Bugün 10 Mart 2026 Salı
  • Antalya17 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7322.69
    %0.74
  • Dolar
    44.0454
    %-0.04
  • Euro
    51.2607
    %-0.14

HAKAN ERCAN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HAKAN ERCAN / KONUK YAZAR

ÇANAKKALE SAVAŞI'NDA EDEBİYATÇILAR

10 Mart 2026 Salı 14:18

 

18 Mart 1915.

Çanakkale Zaferi.

Bir zaferin, bir kahramanlığın, bir destanın yazıldığı tarih.

Çanakkale Savaşı; 1. Dünya Savaşı’nın bir parçası.

Çanakkale Savaşı; amaçları, İstanbul’u işgal edip boğazlara hükmetmek isteyen İngiltere ve Fransa donanmalarının hiç akla ve hayale gelmeyecek bir biçimde Çanakkale Boğazı’nda, hem denizde hem de karada bozguna uğradıkları bir savaş.

Çanakkale Savaşı; yokluk ve yoksulluklar içindeki Türk halkının, cesaret ve fedakârlıkla bu vatan için tek yürek olduğu ve her iki tarafın da sayıları 180 binleri geçen ölümlerin, kayıpların, sakat kalmaların yaşandığı bir savaş.

19 Şubat 1915’te deniz saldırısıyla başlamıştı Çanakkale Savaşı. Ve 18 Mart’ta da denizde büyük bir zafer kazanılmış, İngiliz ve Fransız donanmaları ağır bir yenilgiye uğratılmıştı. Denizde başarısızlığa uğrayan İngiliz ve Fransız kuvvetleri bu sefer karadan saldırıya geçmiş, 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na asker çıkartmıştı. Mermilerin havada çarpıştığı amansız bir savaştı kara savaşı. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ün hem askeri strateji hem de liderlik becerileriyle 9 Ocak 1916 tarihinde de büyük bir zaferle son bulmuştu. Öyle ki tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir Çanakkale Savaşı.

Çanakkale Savaşı’nın edebiyat ve şiir severleri ilgilendiren bir yönü vardır ki çok az bilinir. O döneme ait edebiyatçıların Çanakkale Savaşı’na gidip cephede yaşananlara tanık olma hikâyesidir bu; Çanakkale’nin edebiyatı...

1915 yılının Haziran ortalarında, Çanakkale’de kara savaşı devam ederken, dönemin Başkomutan vekili Enver Paşa’nın önerisiyle 30 kadar şair, yazar, ressam ve bestekâra resmî bir yazı gönderilir. Yazıda, Çanakkale’de savaş alanlarını gezerek cephede yaşananları, icra ettikleri sanatın diliyle (şair şiirleriyle, yazar yazılarıyla, ressam resimleriyle, bestekâr müzikleriyle) halka ve gelecek nesillere anlatmaları istenmektedir. Ama bu bir emir değil, sadece bir rica, bir teklif, bir davet yazısıdır.

Cepheye davet edilen şair ve yazarların tespitinde ise Mehmet Emin Yurdakul ve Ahmet Ağaoğlu’nun etkisi olmuştur. Gezi sırasında herhangi bir tatsızlığın çıkmaması için mümkün olduğu kadar aralarında fikir ayrılığı bulunmayan isimler, dolayısıyla Türkçülük akımı içinde yer alan şair ve yazarlar tercih edilmiştir.

Davet edilen şair ve yazarlardan kimileri bu teklifi uygun bulur ve kabul eder. Kimileri ise hastalığını, yaşlılığını, cephedeki tehlikeleri düşünerek bu daveti geri çevirir.

Cepheye gitmeye karar veren Edebî Heyet’teki şair ve yazarlar Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Razi Bel, Ömer Seyfettin, Celâl Sahir Erozan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Müfit Ratip, Ali Canip Yöntem, İbrahim Alaettin Gövsa, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Hıfzı Tevfik Gönensay, Hakkı Süha Gezgin, Muhittin Birgen, Selahattin Öksüzcü; ressamlar Çallı İbrahim, Nazmi Ziya Güran ve bestekâr Ahmet Yekta Madran’dır. Ayrıca bir fotoğrafçı ve geziyi canlı olarak tespit etmesi istenen bir sinemacı da heyete dâhil edilir.

11 Temmuz 1915 pazar günü Edebî Heyet, sol kollarında çift yeşil defne dalından işaretli hâkî keten elbiseleri ve kabalaklarıyla Sirkeci Garı’nda toplandı. Trenle Uzunköprü’ye (Edirne) gittiler. Sonra kara yoluyla Keşan’a (Edirne), oradan Bolayır’a (Çanakkale) ve nihayetinde de Gelibolu’ya (Çanakkale) ulaştılar. Artık topların ve tüfeklerin içinde, savaş alanındaydı Edebî Heyet.

10 gün boyunca gruplara ayrıldılar. Arıburnu ve Seddülbahir cephelerini gezdiler. Siperlerde yürüdüler, askerlerle sohbet ettiler, onların hikâyelerini, onların hayatlarını dinlediler. Ölümle burun buruna geldiler. Yaralanan ama ayakta dimdik duran gencecik delikanlılara umutla baktılar, şehit düşenlere dua yolladılar. Düşman ordusunun yakıp yıktıklarına, acımasızlığına, alay etmelerine şahit oldular. Ve 10 gün boyunca da cephede yaşananlara inanamadılar.

İstanbul’a döndüklerinde yaşadıklarını, gördüklerini kâğıda dökme zamanıydı. Kendilerine özgü duygu ve düşüncelerini şair şiirleriyle, yazar yazılarıyla anlattı. Ama ortaya çıkan eserlerin kimisi beğenildi, çoğunluğu çok kuru ve zoraki yazıldığı izlenimi verdiği için hayal kırıklığı yarattı. Bazı yazı ve şiirlere çok yüksek telif ücretleri (dört odalı bir ev ücreti) ödendiği yolunda dedikodular da çıktı. Ve yine o dönemde cepheye davet yazısı almayan şairlerin, cepheye davet edilen şairlerden daha güçlü şiirler yazdığı da oldu.

Yaşanan bu hikâye, Çanakkale Savaşı’na tanık olan edebiyatçıların hikâyesidir; Çanakkale’nin edebiyatıdır. Ve bu edebiyatın sonucunu en iyi özetleyen ise Enis Behiç’in şu dizesiydi: “Utandım bu âciz şairliğimden!”

 

Bu yazı toplam 134 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim