Bugün 15 Haziran 2026 Pazartesi
  • Antalya30 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6458.86
    %2.91
  • Dolar
    46.2779
    %-0.01
  • Euro
    53.7588
    %0.29

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

TEDAVİSİ OLMAYAN YARA: ŞİİR

15 Haziran 2026 Pazartesi 10:59

 I
Suya rüzgârın, ışığın diliydi; çiçeklerle ağaçların dağlara söylediği. Sözcükler yoktu henüz, beden diliydi o, bulutların okuyup da yağmurla anlattığı. Yağmurdu hep beden dili göklerin, sevişince ışıkla gökkuşağı çizen. 

Yılkı atının günlüğünde okudum bunları, Picasso at desenlerini çizmemişti daha. Rüzgârın terkisinde bulutlardı güneşin gözlerini kamaştıran. Yorulup da düze inende onca bulut, sis diyorduk onlara bahusus. 

Atlar, dedi şaman, kendi seçerler yol arkadaşlarını. Irmaksa yılkı atlarıydı yağmurun, güneşin ipinde bulut olmaya gidenler. 

“İmge var olmayandır, gölgesidir onlar nesnelerin” der E. Levinas, der de “Bir insan neyse onu görür” demesin mi W. Black 
“Ya acı olmasaydı” der şaman, “kim kuruturdu ol gölgelikte aldığı yaşları.”

 II
Şiir gecesi sonrası Berna’ya, (psikiyatride sorumlu hemşire) “Bana paranoid şizofren raporu alsan” dediğimde gözleri giderek genişleyen yeşil bir deniz bakıyordu bana. Çoğunluğa anlamsız görünen şeylerin başlı başına bir anlam silsilesi olduğunu söylemek istemiştim hâlbuki.  

Şeyler, bazıları özellikle şiir söylemezler, ta kendisidir onlar şiirin. Tıpkı doğa ve kâinat gibi ve onların bir parçası olan insan elbette. Bizim şiir diye söyleyip yazdıklarımız onların yanında bir zerre, toz tane ederse marifet sayılır şüphesiz. Doğaya ve kâinata bakıp da göremeyene vah ki ne vah.

İlk şiirim 1973’de yayımlanmıştı Yansıma Dergisinin Günümüz Türk Şiir Özel Sayısında, ikincisi ile Yeni Adımlar dergisinde. (1974) Pek diyemezdim kimselere benim şiirlerim yayımlandı diye. Okumaya, öğrenmeye çalıştığım yıllardı. Bir taraftan da Türk Musikisi öğrenme çabasındaydım. Belediye Konservatuarı’nda öğrencilik yaparken musikimizin klasik eserlerini İstanbul Üniversite Korusu’nda şefimiz Süheyla Altmışdört ile meşk etmeye uğraşırdık. Her ay bir klasik takımı öğrenmek zorundaydık, çünkü İstanbul Radyosu’nda bant kaydına girerdik.  (Klasik Takım, bence klasik fasıl, birinci beste, ikinci beste, ağır semai ve yürük semaiden oluşan bir terkiptir.)

Sene 1974’dü ihtimal koroda tıp öğrenimi gören bir askeri öğrenci vardı. Muzaffer… (Soyadını hatırlamıyorum.) O benden birkaç yaş büyük olmalı ki o yıl mezun olacaktır. Bir sohbetimizde ne ihtisası yapmak istersin, diye sormuş ve cevabını beklemeden de psikiyatri düşünmez misin, diye konuşmuştum. Muzaffer, ben tedavisi olmayan bir dalda ihtisas yapmam, ya dahiliye ye da genel cerrahi diye yanıtlamıştı sorumu.

Bunları niye mi hatırladım? Ah belleğin kör kuyuları ve çağrışım kuşları ah… İlk şiirimin yayımlanmasını ölçü alırsak şiirde ellinci yılımı geride bıraktım. O dönemde bu yaşa gelip de bu denli şiirle yaşayacağımız ne bilebilirdim ne de hayal edebilirdim.

Şiir öyle bir şey ki yüzlerce yıldır tanımı yapılsa da sonu gelmeyen bir söylem. Pi sayısı mübarek! Çalgı dersi verdiğim öğrencilere şunu derim hep, bu çalgıyla kesintisiz ilgilenemezseniz küser gider. Onu çiçekle, tek taş yüzükle kandıramazsınız. 

Yaklaşık yirmi yıl kadar önce bir arkadaş ile sohbet ediyoruz. Ben şiire bir küstüm, senelerce yazmadım, dedi. Üzgün ve hüzünlü bir sesle, biz kimimiz ki şiire küsecek, yeter ki o bize küsmesin demiştim.  

Sevgili Berna’dan paranoid şizofren raporu istemem ironik bir lâtife elbette. Demem o ki şiir tedavisi olmayan bir şey, hastalık demeye kalemim gitmedi. Sözü Erzurumlu Emrah’a verelim hele …

El çek tabib el çek yaram üstünden
Sen benim derdime deva bilmezsin
Sen nasıl tabipsin yoktur ilacın
Yaram yürektedir sarabilmezsin

Sana derim sana ey kalbi hayın
Kimseler çekmesin feleğin yayın
Yıkıp harap ettin gönül sarayın
Alıp bir taşını koyabilmezsin

Emrah'ım dinledin benim sözlerim
Muhabbetin can evimde gizlerim
Ne duruyon ağlasana gözlerim
Bir daha yârini görebilmezsin

Yazıyı Fuzuli’nin bir beytini anarak bitirelim. “Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib / Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır” diyecektim ki Fuzuli’in ölüm tarihinin 1556 olduğunu hatırladım, Erzurumlu Emrah’ın ise 1775-1854 yılları arasında yaşadığını. Metinlerarası ilişki kavramı telaffuz edilmemişti daha. Ancak şiir ve şuara ilişkisi dünya oldu olalı kesintisiz akan bir ırmak işte.

Bu yazı toplam 139 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim