Bugün 14 Haziran 2026 Pazar
  • Antalya26 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6276.29
    %0
  • Dolar
    46.2509
    %0
  • Euro
    53.5289
    %0

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

BABA OCAĞI MESELESİ

14 Haziran 2026 Pazar 08:31

 

Babam, iflah olmaz bir CHP’li idi. Bilhassa sağcı komşularımızın da bulunduğu ortamlarda, gülerek ve yüksek sesle, “1956 senesinden beri Halk Partılıyındır!” diye bağırırdı. Tabi babamın bu tavrı karşısında annem paniğe kapılır ve, “iyi, tamam, sus, bir duyan olacak!” diye çıkışırdı. Malum, darbeci Kenan Paşamız devletin başındadır o günlerde ve insanların “solcu = CHP’li” olanından zinhar hazzetmemektedir. Ama kimin umurunda! Babam anneme kısık Türkmen gözleriyle bakar ve; “Duyarlarsa duysunlar yahu” diyerek terslerdi onu.

Sonra bayrağı ben devraldım. Henüz on bir, on iki yaşlarımda, Atatürk’ü ve Cumhuriyeti seven herkesin CHP’li ve solcu olması gerektiğini düşünüyordum. Ortaokul ve lise çağlarımda, üstelik 12 Eylül despotizmi hâlâ ülkemizin üzerinde gezinmekte olduğu halde, ben aktif bir solcu olarak göz önünde olmaktan çekinmedim.

Ve devamında fakülte yılları. Ama ne yıllar… Daha fakülte hocalarının adlarını öğrenmeden emniyet müdürünün ve siyasi şube polislerinin adlarını öğrendim! Ve henüz ikinci sınıfın ilk günlerinde gözaltı, dayak, işkence ve mahpus damları ile tanıştım, on sekiz yaşına yeni basmıştım.

Ama bu günlerde CHP’nin “solu” değil, aslında “sağı”, yani devleti, yani elit sosyal kesimleri, yani bürokrasiyi temsil ettiğini ve halkın gerçek temsilini ancak sosyalist ideolojinin yapabileceğini düşünmeye başladım. Yani bu süreçte hızla radikalleşiyor ve marjinalleşiyordum. Ama bu süreç pek de uzun sürmedi ve 1994 yılının sonbaharında Antalya CHP’ye üye oldum. Yani fakülte yaşamım boyunca, ki tam yedi sene, “sağcı” olmakla, “oligarşinin temsilcisi” olmakla, “bürokratik devlet aygıtının en güçlü aparatı” olmakla itham ettiğim CHP’ye, usulca gidip teslim oldum.

Sonraki yıllarda Türkiye nasıl değişti ise CHP de değişti, parti üst yönetiminde ve merkez-i umumisinde bazı “şeyler” gözüme kötü görünmeye başladı. Duygularımı kontrol edemedim ve “öfkeyle kalkan zararla oturur” atasözünü doğrularcasına, “karşı mahalleye” atlayıverdim! Sonra baktım ki mesele parti-purti, aşağı mahalle-yukarı mahalle meselesi değil, esasen Türkiye meselesidir. Bilhassa 2017 referandumu ve başkanlık sistemine geçiş şekli beni fena halde endişelendirmeye başladı ve “babamın partısına” dönmeye karar verdim. Ama eski yoldaşlarım bu talebimi uygun bulmadılar ve beni kapı dışarı ettiler; “sen bizden değilsin artık, yallah başka kapıya!”.

Hülasa, “babamın partısına”, yani “baba ocağına” dönüş bana nasip olmadı.

Şimdi gelelim şu “baba ocağı” meselesine.

Yahu Allah aşkına, bir siyasi parti nasıl “baba ocağı” olur, lütfen aklı başında bir insan çıkıp bunu izah etsin ya?

Her siyasi parti belli bir konjönktür içinde, belli bir ilkeler ve program bağlamında kurulur ve o ilkelerini gerçekleştirmek ve iktidar olmak için mücadele eder. Bazen başarılı olur, bazen de olamaz. Ama bir siyasi parti için “baba ocağı” tanımı yapmak gerçekten tuhaf durmuyor mu? Yani herhalde sadece bana acayip görünmüyordur.

“Efendim bu partiyi Atatürk kurdu ve bu parti de Cumhuriyeti kurdu. Şu halde CHP demek cumhuriyet demektir!’”. Bu yaklaşım da doğru değil. Nitekim Cumhuriyetin kurulması sürecine ve milli mücadeleye kanıyla ve canıyla iştirak etmiş pek çok insan CHP’ye katılmamıştır ve aynı şekilde; milli mücadeleye ve Cumhuriyetin kuruluş sürecine uzak kalmış pek çok insan da, süreç içerisinde CHP’de çok etkili pozisyonlar elde etmişlerdir.

Siyasi parti, en nihayetinde sadece bir “araçtır”, amaca giden bir araç. CHP mesela, kurtuluşa ve  Cumhuriyete kavuşmak için kurulan bir “araçtır”. Hiçbir siyasi parti, CHP de dahil, kutsal değildir, olmamalıdır ve olamaz! Kutsal olan ülkedir, kutsal olan bayraktır, kutsal olan insandır, kutsal olan halktır, millettir.

Hiçbir parti “baba ocağı” değildir, doğru politikalar takip ederse destek olunur, yanlış politikalar izlerse de eleştirilir, düzeltilmesi için içerde gayret sarf edilir ve gerekirse terkedilip başka ve yeni bir mecrada mücadeleye devam edilir. 

Ve tam da burada bir hususun altını çizelim; bu “baba ocağı” ısrarı en çok CHP’ye ve onun tabanına zarar veriyor. Parti genel başkanları bazı zamanlar, (mesela eski genel başkanlardan D. Baykal’ın Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırması veya K. Kılıçdaroğlu’nun Ekmeleddin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı yapması örneklerinde olduğu gibi) yanlış kararlar alabiliyorlar ve bu yanlış kararın parti tabanında yaratacağı tepkiden çekinmiyorlar. Çünkü bakış açısı şu şekilde; “burası baba ocağı! Buradan nereye gidecekler ki?”

Her neyse, mevzuyu fazla uzattık, burada keselim. Nihayetinde herkesin aklı var, fikri var, bilmem nesi var. Hem ne denilmiştir, “kelin merhemi olsa kendi başına çalar” denilmiştir.

Sözün özü, “Baba ocağı” kavramı modern-siyasi bir kavram olamaz, feodal sosyal yapılarda karşılığı olan bir müessesedir sadece.

Hepsi bu kadar.

Bu yazı toplam 164 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim