Bugün 14 Haziran 2026 Pazar
  • Antalya31 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6276.29
    %0
  • Dolar
    46.2509
    %0
  • Euro
    53.5289
    %0

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

ÇİÇEKLERLE KONUŞUYORUM; DİNLİYORLAR

14 Haziran 2026 Pazar 13:40

 

    Bilim insanı fizikçi Richard Feynman çiçekler için şöyle diyor:
‘’Ressam bir arkadaşım var ve bazen pek katılmadığım görüşleri oluyor. Bir çiçeği koparıp "Bak ne kadar güzel" diyor ve ben de katılıyorum. Sonra ‘Ben, bir sanatçı olarak bunun ne kadar güzel olduğunu görebiliyorum ama sen bir bilim insanı olarak bunu parçalara ayırıyorsun ve çiçek  sıkıcı bir şey hâline geliyor" diyor ve bu bence biraz tuhaf. Her şeyden önce, onun gördüğü güzelliğin diğer insanlar için de, hatta benim için de geçerli olduğuna inanıyorum. Estetik açıdan onun kadar incelikli olmasam da... Bir çiçeğin güzelliğini takdir edebiliyorum. Aynı zamanda, çiçek hakkında onun gördüğünden çok daha fazlasını görüyorum. İçindeki hücreleri, karmaşık süreçleri hayal edebiliyorum ki bunların da bir güzelliği var. Yani güzellik sadece bu boyutta, bir santimetrede değil; daha küçük boyutlarda, iç yapıda, süreçlerde de var. Çiçeğin renklerinin böcekleri tozlaşmaya çekmek için evrimleşmiş olması ilginç; bu, böceklerin rengi görebildiği anlamına geliyor. Bu, şu soruyu da beraberinde getiriyor: bu estetik duygu daha alt formlarda da mevcut mu? Neden estetik? Bilimsel bilginin bir çiçeğin heyecanına, gizemine ve hayranlığına sadece katkıda bulunduğu bir ilginç soru. Sadece katkıda bulunuyor. Nasıl eksiltir, azaltır anlamını, anlamıyorum.’’

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

     Yokuşu çıkıp da köşeyi döndüğümde ikinci evimi hemen tanırım. Gözüm sokağın solundaki çiçekli balkona ilişir. Sonra sardunyalar, karanfillerden başkasını görmez olurum. İkinci evimden anne baba evime dönerken de eş anlamlı bir balkon retinamı kavrar. İki kadın da balkonları sever sever de esas tutkun oldukları çiçekli olanlardır. Evlerinin kutsal misafirleri yaz sonraları evin misafir odasına çekilir: sadece misafirlere açılan, her zaman temiz tutulan, kenarı oyalı ya da dantelli elbiseler giydirilmiş  kanepe ve koltuklar, tek toz zerresi kalmayıncaya dek toz bezi ile ovulan masa ve sehpaların olduğu odaya. Kış güneşinde solmuş, açık sarı yapraklarının, taç yapraklarının saksı toprağına düşmesi beklenir, incitmeyeyim hürmetiyle. Kentlerde kadınlar fısıldar, çiçekler dinler; yaşadıklarını, hissettiklerini, üzüldüklerini, sevindiklerini çiçeklere dökerler. O esnada köylerde kadınlar tezgâhlarda halı ve kilimlerine çiçek motifleri dokurlar, dokudukları söze dökemedikleridir. Kentte toprağa düşenleri ölümsüzleştirirler. 

      Günümüz hız dünyasındaki telaşe toplumu, parklara, refüjlere, apartman önlerindeki bahçelere ekilmiş çiçekleri, çiçekli çiçeksiz bodur ya da bulutları kovalayan ağaçları algılamadan yollarına hızla devam eder. Bu bir renk karmaşası gibi görünebilir onlara. Halbuki bu renk zenginliği birbiriyle iletişim hâlindedir; sadece  komşu bitkilerle değil  böcekler ya da diğer hayvanlarla bilgi paylaşımını ömürleri boyunca devam ettirirler ama bizler hiç farkında olmayız. O sırada çiçek tarhlarından birindeki çiçek taç yaprakları aracılığıyla kendini kemirmeye yeltenmiş bir böceği işitmiş ve hemen savunma kimyasallarının üretimini arttırıp böceği geri püskürtmüştür bile. Belki bununla da yetinmeyip kendi türdeşleriyle dayanışma içinde olduğundan ‘’Hey, beni yiyorlar, savunun kendinizi !’’ dercesine, hava yoluyla diğerlerine çoktan kimyasal sinyaller göndermiştir. Böylece bu uyarı sinyali komşularının da fotokimyasal üretimini tetiklemiş olur. Bir çiğdem, uçan bir arının kanatlarının sesini duymuş  ve sadece üç dakika içinde normalden %20 daha fazla ve daha tatlı nektar salgılamıştır. Çiçek yapraklarının, insan kulağına benzer bir tür işitsel duyu organı görevi görmesinin yanı sıra son yüzyılda bilim insanları, bitkilerin çevrelerindeki karmaşık koşulları izlemek için kullanılan en az yirmi farklı duyuya sahip olduğunu keşfetti. İtalyan botanikçi ve yazar Stefano Mancuso'ya göre, bitkilerin bizim beş duyumuza kabaca karşılık gelen duyuları olmakla birlikte, nemi ölçmek, yerçekimini ve elektromanyetik alanları algılamak gibi işlevleri yerine getirebilen ek duyuları da var. 

     Mancuso ve  gazeteci Alessandro Viola birlikte yazdıkları kitaplarında şöyle diyor: "Bir bitkinin yaptığı her seçim  bir hesaplamaya dayanır. Sorunu çözmek için gereken en küçük kaynak miktarı nedir?" Başka bir deyişle, bitkiler sadece tehditlere veya gelişen diğer olaylara tepki vermekle kalmaz aynı zamanda neye ne kadar tepki vereceklerine de karar verirler. Bilim insanları, köklerin rastgele hareket etmediğini, aksine su almak, rekabetten kaçınmak ve kimyasalları toplamak için en iyi pozisyonu arayıp seçtiğini de gözlemledi. Bazı durumlarda, kökler bir engele çarpmadan önce yön değiştirir; bu da bitkilerin birçok duyu organı aracılığıyla bir engeli ‘görebildiklerini’ gösterir.’’

     Kanada’da Simon Gilroy’un laboratuarında, glutamat çözeltisine batırılmış bir cımbızla floresan bir maddeyle aşılanmış arabidopsis yaprağının ortasındaki damara dokunulduğunda bilgi, damardan bitkinin en uç noktalarına kadar yayılıyor. Mikroskoba bağlı ekranda  neon bir tabelaya benzer bir aridopsis beliriyor. Böylece bizdeki sinir sistemine benzer bir yol ağına sahip olduğunu öğreniyoruz. Bitki zekâsı üzerine araştırmalar yapan ekolojist Monica Gagliano’nun yaptığı deneyde ise küstümotu ilk kez yere düşürüldüğünde kendini tehlikelerden koruma amacıyla yapraklarını kapatıyor, deneyin tekrarlarında da aynı savunma mekanizmasını harekete geçiriyor ama kısa bir süre sonra bu düşüşün kendisi için tehlikeli olmadığını öğrenip yapraklarını kapamayı artık aklının ucundan bile geçirmiyor; ez cümle öğreniyor, anımsıyor, adapte oluyor.

     Zekâyı, deneyimlerden öğrenme, karmaşık kavramları anlama, mantık kullanma ve yeni durumlara uyum sağlama yeteneği olarak tanımlayan insan bitkilere dair bilimin elde ettiği veriler karşısında bir kez daha durup derinlemesine düşünmeli! Bitkiler öğreniyor, hatırlıyor, karar veriyor, deneyim yoluyla elde ettikleri bilgiyi depoluyor, değişen ortama uyum sağlıyor. Üstüne üstlük diğer türdeşleriyle deneyim ve bilgilerini toprak ve hava aracılığıyla paylaşıyor ama insanlardakine benzer bir beyin ve nöronlardan oluşan bir sinir sistemine sahip değil.  Zekâ sadece nöronlar ve bir  beyin aracılığıyla mı inşa edilir sorusunu irdelememizi gerektiriyor araştırmalar. Edinburgh Üniversitesi'nde biyolojik bilimler  profesörü Anthony Trewavas'ın  bitkilerin bu özelliklerinin akılsız bir ustalık" olduğu görüşünü savunmak artık söz konusu değil. Soruya bir soruyla cevap vermek gerekir diye düşünüyorum. İnsanın evrenin merkezinde olduğunu kabul eden genel görüş  dolayısıyla hatırlama ve öğrenme mekanizmasının insan türüne ait üstünlüğünü bir kez daha onaylayıp ilerleyen bilimin gerisinde mi kalacağız yoksa nörolojik olmayan düşünme biçimlerinin de olduğunu görmeye, anlamaya, araştırmaya devam mı edeceğiz? Bitkiler, bir şey veya birinin yüzeysel olarak bize benzemediği ezberini bozuyor. Onlar aslında sandığımızdan daha çok ortak noktamız olabileceğini hatırlatan harika birer örnek. Sandığımızdan çok daha zekiler; bu yüzden bir dahaki sefere bir çiçek gördüğümde, gördüğümü zihnime işlemek ve onun bu dünyada hayatta  kalmasına ve gelişmesine yardımcı olan görünmeyen tüm güçleri takdir etmek için vakit ayıracağım. Georgia O’Keeffe  resimleriyle Neruda şiirleriyle teşekkür etmişler, ben de teşekkürü bir borç bilirim.

Çiçeğe Övgü

Yoksulların çiçekleri
yoksul pencerelerde,
yoksul güneşin yaprakları
yıkılan yoksulluğun evlerinde.

Görüyorum,
çiçek, saçları,
satenden parlak göğsü,
sevimliliğiyle
dükkânlarda nasıl da parlıyor.

Görüyorum 
oradan renk, ipeksi ışık,
turgor basıncıyla
altından bir buket,
şafağın mor yaprağıyla
gülün yanan sapıyla,
giysili ya da çıplak
zenginlerin evine girmeye 
hazırlanıyor.

Coğrafya armağanlarıyla dolup taştı,
okyanus
bir yol oldu,
dünya enlemleri birbirine karıştı,
böylece uzaklardaki çiçek
kendi ateşiyle yelken açtı
ve böylece kapınıza ulaştı,
orada aceleci bir el
onu geri aldı: “Sen
fakir bir adamın çiçeği değilsin,” dedi,
“sıra sende, çiçek,
balmumuyla kaplı odanın ortasında 
parlamak için,
o karanlık sokağa inme sakın,
bizim neşe tekelimize katıl.”

Ve sokaklarda yürüyorum öylece
pencerelere bakarak,
sardunyadan
düşen kızıl renk
orada şarkı söylüyor, yoksul hayatların ortasında,
bir karanfilin
kağıttan ve parfümden okunu yükselttiği
kırık camların yanında,
ya da bir zambağın
manastırını terk edip
yoksulluk içinde yaşamaya geldiği yerlerde.

Ey çiçek, seni kınamıyorum,
girdap gibi dönen ihtişamın uzun boylu çiçeği,
dünyanın güzelliğinle yükselttiği şimşeği 
zenginlerin evine
taşıma hakkını inkâr etmiyorum.
Eminim,
yarın
insanlığın tüm konutlarında açacaksın.
Karanlık sokaklardan korkmayacaksın,
yeryüzünde de
baharın giremeyeceği hiçbir karanlık in bırakmayacaksın.

Çiçek, seni suçlamıyorum, 
eminim söylediklerimden
ve sen de açman gereken her yerde, her pencerede,
açabilesin diye,
çiçek,
bundan böyle mücadele ediyor ve şarkı söylüyorum,
herkes için,
böyle basit bir şekilde,
herkes için,
çünkü ben yarının çiçeklerini dağıtıyorum.

Pablo Neruda

Şiir çevirisi: Bahar Uysal Hamaloglu

whatsapp-image-2026-06-14-at-12-29-49.jpeg

İlüstrasyon: Lucy Murray Willis

Bu yazı toplam 149 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim