- IMKB
% - Altın
6695.64
%-1.15 - Dolar
45.0443
%0 - Euro
52.7584
%-0.18
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 11:28 - MERSİN’DE ‘ÇEVRESİN’ UYGULAMASI HİZMETE SUNULDU
- 11:28 - TOROSLAR’DA YÖRÜK GÖÇÜ BAŞLADI: SARIKEÇİLİLER YAYLA YOLUNDA
- 11:18 - OSMANİYE’DE KONTROLDEN ÇIKAN OTOMOBİL DÜKKANA GİRDİ: 1 YARALI
- 11:13 - BAŞKAN SEÇER: "BELEDİYELERİMİZİN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ"
- 11:08 - MERSİN’DE KAÇAK MAKARON OPERASYONU: 2 GÖZALTI
- 11:08 - 16 YAŞINDAKİ ÇOCUK GÜNDÜZ TARTIŞTIĞI ARKADAŞININ BABASI TARAFINDAN AKŞAM DARP EDİLDİ
- 11:08 - YENİ NESİL ‘HÜCRE KAN KURTARMA CİHAZI’ MERSİN’DE KULLANILMAYA BAŞLANDI
- 10:58 - YAYA GEÇİDİNDEN GEÇEN MOTOSİKLETE ÇARPMAMAK İÇİN DİREKSİYONU KIRINCA AĞACA ÇARPTI
- 10:58 - HEM SUÇLU HEM ALINGAN SÜRÜCÜ: "BENİ GÖRDÜ, İSTESE ÇARPMAZDI"
- 10:48 - BAĞIRSAĞI KANGRENE GİDİYORDU, KAPALI AMELİYATLA KURTARILDI: "BİR GÜN GEÇ KALSAM BUGÜN BURADA OLMAYACAKTIM"
- 10:48 - ANTALYA’DA ERKEN REZERVASYONLARDA İPTALLERE RAĞMEN AKIŞ DEVAM EDİYOR TALEP UMUDU SÜRÜYOR
- 10:38 - MANEVRA YAPARKEN DEVRİLEN ELEKTRİKLİ BİSİKLETİN SÜRÜCÜSÜ HAFİF YARALANDI
- 10:38 - ÇOCUKLUK ARKADAŞINA IBAN’INI VEREN GENÇ TUTUKLANDI
- 10:33 - KAHRAMANMARAŞ’TA 22 YIL HAPİS CEZASIYLA ARANAN ŞAHIS YAKALANDI
- 10:28 - OTOMOBİLLE ÇARPIŞAN ELEKTRİKLİ BİSİKLET SÜRÜCÜSÜ, PARK HALİNDEKİ ARACIN ALTINA SÜRÜKLENDİ
HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR


ANNEM LEYLA… BUGÜN GÜNLERDEN ÖLÜM
Ölüm, insanlık tarihinin en büyük gizemlerinden biridir.
Ölüm, felsefe, din ve bireysel inanç düzlemlerinde farklı biçimlerde anlamlandırılan kaçınılmaz bir hakikattir.
Felsefi perspektifte ölüm; yaşamın sınırlarını belirleyen bir kabulleniş süreci olarak ele alınırken, Allah’ın insana bahşettiği cüz’i irade ve akli çaba çerçevesinde de onu anlamlandırmaya, kavramaya ve yorumlamaya çalışır.
Dini bakış açısında ise ölüm; özellikle semavi inançlarda, bir son değil; dünya imtihanının tamamlanmasının ardından ilahi adaletin tecelli edeceği ahiret hayatına açılan bir geçiş kapısı, yeni bir başlangıç olarak görülür. Ölüm hususunda insanın aklını ve gönlünü sakinleştirecek, bunu bütün delilleriyle anlatıp ortaya koyacak tüm insanlığa gönderilen son din İslam dışında hiçbir perspektif, hiçbir felsefi düşünce ve akım yoktur. Bu yönüyle din, ölümü kendi manevî ikliminde teselliyle kuşatan bir anlam dünyası sunar.
Ferdi düzlemde ise insan, ölümü çoğu zaman belirsizliğin doğurduğu tabii bir korku ve ayrılığın yüklediği derin bir hüzün olarak karşılar. Ölümün hakikati ve kaçınılmazlığı karşısında korku ile kabullenişi aynı anda içinde taşıyarak yaşamını sürdürür.
Allah, tüm canlıları “yaşam” ile birlikte “ölüm” gerçeğiyle de programlamıştır. Nasıl ki doğum hayatın tabii başlangıcıysa, ölüm de onun kaçınılmaz ve değişmez sonudur. Doğumla ölüm arasına “ömür”, son nefesin teslim edildiği zamana da “ecel” diyoruz. Ölüm, vakti ve zamanı geldiğinde tecelli eder. Ölüm saati asla değişmez, herhangi bir mazeret ileri sürülerek, bahane üretilerek ertelenmesi ve değiştirilmesi, talep edilmesi mümkün değildir.
Allah’ın yarattığı canlı türleri içerisinde; bitki kuruyarak, hayvan telef olarak, insan ise eceli geldiğinde vefat ederek hayati (yaşam) fonksiyonları sona erer.
Bitkiler, herhangi bir bilinç, hafıza ya da irade kapasitesine sahip olmadıklarından, kuruma suretiyle canlılıklarını yitirmeleri karşısında hiçbir tepki veya refleks geliştiremezler.
Hayvanlar ise bitkilere kıyasla daha ileri bir organizasyon düzeyine sahip olmakla birlikte, davranışlarını büyük ölçüde içgüdüsel mekanizmalar belirler. Koku ve tat alma gibi duyusal kanallar aracılığıyla sınırlı bir iletişim kurabilen hayvanlar, sürü veya grup içerisinde meydana gelen bir telef durumunda, insiyaki düzeyde kalan tepkiler sergilerler. Bu tepkiler, bilinçli bir idrakten ziyade, biyolojik ve içgüdüsel yönelimlerin bir tezahürü niteliğindedir.
İnsan ise ölüm olgusunu yalnızca biyolojik bir sonlanma hâli olarak değil; varlığının anlamını, sürekliliğini ve mahiyetini akıl, şuur ve bilinç sahibi bir varlık olarak duygusal boyutlarıyla kavrayabilen yegâne canlı, kendi sonluluğunu bilen tek varlıktır. Bu nedenle ölüm, ahiret hayatına inananlar için yalnızca bir “son” değil, hayatın tüm tercihlerini anlamlandıran bir ufuk çizgisidir. Bu nedenle insan, hayatın en ağır imtihanlarından biri olan ölüm karşısında çok katmanlı bir anlamlandırma sürecine girer; anne babasının, kardeşlerinin, eşinin, çocuklarının, hısım ve akrabalarının, okul ve sıra arkadaşlarının, mahalle ya da yol arkadaşlarının, yakınlarının ve hatta bazan hayranlık duyduğu kamuoyunda tanınmış ünlülerin ölümlerinde dahi farklı farklı derecelerde tepki ve refleks ortaya koyar; hüzün, kabulleniş, reddediş veya sorgulama gibi derin psikolojik tepkiler geliştirir.
Dolayısıyla ölüm, tüm canlı varlıklar için değişmez, ertelenemez, ötelenemez ve kaçınılmaz bir sondur. Doğumla ve tohumlanmayla başlayan yaşam süreci, belirli bir zaman diliminin ardından mutlaka ölümle nihayete erer. Bu yönüyle ölüm, hayatın karşıtı değil; onun tamamlayıcı ve ayrılmaz bir parçasıdır.
***
Henüz lise talebesiyken önce babamı kaybettim. Annemi ise evliliğimin ilk yıllarında eşim büyük oğluma altı aylık hamileyken kaybettim.
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav) “Ağızların tadını kaçıran ölümü, çokça hatırlayın" buyuruyor. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi bizleri derin bir teessüre ve hüzne boğan bir haberle ağzımızın tadı kaçtı; çok üzgünüm. Anne ailenin toparlayıcı kalbidir. Ve o kalp geçtiğimiz gün durdu. Ailemizin en kıymetli çınarlarından birini, vefasıyla, merhametiyle, neşesiyle gönüllerimize kök salmış bir güzel insanı, annemin vefatından sonra içimde büyüyen “anneme duyduğum o derin özlemi hafifleten, bana kaynanalıktan çok annelik yapan, bu samimiyetini ve tutumunu eşimden ve iki kayınımdan ayrı tutmayarak defalarca ispat etmiş” kayınvalidem, annem Leyla Gül’ü kaybettik.
Onunla aramızda o kadar çok tatlı atışmalar, o kadar çok güzel hatıralar var ki; hangisini anlatacağımı, hangisini yazıya dökeceğimi gerçekten bilemiyorum.
O, yalnızca bir anne ve kayınvalide değildi; aynı zamanda tüm aile ve akrabalar için bir sığınak ve bir gönül insanıydı. Vefayı hayatının merkezine yerleştirmiş, sevdiklerine olan bağlılığıyla herkese örnek olmuş biriydi. Sözünü sakınmaz, dürüst, dobra konuşurdu. Herkese ve yanlış gördüğü her duruma mutlaka bir cevabı vardı; fakat bu cevaplar asla kırıcı değil, bilakis ince bir zekânın, derin ve güçlü bir hayat tecrübesinin ve yerinde bir tespitin ürünüydü. Onunla sohbet eden herkes, yanından mutlaka yüzünde bir tebessümle ayrılırdı.
Hayata hep gülümseyerek baktı. Zorlukları küçümsemez, onları hafife almaz ama onları büyütmeden, büyük bir şükür ve sükûnetle karşılamayı bilirdi. Şakacı ruhu, bulunduğu her ortamı ısıtır; neşesiyle en hüzünlü anları bile tatlı bir meltem havasına çevirirdi. O meltem havası artık esmez oldu, yerini içimizde sert esen poyraza, kocaman bir hüzne bıraktı.
İnançlı ve hayat doluydu. Hacı kadındı. Beş vakit namazını aksatmadan kılar; yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okur, kulluğunu yalnızca bir sorumluluk olarak değil, aynı zamanda derin bir huzur vesilesi olarak yaşardı. Bu yönüyle, sadece sözleriyle değil, hâliyle de örnek oldu çevresine. Eşi, kayınbabam merhum İsmail Gül’e olan sevgi ve sadakati ise ömür boyu süren bir bağlılığın ve gerçek bir hayat arkadaşlığının verilebilecek en güzel örneklerinden biriydi.
Beş torununun hayatındaki yeri ise bambaşkaydı. Bugün lise öğrencisi olan en küçük torunu Ece Tekirdağ’da yaşadığı için o hariç, diğer dört torununa doğdukları ilk günden itibaren hiç yorulmadan, büyük bir sevgi ve fedakârlıkla baktı, onlara kol kanat gerdi. Hepsinin ilk adımlarına, ilk sözlerine ve ilk sevinçlerine şahitlik etti. Bir büyükanne ve anneanne olmanın ötesinde, torunlarının adeta koruyucu meleği oldu. Onları birbirinden ayırmaz; sevgisini de ilgisini de, hatta hediyelerini bile daima eşit ve adil bir şekilde paylaşırdı.
Yaz tatillerinde çoğu zaman bizimle birlikte Silifke’ye gelir, yıllık izinlerimiz sona erene kadar en ufak bir sıkıntı emaresi göstermeden o günlerin her anını dolu dolu yaşardı. Bizimle birlikte tatil yapması, gözümüzün önünde olması ve paylaşılan o yolculuklar; hem eşim, çocuklarım ve benim için hem de annem Leyla için adeta bir nefes, bir huzur ve güçlü bir moral kaynağına dönüşürdü.
Evimizin hemen karşı sokağında Cumartesi günleri kurulan semt pazarı onun hayatının vazgeçilmez duraklarındandı. Mahalle pazarını dolaşmayı, o kendine has canlılığı solumayı büyük bir arzu ve iştiyakla severdi. Yaşının getirdiği o ağır adımlarla tezgâhlar arasında gezinir, her birini dikkatle inceler, ihtiyacı olan şeylerin alışverişini yapardı. Silifke, Adana ve Ankara seyahatlerimizde yol üzerinde bir pazar gördü mü, mutlaka durmamı isterdi. Çoğu zaman aracın bagajını, kimi zaman da arka koltuğunu dolduran o pazar alışverişi, onun için yalnızca evin haftalık ihtiyacını karşılayan bir uğraş değil; mutlulukla ve hayatın yüklediği sorumluluk duygusuyla yoğrulmuş, zamanın en kıymetli an(ı)larına dönüşen bir parçasıydı.
Son bir yıldır kendini çok yorgun hissettiğini söylüyordu. Bu yorgunluk zamanla onu yavaş yavaş içine çekmiş; artık eskisi gibi dışarı çıkamaz, çok sevdiği mahalle pazarını dolaşıp alışveriş yapamaz hâle gelmişti. Dışarı çıkmak istediğinde ise akşam serinliğinde evin önündeki kamelyada komşularla oturur, çay içer sohbet ederlerdi. Onun için en uzak mesafe, birkaç durak ileride oturan ablası Ayla teyzemize gitmekti. İki bacı-kardeş yan yana saatlerce otururlar, aynı şeyleri sıkılmadan tekrar tekrar konuşurlardı. Belki sözler değişmezdi ama bu sohbet ikisine de iyi gelirdi. Pazar ihtiyaçlarını çoğu zaman kayınım Ethem ile eşim, ya da eşimle birlikte ben karşılardık. Mevsim meyvelerine ayrı bir düşkünlüğü vardı. Özellikle karpuzu çok sevdiğini bildiğim için, mevsimin ilk karpuzunu alır almaz mutlaka onunla paylaşırdım. O ise bazen, sırf tatlı bir muziplik olsun diye kendi aldığı karpuzu buzdolabında benden saklar; sonra o kendine has neşesiyle “Hasan, karpuz yer misin?” diyerek attığı kahkahayla bu küçük sırrı ortaya çıkarırdı.
Evlendiğim yıl, eşimle birlikte kayınpederim ve kayınvalidemin yaşadığı aynı sokakta bir daire kiralamıştık. Yaklaşık altı-yedi yılın ardından, oturduğumuz evin karşısına denk düşen, birkaç bina ilerde, kayınvalidemin bulunduğu apartmanda satılık bir daire olduğunu öğrendim. Kayınpederimin de desteğiyle bu daireyi satın alarak aynı binada yaşamaya başladık. O dönemde birçok kişiden, “Kayınbaba-kayınana ile, hem de aynı binada oturulur mu?” diyerek bu tercihimden dolayı yoğun eleştiri almıştım. Oysa biz, merhum kayınbabam İsmail Gül ve merhum kayınvalidem Leyla Gül ile aynı binada, en küçük bir sıkıntı dahi yaşamadan; bilakis eşimin ve çocuklarımın daha huzurlu ve mutlu olduğu bir ortamda tam 32 yıl boyunca komşuluk yaptık.
O yıllar boyunca onlardan yana kalbime ve ruhuma dokunacak büyük bir incinme yaşamadım; her ailede olabilecek küçük şeyler dışında büyük şikâyetlerine, serzenişlerine, kırgınlıklarına şahit olmadım. Toplumda sıkça dillendirilen o “kayınbaba–damat” ya da “kayınvalide–damat” gerilimlerinin hiçbirine kapılmadık. Hatırladıkça içimizi daraltan, duygularımıza yük olan, aklımıza ve zihnimize ağır gelen hiçbir kavgamız, aramıza ne mesafe koyacak birbirimizi tahrik edecek hiçbir ağır sözümüz olmadı. Aksine, her zaman birbirimize destek olduk, omuz verdik. Kimi zaman aynı sofrada buluştuk, kimi zaman da aynı tencereden çıkan lokmaları paylaştık. Birlikte geçirdiğimiz her an, sadece bir aile olmanın değil, aynı zamanda birbirine gönülden bağlı aile bireyleri olmanın huzurunu ve güvenini taşıdı. Bugün çocuklarım ve ben hem dedelerinin hem anneannelerinin ardından güzel şeyler söylüyorsak, onları rahmet ve dua ile anıyorsak, bu hem benim, hem eşimin ve hem de onların hatıralarımızda ve hafızalarımızda güzel izler bırakmalarındandır. Ayrıca kayınbabam-babam İsmail Gül ve kayınvalidem Leyla Gül’ün çocuklarımın yetişmelerindeki, onların üzerlerindeki haklarını nasıl unutabilirim ki…
Kayınvalidem, annem Leyla; derin bir imana sahip, metanetiyle ayakta duran güçlü bir kadındı. Vefatından üç gün önce, doktorların yoğun bakıma alma kararı verdiği o gün; eşim, ben ve çocuklarım, kayınlarım ve onların aileleriyle birlikte teyzeler, kuzenler ve akrabalar hepimiz hastanedeydik.
Bilinci açıktı. Sanki yoğun bakımdan bir daha çıkamayacağını hissetmiş, ölümü içine doğmuş olmalı ki hepimizle tek tek vedalaştı; isimlerimizi anarak, gözlerimizin içine bakarak helalleşti. Her bir vedasında, hem kabullenişin hem de derin bir teslimiyetin izleri vardı. Benimle helalleşirken yanımda eşim olduğu halde; “Hasan, yoğun bakımdan çıkamayabilirim. Hakkını helal et. Ben sana hakkımı helal ediyorum. Senden son bir ricam var; kızımı üzme.” dedi. Oysa kızını üzmediğimi, aynı çatı altında komşuluk yaptığımız otuz iki yıl boyunca en iyi bilen oydu. Ama bu anne yüreği; bildiği, gördüğü ve emin olduğu halde yine de evladını emanet ederken bir kez daha tembih etmeden duramaz.
Ölüm sözün bittiği, duanın başladığı andır.
Onunla özdeşleşen küçük ama kıymetli hatıraları hep bizimle kalacak…
Yılbaşlarında eğlence olsun diye aile arasında oynadığı tombalalar, kahkahalarla çevirdiği fırdöndüler, kurban bayramlarında evinin ara holünde kesilen kurbanların etlerinin dağıtılacak olan paylara ayırımı, o anların sıcaklığı, şakaları, esprileri. Her telefon açısında “Hasan yakındaysan hemen gel, televizyon kanallarını karıştırdım. Az sonra Müge başlayacak” diye programı kaçırma telaşı… Bunların her biri şimdi birer acı hatıra, ama aynı zamanda içimizi ısıtan birer anı…
Bugün Leyla annemi uğurlarken, aslında ardında ne kadar büyük bir iz bıraktığını daha derinden idrak ediyorum. İyi bir insan olmak, vefalı olmak, güler yüzlü olmak ve inancıyla yaşamak…
Bugün annem Leyla’yı kaybettim.
Bugün, kan bağına dayanmasa da; eşimle kurduğum evlilik birliğinin hukuken ve ahlaken güçlü sonuçlar doğuran, sıhri hısımlık bağıyla bağ kurduğum annemi kaybettim.
Esprilerini, her telefon açısında “Hasan kanalları karıştırdım. Televizyon göstermiyor. Az sonra Müge başlayacak, hemen gel” deyişini; TRT Müzik’te halk ezgilerini dinleyişini; Kâbe’den yapılan canlı yayınları izlerken o manevi iklimdeki hâlini ve “oğlum siz mutlu olun, ben sizden bir şey istemiyorum” sözlerindeki kalbi samimiyeti duymayı çok özleyeceğim.
Evet, hayat varsa ölüm de var.
Bugün günlerden ölüm…
Her anne özeldir. Anne, ailenin toparlayıcı kalbidir. Bugün o kalp durdu. Biz o kalbi, ebediyete, fani âlemden baki âleme, Rahmet-i Rahman’a uğurladık.
Rabbim rahmetiyle, merhametiyle muamele eylesin.
Helallik ahirete geçerken dünyalık haklar için istenir.
Kayınvalidem-annem Leyla Gül’e, kayınbabam-babam İsmail Gül’e olan haklarım helal olsun.
Ben bu dünyada onlardan razıydım. Rabbim de onlardan razı olsun.
Bilvesile annem Gülüzar Cangüven ve babam Halil Cangüven’i de (Hılıl usta) rahmetle anıyorum.
Baki dualarla…
Ruhları şad, mekânları cennet, makamları yüksek olsun.


FOODFEST FESTİVALİ VE BELEDİYELERİN KİRACILARI!..VEDAT GÜRHAN
KENTSEL DÖNÜŞÜMAHMET GEDİKAĞAOĞLU
DENİZ TUTAR DA KARA TUTMAZ MI?GAZANFER ERYÜKSEL
ANNEM LEYLA… BUGÜN GÜNLERDEN ÖLÜMHASAN YAKUP CANGÜVEN
GÖRÜNMEZ PRANGALAR: MİRAS ALDIĞIMIZ KORKULARMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
TOPLUMCU GERÇEKÇİ EDEBİYAT DÜNYADA NİÇİN TIKANDI?MUHARREM YELLİCE
BİR KUKLADAN ÇOCUĞA, BİR ÇOCUKTAN İNSANABAHAR UYSAL HAMALOĞLU
HIZ VE VİCDANAHMET İLBARS
2026’NIN HIZLI DÜNYASININ TEMEL TAŞI: ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİIŞIK YARGIN
BAZI VEDALAR ZORDURSÜLEYMAN EKİN
EVİMİZİN OĞLU RIZA KAYAALPKAHRAMAN KÖKTÜRK
KİMİN ÇOCUKLUĞU?GÖZDE SARI
BUGÜN 23 NİSAN, NEŞE DOLUYOR İNSANBİHTER GÖRDÜ
23 NİSAN: BİR BAYRAMDAN FAZLASI, BİR SORUMLULUKŞAFAK ÇELİK
23 NİSANŞEBNEM YAPA ÖZTOPRAK
BİR ÇOCUĞUN GÜLÜŞÜYLE BAŞLAR HER ŞEYDERYA DEMİR
OTOPARK ALANLARININ KULLANIMIAV İBRAHİM GÜLLÜ
OKULLAR NİÇİN ŞİDDET YUVASI?ALİ İHSAN DİLMEN
BİYOYAKIT: KAÇIRDIĞIMIZ FIRSATIN 90 YILLIK HİKAYESİALİ ALAKOÇ
GELECEKTEN TASARRUF EDİLMEZNİNA ŞAHİN
YÜZBAŞI SELAHATTİNNURİ SEZEN
KADININ SİYASETTEKİ YERİ: TEMSİL Mİ, DÖNÜŞÜM MÜ?GÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ KARARLARININ İCRASIAV CÜNEYT KARASU
NİÇİN KÖYLÜLÜK?TARIK ÇELENK
EDEBİYAT DOSTLARI TOPLUMCU GERÇEKÇİLİĞİ TARTIŞTI
SICAK HAVAYI FIRSAT BİLENLER SAHİLE AKIN ETTİ
CUMHURİYET SAVCISI TAŞ İÇİN CENAZE TÖRENİ
ALMAN TURİSTLER KRUVAZİYERLE GELDİ
10 ÜLKEDEN ÇOCUKLAR SEVGİ KORTEJİ'NDE BULUŞTU
ÇANDIR'DAN BELEDİYE BAŞKANLARINA YÖREX DAVETİ
MELİKE ÇAKIR, TÜRKİYE KUPASI ETABINDA BİRİNCİ
BAİB'DE YENİ YÖNETİM GÖREVE BAŞLADI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





