- IMKB
% - Altın
6196.98
%-0.89 - Dolar
47.5207
%0.15 - Euro
54.6927
%-0.31
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 13:33 - MUHTARLAR, 1 MİLYON İNSANA HİZMET VERECEK TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK ATIK SU TÜNELİNİ İNCELEDİ
- 13:03 - DEPREMİN İZLERİNİN SİLİNDİĞİ HATAY’DA 8 ÖĞRENCİ LGS’DE BİRİNCİ OLDU, 25 ÖĞRENCİ YKS’DE İLK BİNDE YER ALDI
- 12:58 - BÜYÜKŞEHİR EKİPLERİ TOPLU TAŞIMADA KLİMA DENETİMİNİ YOĞUNLAŞTIRDI
- 12:18 - OSMANİYE’DE MOTOSİKLET İLE OTOMOBİL ÇARPIŞTI: 1 YARALI
- 11:53 - MERSİN’DEKİ ORMAN YANGINI: YANGIN SÖNDÜRÜLDÜ, SOĞUTMA ÇALIŞMASI SÜRÜYOR
- 11:33 - AKDENİZ’DE YOL VE KALDIRIM ÇALIŞMALARI ARALIKSIZ SÜRÜYOR
- 11:28 - MERSİN’DE MAKAS ATAN MİNİBÜSÇÜ KAMERAYA YAKALANDI, 90 BİN TL CEZA YEDİ
- 11:23 - OBA, 6 AYDA 490 ETKİNLİKLE 18 BİN KİŞİYİ AĞIRLADI
- 11:18 - BAŞKAN UYSAL: ‘’TÜRKİYE’NİN BUGÜN YÖRÜK AKLINA VE RUHUNA İHTİYACI VAR’’
- 11:13 - MERSİN’DE YAZ AKŞAMLARI KONSERLERLE ŞENLENİYOR
- 11:08 - EMEKLİ İTFAİYECİ, YILLARIN TECRÜBESİYLE EVİNİ ALEVLERE TESLİM ETMEDİ
- 11:03 - MERSİN’DE ÜRETİCİYE FEROMON TUZAK VE MAKİNE EKİPMANI DESTEĞİ
- 10:48 - MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN ÜNİVERSİTE ADAYLARINA ÜCRETSİZ TERCİH DANIŞMANLIĞI
- 10:43 - MÜSİAD ANTALYA ŞUBE BAŞKANI AKGÜL: "KONKORDATO SADECE BORÇLUNUN DEĞİL, TÜM TEDARİK ZİNCİRİNİN MESELESİDİR"
- 10:23 - 71 YILLIK GAZİ ATATÜRK STADYUMU’NDA YIKIM BAŞLADI, HATIRALAR HAFIZALARDA KALDI
HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR


BİR NEDEN, ONLARCA BAHANE
Uzun zaman sonra karşılaşan bazı tanıdıkların hem özlemin hem vefanın birer ifadesi olarak güler yüzlerle birbirlerine söyledikleri;
Ne zamandır görüşemiyorduk seni görmek ne güzel oldu…
Sen eskiden de böyle güler yüzlüydün…
Bir daha bu kadar uzun ara vermeyelim…
Nasılsın(lı), canım(lı), cicim(li), bir tanem(li), koçum benim(li), hiç değişmemişsin(li)…
Gibi içtenlik süsü verilmiş, hem özlemin hem de vefanın ifadesi olarak söylenen temenni ve hoş sözlerle birbirlerine iltifatta bulunmaları, karşılıklı olarak birbirlerini yüceltmeleri, ayaküstü hoş sohbet etmeleri… Ve ardından, vedalaşmalarının daha ilk saniyelerinde, sırtlarını döner dönmez birbirleri hakkında “olumsuz” düşünmeleri, aykırı konuşmaları, hayatın en basit, en sıradan, en doğal, en alışılmış, en biline ve hatta en sık tekrarlanan sahnelerinden biridir.
Böylesine yüzeysel ilişkiler, yapay samimiyetler ve menfaatin belirlediği dostluklar modern toplumun en belirgin hastalıklarından biridir. Nezaket maskesinin ardına gizlenen bu tavır; aslında bireysel zaafın, toplumsal çürümüşlüğün ve kalpteki çirkinliğin psikolojik bir tezahürüdür. Çünkü insanlar çoğu zaman samimiyetten daha çok kabul görmeyi, takdir edilmeyi, beğenilmeyi ve onaylanmayı tercih ediyor.
Her insan, kendine özgü bir düşünce, farklı bir bakış açısı ve ayrı bir yorum demektir. Bu farklılıklar, bir yönüyle fikir zenginliğini, düşünce özgürlüğünü, toplumsal uzlaşıyı, entelektüel çeşitliliği ve ortak aklı beslerken; diğer yönüyle de kaçınılmaz olarak fikri çatışmaları beraberinde getirir.
İşte bu fikri çeşitlilik ve görüş ayrılıkları, hayatın doğal dokusunun, hayatın olağan akışının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak günümüzde bu farklılıklar zenginlik olarak değil, tehdit olarak algılanmakta; insanlar, “aynı düşünüyormuş” gibi yaparak sahte bir uyumun içinde kaybolmaktadır.
Mesela, bilhassa siyaset ve politik düzlemde “miş gibi” davranmak, yani ikiyüzlülük; bireysel bir zaafın kurumsallaşmış biçimidir.
Seçmenden adaya, adaydan partiye, partiden topluma kadar her kademeye sirayet eden bu yapay nezaket dili; aslında samimiyetin değil, menfaatin ortak paydada buluştuğu bir kurumu andırır.
Meydanlarda övülenler, kapalı kapılar ardında tehdit edilirken; kürsülerde tehdit edilenlerle ise, aynı kapılar ardında el sıkışılmakta, kol kola yürünmekte, çıkar birliğine ve menfaat ortaklığına imza atılmaktadır.
Sonuçta bütün bunlar, insanın değişen çağlara, değişen şartlara, değişen nüfus ve toplum yapısına rağmen değişmeyen yönünü gösterir: Riyakârlık, ikiyüzlülük, içten pazarlık ve menfaat kardeşliği.
***
Her şey insan(lar) içindir.
İnsan doğru ve yanlışlarıyla, eksik ve fazlalıklarıyla, günah ve sevabıyla, hata ve kusurlarıyla insandır. İnsan fıtratı icabı sosyal hayatın, toplumun, ahlakın, hukukun ve medeniyetin merkezinde olan bir varlıktır. İnsan varoluşunu yaratılışındaki kusursuzluktan değil; insani kusurlarından alır. Bunu da fıtratında, Allah’ın insanı yaratış protokolünde yani hikmetinde aramak gerekir.
İnsan yalnızca iyiliğe eğilimli değil; aynı zamanda kıskançlığıyla, nekesliğiyle, zaman zaman habis yönüyle, kötü yüzüyle ve fakat iyi alışkanlıklarıyla da insandır. Onu diğer canlılardan ayıran, karanlık yönlerini bastırabilme, hatalarını fark edip yanlışlarından ders çıkarabilme ve bunları telafi edebilme iradesini taşımasıdır.
İnsan, işte bu zıtlıkların çatışmasında olgunlaşır; hem düşer hem kalkar, hem yanılır hem öğrenir. Belki de en büyük erdemi, kusurlarının farkında olarak iyiliğe, güzelliğe ve doğru olana yönelme gayretinde saklıdır; ama ne var ki bunu çok azı başarır.
Sonuçta insan, etten ve kemikten yaratılmış, üzerine ten ve deri giydirilmiş bir varlıktır; fakat ruhuyla, aklıyla, kalbiyle, düşünme kapasitesi ve iradesiyle kendini bulan bir varlıktır…
***
Hayat uzun, ince bir yol. Bu yolculukta ne yaparsak yapalım, herkesin bizi sevmesini, desteklemesini, tarafımızı tutmasını, yanımızda durmasını beklemek ve bunu umut etmek kendi kendimize vereceğimiz en büyük zarar olur. İnsanların bir kısmı bizi yüceltirken, bir kısmı da yerden yere vurur. Kimileri başarımızla gurur duyarken, kimileri bu başarımızı hafife alır, alay eder, küçümser, ilerlememizi istemez, engel olur.
Bir şeyi beğenip beğenmemesi, kabul edip etmemesi insan fıtratının yaratılış protokolünden doğan, kaçınılmaz ve beklenen bir sonucudur. İnsan, seçim yapabilme yeteneğiyle donatılmış bir varlıktır; ruhu, aklı, kalbi ve iradesi, doğruyu yanlıştan ayırmasına, güzeli çirkinden seçmesine imkân tanır. İşte bu yüzden beğeni ve tercih, yalnızca duygusal bir tepki değil; insan fıtratının, ahlaki ve entelektüel yönlerini ortaya koyan bir göstergedir. Bir tercih, insanın kendini gerçekleştirme yolunda attığı bir adımdır ve bu adımlar, onun olgunlaşmasını, hatalarını fark edip ders çıkarabilmesini ve nihayetinde erdemle donanmasını sağlarken, bir diğer tercih ise kişiyi saplantılara, yanılgılara, hatalara, yanlışlara, kendini gerçekleştirememe ve kendi potansiyelinden uzaklaştıran bir durumuna sürükleyebilir.
Birilerinin bizimle ilgili olumlu ya da olumsuz düşüncelere sahip olması, çoğu zaman bizim kim olduğumuzla birlikte, onların bakış açılarıyla ilgilidir. Bizi “iyi” bulan biri(leri), belki de kendi eksiklerine ayna tuttuğumuz için yanımızda, bizimle beraberken; “kötü” bulan başkaları ise, belki de bizim cesaret edebildiğimiz şeyleri yapamadıkları için bundan rahatsızlık duyar. Dolayısıyla insanların görüşleri, kanaatleri, olumlu ya da olumsuz eleştirileri çoğunlukla kendi iç dünyalarının bir yansımasıdır.
***
Sıklıkla yanlış anlaşılan, bazen kasıtlı olarak çarpıtılan, tartışmalara, kırgınlıklara, kimi zaman da kavgalara yol açan konulardan biri de, lehimize ya da aleyhimize olan birinin, hakkımızda olumlu ya da olumsuz konuşmasıyla aynı şeymiş gibi düşünmemizdir. Oysa birinin bize destek olması ya da karşı çıkması her zaman samimi bir destek veya saldırı anlamına gelmeyeceği gibi, bazen sadece farklı bir bakış açısı ya da başka bir yol seçimi de demektir.
Aleyhte olmak her zaman birine karşı durmak demek değildir; bazen sadece farklı düşünmek, başka bir yol seçmek veya başka birini/bir şeyi tercih etmek demektir.
Lehte olmak ise her daim samimi bir destek anlamına gelmeyeceği gibi; kimi zaman menfaatlerin gölgesinde şekillenen bir yakınlık olarak karşımıza çıkar.
İnsanların bizi nasıl gördüğü, nasıl değerlendirdiği ne kadar önemliyse, bizim kendimizi nasıl ve nerede gördüğümüz, nasıl değerlendirdiğimiz ve nerede konumlandırdığımız da çok önemlidir.
Ne alkışlar bizi olduğumuzdan daha büyük yapar, ne de bizi yermek için söylenmiş gülünç, kötü, kaba, alay dolu sözler bizi olduğumuzdan daha küçültür. Önemli olan, içimizdeki sese kulak vermemiz, kendi sesimizi duymamız, onu susturmadan, ama kararlı durarak, çevremize ve topluma faydalı olacak adımları atacak şekilde yürüyebilmemizdir. Çünkü sonunda başkalarının eleştirileri, yergileri ve iddialarıyla değil, kendi emeklerimiz, kendi çabalarımız, niyetimiz ve ortaya koyduğumuz eserlerimizle yüzleşeceğiz.
Bu gerçeği anlamak için gündelik yaşama, tarihe ve sanata bakmak yeterlidir.
Mesela spor ve sanat dünyasından örnek vermek gerekirse; dünyaca ünlü futbolcu Messi’nin milyonlarca hayranı olmasına rağmen, performansını beğenmeyen ya da onu eleştiren birçok hayranıyla karşı karşıya kaldığı olmuştur. Kimileri onun Maradona ile birlikte “gelmiş geçmiş en iyi futbolcu” olduğunu söylerken, kimileri onu “abartılmış, şişirilmiş, şımartılmış” biri olarak bulur.
Benzer şekilde, toplumun beğenisiyle eleştirisi arasında sürekli sınanan, alkışla yergi arasındaki ince çizgide yürüyen büyük sanatçılar, yazarlar, ressamlar, mimarlar, sinema ve dizi oyuncuları da hem hayranlarının hem de eleştirmenlerin hedefindedir.
Siyasiler de bundan muaf değildir. Yaptıkları köprüler, yollar, tüneller, havaalanları, deniz ulaşımı projeleri… Halkın yaşamını kolaylaştırmak ve toplumun huzurunu temin için çıkardıkları yasalar… Seçim bölgelerine yaptıkları yatırımlar ve ülkenin kalkınması ve ilerlemesi için hazırladıkları dev projeler kadar, uyguladıkları ekonomik ve maliye politikalar ile zaman zaman muhtelif paket başlıklarıyla gündeme getirdikleri vergi, imar, SGK primleri, elektrik-su-doğalgaz borçları, ceza ve idari para cezaları, kredi ve banka borçları, motorlu taşıt cezaları, gümrük vergileri ve genel hükümler çerçevesinde getirilen aflar da toplum tarafından dikkatle izlenir ve değerlendirilir.
Çoğu zaman kısa vadeli bir ferahlık sağlayan, ama uzun vadede sistemin adalet ve disiplin anlayışını sınayan bu düzenlemeler, kimi zaman övgü, kimi zaman da sert eleştiri şeklinde tezahür eder. Siyaset, yalnızca yapılanların değil; yapılması planlananların da tartısıdır. Çünkü siyaset, doğası gereği hem beklentilerin hem de eleştirilerin merkezindedir. Her icraat, bir kesim tarafından başarı olarak görülürken, bir diğer kesimce eksik, yetersiz ya da yanlış bulunabilir. Önemli olan, bu farklı bakışları düşmanlık değil, demokrasinin ve toplumsal denetimin doğal bir gereği olarak görebilmektir.
Bugünün dijital dünyasında “Sosyal Medya Gerçeğini’de” unutmamak gerekir. Mesela; Instagram, Facebook Messenger, X (Twitter), Linkedln, WhatsApp, SnapChat gibi sosyal medya uygulamalarında yapılan bir paylaşım saniyeler içinde binlerce takipçi tarafından yorumlanmakta, aynı gönderi bir kitle tarafından beğenilirken, başka bir kitle tarafından eleştirilebilmektedir. Tanımadığımız, kim olduklarını bile bilmediğimiz, gerçekliği belirsiz; hatta çoğu zaman algoritmalar tarafından yönlendirilen, insan davranışlarını taklit eden boot hesaplar üzerinden gelen yapay onaylanma arzusunu abartmak, gereğinden fazla önem atfetmek, sadece bizi psikolojik olarak yıpratmakla kalmaz, gerçekle olan tüm bağlarımızı da koparır.
Tarihten çarpıcı bir örnek vermek gerekirse; Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak tarih sahnesinde büyük bir yere sahip olmasına rağmen, milyonlarca insan tarafından büyük saygıyla anılırken, onun getirdiği inkılaplar sayesinde önemli makamlara gelmiş farklı kesimler tarafından farklı şekillerde değerlendirilmektedir. Kimi onu bir kurtarıcı olarak görürken, kimi ise eleştirilmesi gereken tarihi bir figür olarak yorumlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında ne kadar sert eleştiriler yapılırsa yapılsın bu durum hayatını devletine, milletine, ülkesinin kalkınması, vatandaşın huzur ve refahına adamış tarihi kişiliklerin büyüklüğünü azaltmaz; sadece toplumların farklı düşünce yapılarına sahip olduğunu gösterir.
Dini ve dünyevi, sosyal ve kültürel, ilmi ve fikri, siyasi ve hukuki, ferdi ve toplumsal… Oldukça geniş bir yelpazeye sahip olan tenkit, eleştiri, görüş çeşitliliği ya da hata ve kusur bulma zihniyeti; ne kadar büyük işler yapılırsa yapılsın, herkesin sizi aynı gözle görmeyeceğinin, sizinle hemfikir olmayacağının, insan olmanın, farklı düşünce yapılarına sahip olmanın fikir, düşünce ve tercih sahibi olmasının doğal bir sonucudur.
Yukarıda, spor, sanat, siyaset, dijital dünya ve tarih alanlarından verdiğim örnekler açıkça göstermektedir ki; fevkalade bir başarı elde edilse dahi buna rağmen herkesin beğenisini kazanmanın mümkün olmadığını; herkesin sizi desteklemesini beklememenin ne kadar gerçekçi olduğunu, dolayısıyla, evrensel bir kabul veya sürekli destek beklentisinin gerçekçi bir tutum olmayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Şurası kabul edilmelidir ki; birilerinin bizi destekleyip lehimizde olması ya da eleştirip aleyhimizde olması, ne iyi olduğumuzun kanıtıdır ne de kötü olduğumuzun ispatıdır. Hem kime göre iyi, kime göre kötü, kime göre yeterlisiniz? Hem bu durum, insanların farklı gözlerle, farklı pencerelerden, farklı ideal ve ufuktan, farklı duygu, akıl, his ve kalp gözüyle bakabilmelerinin tabi bir sonucu değil midir?
Hani hep diyorum ya, “hayatta her şey zıddıyla kaimdir” diye. Tıpkı geceyle gündüzün, eğriyle doğrunun, güzelle çirkinin varlığı gibi, biri olmadan diğeri eksik ve güdük kalır.
Bu nedenle aleyhte olanlara ne aşırı tepki verip öfkelenmemek, ne de lehte olanlara ölçüyü kaçırıp şımarmamak gerekir.
Bütün bu yapıcı, yıkıcı, yıpratıcı ya da yorucu eleştiriler; olumlu ya da olumsuz yorumlar; eksik, kusur ve hata üzerinden yapılan tenkitlerin tamamı, aslında hayatın doğal bir parçası, farklılığın, gelişmenin ve düşünsel derinliğin temelidir.
Bu yüzden biri ya da birileri hakkınızda kötü bir fikre kapılmışsa; bunu değiştirmeye, yanlış düşündüklerini anlatmaya, hakkınızda konuşulanların gerçeği yansıtmadığını ispat etmeye çalışmak çoğu zaman beyhude bir çabadır. Çünkü bir kez oluşan önyargıyı kırmak, kökleşmiş kanaatleri silmek, zihinlere düşen gölgeyi kaldırmak ve kaybolan güveni yeniden kazanmak son derece zordur; hatta çoğu zaman imkânsıza yakındır.
Düzgün ve sade bir hayat süren; işini eksiksiz yapan, aldatmayan ve aldanmayan, dürüstlüğü ilke edinen, çevresiyle iyi münasebetler kuran; ne çalan ne de çaldıran, hırsızlığa göz yummayan, haksızlık karşısında susmayan, kalbinde ve ellerinde kirden ve lekeden hiçbir iz taşımayan ve yaşamında defo olmayan insanlar zaten kimseye kendini ispat etme ihtiyacı duymaz. Kimsenin gözüne girmek için de özel bir çaba içine girmez.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Kişi, sevdikleriyle beraberdir.”
Kafalarında sizi yok sayan bir zihniyet, aslında aynı şekilde yok sayılmayı da hak ediyor demektir.
O hâlde bırakın;
İnandıkları kadar güvensinler,
İnandıkları insanlarla yol yürüsünler.
Hz. Mevlânâ’nın şu sözü her zaman hatırlanmaya değerdir:
“İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme. Duydukları senin sesindir; fakat akıllarından geçirdikleri kendi düşünceleridir.”
Unutmayın; hakikat, çoğu insanın işine gelmeyen, yüzleşmekten korktukları bir tokattır.
Bu hep böyle süregelmiştir: Dün, sizi süslü sözlerle överek “bir nedenle” yanlarında görmek isteyenler; bugün, akla hayale sığmayacak “onlarca bahaneyle” sizi kendilerinden uzaklaştırabilirler.
Evet, hayat uzun, ince bir yol…
Başarı kadar, başarısızlıkta var…
Takdir kadar, tenkitte var…
Övgü kadar, sövgü de var…
Yürüyecek daha çok yolumuz, yapacak daha çok işimiz var.
Kimi zaman yokuş, kimi zaman inişlerle dolu; bazen sessiz bir sabırla, bazen güçlü adımlarla ama sarsılmaz bir inanç ve imanla yürümemiz gereken uzun bir yol var önümüzde. Tabi Allah sağlıklı bir ömür verir, nefesimiz yeterse…
Biz yürürüz, ama yolun sonunu bilen O’dur…
Biz yaparız, ama nihai hükmü verecek O’dur…
Biliriz ki atılan her adım, yapılan her iş ve alınan her nefes, O’nun mutlak iradesinden bağımsız değildir.
Kulun bir planı varsa, Allah’ın da bir hükmü vardır…
Her şey, Allah’ın mutlak ilmi ve iradesi altındadır…
ATSO SANKİ BALLI BÖREK!..VEDAT GÜRHAN
VİRAJDAKİ ÜLKE VE DİREKSİYONDAKİ GENÇLİKMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
GAZALİ, DECARTES VE MALEBRANCHE’TA NEDENSELLİK SORUNUMUHARREM YELLİCE
IŞIĞIN RESSAMI: CLAUDE MONET'İ YENİDEN DÜŞÜNMEKPROF DR RAMAZAN DEMİR
ANTALYA TEK LİMANLA YETİNEMEZCEM ARÜV
HAYATIMIZI KİM YÖNETİYOR?OYA BOYSAN
DOSTA DÜŞMANA KARŞI ANTALYASPORGÖZDE DOLAYMAN
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU VE ÇORUMAHMET İLBARS
BERLİN'DE ANTALYA ŞOV...TURGAY ALP
ANNELİĞİN DEĞİŞEN YÜZÜ, DEĞİŞMEYEN VİCDANIPINAR TEYİN
'ACİZ ÇEHOV' VE EMEKLİ FARKLARIBİHTER GÖRDÜ
BİRBİRİNİN İÇİNDEN GEÇEREK GELEN BİR YAZIGAZANFER ERYÜKSEL
NAZIM HİKMET ŞİİRİNDE UMUTM. ALİ ÖZDOĞAN
ÇİĞLİ TARIM KREDİ MARKET’TE YAŞANAN USULSÜZLÜK ÖNLENEBİLİR MİYDİ?HASAN YAKUP CANGÜVEN
CRİSTOPHER NOLAN'IN ODYSSEİA FİLMİ ARDINDA DİPLOMASİNİZAMETTİN ŞEN
SICAK EKONOMİSİRAZİYE GÖK AKTAŞ
OLURSA OLSUN, HUZURLU YALNIZLIKLAR OLSUNBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
GELECEĞİ KİM İNŞA EDECEK? TEKNO KADINIŞIK YARGIN
“ŞİİR OLMASAYDI HAYATIN TADI MI OLURDU?”YUNUS YAŞAR
YENİ PARTİEŞREF URAL
EN BÜYÜK SERMAYE: ZAMANNİNA ŞAHİN
DUBAİ’DE THE ODYSSEY: YALNIZCA BİR FİLM DEĞİL, İNSANLIĞIN ORTAK HAFIZASIHÜSEYİN BARANER
TİCARİ AHLAK VE ETİK ANLAYIŞAV İBRAHİM GÜLLÜ
KİTAPLIKŞENER METE
ALEVLERİN ARASINDA KALAN KEDİ 'LUNA' TEDAVİYE ALINDI
AÜ HASTANESİ'NDE TEDAVİ EDİLDİ
ATB TEMMUZ AYI MECLİSİ TOPLANDI
CLIMAAX-MUHIR PROJESİ'NİN KAPANIŞ TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİ
PAZAR ESNAFINDAN 'USULSÜZLÜK' İDDİASI
TÜRKİYE'NİN İLK 'ESENLİK MERKEZİ' RUHSATI VERİLDİ
DÖNER USTALARININ ZORLU MESAİSİ
KAÇAK REHBERE SIKI DENETİM
Erbaş, Hacı Bayram Veli Camii’nde teravih namazı kıldırdı
Otomobilin yan yattığı kaza anı kameraya yansıdı
Samsun'da trafik kazası: 3 yaralı
ABD'de düzenlenen yarışmada dünya 2.'si oldu
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8

- BÜYÜKŞEHİR YARALARI SARMAK İÇİN YANGIN BÖLGESİNDE
- ANTALYA’DA OTLUK ALANDA ÇIKAN YANGIN SERA VE MEZARLIĞA SIÇRADI
- TIR SÜRÜCÜSÜ METRELERCE FREN YAPSA DA 5 KİŞİNİN YARALANDIĞI KAZAYI ÖNLEYEMEDİ, O ANLAR KAMERAYA YANSIDI
- REFAKATÇİ GİBİ GELDİ, MOTOSİKLET ÇALDI: "EVE DÖNMEK İÇİN ÇALDIM, NEREYE BIRAKTIĞIMI HATIRLAMIYORUM"
- ANTALYA’DA MOTOSİKLET İLE TOFAŞ OTOMOBİL ÇARPIŞTI: 2 YARALI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim

