ve felsefe alanında bu konuya dair önemli biyografik çalışmalar yapılmakta. Ancak bu çalışmalar çoğu zaman sürecin yapısal sorunlarına değil, tek tek kriz anlarına ve bireysel figürlere odaklanmayı tercih etmiştir. Buna rağmen bu akademik çalışmalar mahalle gençliği arasında büyük ilgi görmüştür. Ben de sohbetlerde sık sık bu açıdan eleştirilmekteyim: “Hep Batı’daki örnekleri anlatıyorsun; bizdeki bilim insanlarını da anlat ki gençler onları örnek alsın” denilirdi.
Bu açıdan İslam dünyasında son altı yüz yılda bilimsel faaliyetlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek doğru olmayabilir. Nitekim özellikle merhum Fuat Sezgin gibi araştırmacılar, bu dönemde de çeşitli bilim insanlarının ve teknik çalışmaların varlığını ortaya koyarak bilimsel üretimin tamamen kesilmediğini göstermeye çalışmışlardır. Osmanlı’da ve genel olarak İslam dünyasında astronomi, matematik, coğrafya ve mühendislik alanlarında
bireysel çabalarla ortaya çıkan çalışmalar vardır. Ancak tarihsel açıdan mesele tek tek bilim insanlarının varlığı değildir. Asıl mesele, bu çalışmaların süreklilik sağlayacak kurumsal ve zihinsel bir dönüşüme evrilememiş olmasıdır.
Örneğin Osmanlı bilim tarihinde 15. yüzyılda en çok zikredilen isimlerden biri Ali Kuşçu’dur Semerkant’taki Uluğ Bey rasathanesinde yetişen Ali Kuşçu daha sonra İstanbul’a gelmiş ve astronomi ile matematik alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Onun İstanbul’a gelişi Osmanlı ilim hayatı açısından umut verici bir gelişme olarak görülmüştür. Ancak Ali Kuşçu’nun başlattığı astronomi geleneği güçlü kurumsal yapılarla desteklenemediği için uzun vadeli bir
bilimsel okula dönüşememiştir.
Bilimsel girişimlerin önünün kesilmesine dair en çarpıcı örneklerden biri ise Takiyuddin al- Raşid’in kurduğu rasathanedir. Takiyüddin yalnızca bir astronom değil, aynı zamanda optik ve mekanik alanlarında çalışan çok yönlü bir bilim insanıydı. 1577’de İstanbul’da kurduğu yapı en gelişmiş gözlemevlerinden biri sayılabilecek nitelikteydi. Ancak bu rasathane kısa süre sonra siyasi ve dini tartışmaların etkisiyle kapatılmış ve 1580’de top atışlarıyla trajik
şekilde yıkılmıştır. Bu olay yalnızca bir binanın yıkılması değil, astronomi araştırmalarının kurumsal zemininin ortadan kaldırılması anlamına geliyordu.
Osmanlı düşünce dünyasında bilimsel faaliyetlerin çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmasının bir başka göstergesi de bazı bilginlerin yaşadığı zorluklardır. Coğrafya ve kaynakça alanında önemli eserler veren Kâtip Çelebi, çalışmalarını büyük ölçüde kişisel gayretlerle sürdürmek zorunda kalmıştır. “Keşf ez-Zunûn” ve “Cihannümâ” gibi eserler büyük bir entelektüel çabanın ürünüdür; ancak bu çalışmaların etrafında yeni araştırma kurumları veya bilimsel okullar oluşmamıştır. Benzer şekilde Evliya Çelebi’nin anlattığı Hezarfen Ahmed Çelebi örneği Osmanlı’da teknik merakın bireysel düzeyde ortaya çıkabildiğini gösterir; fakat bu tür girişimler kurumsal bir mühendislik geleneğine dönüşmemiştir.
Osmanlı öncesi ve erken Osmanlı dönemlerinde de önemli bilim ve düşünce insanları yetişmiştir. Artuklu sarayında çalışan El-Cezeri mekanik makineler, su saatleri ve otomata düzenekleri geliştirmiştir. Benzer şekilde Davut Kayseri İznik medresesinde müderrislik yapmış ve İbn Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem’ine yazdığı şerhle tasavvuf metafiziğinin Osmanlı ilim dünyasında yayılmasına katkı sağlamıştır. Bu iki isim de kendi dönemlerinde takdir edilen önemli şahsiyetlerdir. Ancak onların başarıları kalıcı bilimsel veya felsefi okullara dönüşmemiştir. Nitekim Molla Fenari, Molla Lutfi ve Kinalizade Ali Efendi gibi önemli âlimler de medrese dünyasında etkili olmuş, fakat yeni teoriler üreten geniş entelektüel okullar ortaya çıkmamıştır.
Bütün bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: İslam dünyasında bilimsel merak ve bireysel bilim insanları tamamen ortadan kalkmamıştır. Ancak Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel devrimi mümkün kılan şey yalnızca bireysel dehalar değildi. Asıl belirleyici unsur bilimsel düşüncenin kurumsallaşması, finansal destek modellerinin oluşması, eleştirel tartışma ortamının gelişmesi ve bilginin sürekli üretildiği akademik kurumların ortaya çıkmasıydı.
Din ile bilimi belirli bir dönem veya uygarlıkla sınırlamak gerçekçi değildir. İslam dünyası 8. yüzyıldan itibaren kadim Helen ve Sasani bilgisini tercümeler yoluyla sistemleştirerek evrenselleştirmiş, Bağdat, Kurtuba ve Semerkant gibi şehirlerde özgür düşünce ve eleştirel tartışma ortamları doğmuştur. Bugün hala İspanya veya Sicilya’da bilim denilince Müslümanlar hatırlanmaktadır. Ancak Osmanlı’nın belirli bir döneminden itibaren bu açık zihniyet ve güçlü şehir kültürü iktidara şirk kaygısıyla zayıflamıştır.
Dolayısıyla sorun Renan’ın iddia ettiği gibi dinin bilimi engellemesi değildir. Dünya bilim tarihine en fazla filozof ve mucit yetiştiren topluluklardan birinin Yahudiler olması bu tür indirgemeci açıklamaların ne kadar sorunlu olduğunu gösterir. Asıl mesele yenilik, merak ve eleştiriyi hakikat arayışının doğal araçları olarak gören bir zihniyetin kurulup
kurulamamasıdır.
Rasathanenin topa tutulduğu, Piri Reis ve Molla Lutfi’nin idam edildiği, Hezarfen Ahmed Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi gibi isimlerin sürgüne gönderildiği bir zihniyet dünyasında yaratıcı bilimsel üretimin ne ölçüde gelişebileceği sorusu kaçınılmazdır.
Dolayısıyla mesele “İslam dünyasında âlim yoktu” meselesi değildir; aksine güçlü âlimler ve mühendisler vardı. Ancak medrese geleneğinde bilgi çoğunlukla normatif ve yorumlayıcı bir karakter taşırken, Avrupa’da aynı çağlarda gelişen bilimsel gelenek eleştirel, deneysel ve kurumsal bir metodolojiye dönüşmüştür. Yani yeni bir zihniyetin üretimi söz konusuydu. Bu nedenle El-Cezerî veya Davud Kayserî gibi parlak bireysel örnekler ortaya çıkmış olsa da onların etrafında sürekli yeni teoriler üreten ve eski bilgiyi sorgulayan bilimsel kurumlar ve metodolojik devrim oluşmamıştır. Bugün tarihçilerin çoğu, iki dünya arasındaki temel farkı tam da bu noktada görür: biri ilim geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi ve kurumları üzerine kurulmuş bir sistemdir. Hipotetik açıdan bir soru olarak “Medreselerden
neden evrensel ahlakı bizle de çelişmeyecek şekilde tanımlayan bir Kant çıkamaz” sorusunun cevabı bu açıdan hep belirsizliğini koruyacaktır.
Sonuç olarak mesele birkaç bilim insanının varlığı değildir. Asıl mesele bir zihniyet devriminin gerçekleşip gerçekleşmemesidir. Avrupa’da rasathaneler, üniversiteler, akademiler ve matbaa aracılığıyla kurumsallaşan bilimsel kültür sürekli yeni keşifler üretirken, Osmanlı ve genel olarak İslam dünyasında bilimsel faaliyetler çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalmıştır. Bu nedenle tarihçilerin çoğu iki dünya arasındaki temel farkı şöyle özetler: biri ilim
geleneği, diğeri ise bilim üretme yöntemi, zihniyet inşası ve kurumları üzerine kurulu bir sistemdir.
Perspektif'ten alıntılanmıştır.
MÜTEDEYYİN MAHALLE VE DAVUTOĞLUTARIK ÇELENK
“HER DERGİ BİR GÜN BATMAK İÇİN ÇIKAR”YUNUS YAŞAR
ATATÜRK’ÜN İZİNDE OTELLERNİZAMETTİN ŞEN
RESTORANLARDA YENİ HESAP OYUNU!AV İBRAHİM GÜLLÜ
HAYAT ŞİMDİ BAŞLIYOR: ERTELEME, YAŞA!DİLEK DEMİRKAN
ŞEYTANIN EN ŞIK ELBİSESİ: MAKYAVELİZMNADİRE SÖNMEZ
ORMANLARA DİKKAT!IŞIK YARGIN
KENDİMLE YÜZLEŞMEKEŞREF URAL
DUMAN ÇÖKMEDEN ÖNCEGÖZDE SARI
TEŞEKKÜRLER LENOVO VE KOYUNCU ELEKTRONİKBİHTER GÖRDÜ
BAŞAKŞEHİR'İN AVRUPA KARNESİ: İMKÂN ÇOK, BAŞARI NEDEN YOK?KAHRAMAN KÖKTÜRK
ATSO SANKİ BALLI BÖREK!..VEDAT GÜRHAN
VİRAJDAKİ ÜLKE VE DİREKSİYONDAKİ GENÇLİKMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
GAZALİ, DECARTES VE MALEBRANCHE’TA NEDENSELLİK SORUNUMUHARREM YELLİCE
IŞIĞIN RESSAMI: CLAUDE MONET'İ YENİDEN DÜŞÜNMEKPROF DR RAMAZAN DEMİR
ANTALYA TEK LİMANLA YETİNEMEZCEM ARÜV
HAYATIMIZI KİM YÖNETİYOR?OYA BOYSAN
DOSTA DÜŞMANA KARŞI ANTALYASPORGÖZDE DOLAYMAN
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU VE ÇORUMAHMET İLBARS
BERLİN'DE ANTALYA ŞOV...TURGAY ALP
ANNELİĞİN DEĞİŞEN YÜZÜ, DEĞİŞMEYEN VİCDANIPINAR TEYİN
BİRBİRİNİN İÇİNDEN GEÇEREK GELEN BİR YAZIGAZANFER ERYÜKSEL
NAZIM HİKMET ŞİİRİNDE UMUTM. ALİ ÖZDOĞAN
ÇİĞLİ TARIM KREDİ MARKET’TE YAŞANAN USULSÜZLÜK ÖNLENEBİLİR MİYDİ?HASAN YAKUP CANGÜVEN
PİNE BEACH BELEK, TURQUALITY DESTEK PROGRAMI KAPSAMINA ALINDI
5 DÖNÜM ORMAN ZARAR GÖRDÜ
ATATÜRK DEVLET HASTANESİ 300 YATAKLI OLACAK
OTLUK YANGININDA 100 DÖNÜM ZARAR GÖRDÜ
ALEVLERİN ARASINDA KALAN KEDİ 'LUNA' TEDAVİYE ALINDI
AÜ HASTANESİ'NDE TEDAVİ EDİLDİ
ATB TEMMUZ AYI MECLİSİ TOPLANDI
CLIMAAX-MUHIR PROJESİ'NİN KAPANIŞ TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİ
Erbaş, Hacı Bayram Veli Camii’nde teravih namazı kıldırdı
Otomobilin yan yattığı kaza anı kameraya yansıdı
Samsun'da trafik kazası: 3 yaralı
ABD'de düzenlenen yarışmada dünya 2.'si oldu
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8

- KAN DONDURAN KAZA: ÇARPTIĞI YARALILARI OTOMOBİLİYLE EZEREK KAÇTI
- DÜĞÜNDE ÇIKAN YANGINA ALDIRIŞ ETMEDEN HALAYA DEVAM ETTİLER
- CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A 15 TEMMUZ'DA SUİKAST GİRİŞİMDE BULUNAN FETÖ MENSUBUNUN YAKALANDIĞI EV GÖRÜNTÜLENDİ
- ALANYA'DA ORMAN YANGINI
- ARILARIN SOKTUĞU MOBİLYA USTASI DOĞUM GÜNÜNDE ÖLDÜ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim
