Bugün 09 Ocak 2026 Cuma
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6121.517
    %0.00
  • Dolar
    43.0386
    %0.00
  • Euro
    50.336
    %0.00

NURİ SEZEN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
NURİ SEZEN / KONUK YAZAR

DİN VE MİLLİYET

07 Ocak 2026 Çarşamba 23:10

Din ve inançlar insanlık tarihinin eski ve yaygın değerlerdir. Dinsiz insan vardır ama, dinsiz toplum yok gibi.

İnanma ihtiyacı, toplumları bir şeylere kuvvetlice bağlamış. Bu bağlılık, geniş halk kitlelerinde geleneğe bağlılık gibi değiştirilmesi oldukça zor bağımlılıklardan sayılır.

Geleneksel kalmış inançlar, bireyin bilgisine dayalı kabuller değilse, halk din yoluyla çok kolay aldatılabilir. Aldanmışlığına din gibi sarılabilir. Cehalet ile inançlar karışır kalır. Kişi bunun farkında bile olmaz.

Gerek milletlerin bekası gerek inançların geleceği, mensuplarının bilinç düzeyleri kadar olur. Bu konu konuşulmalı!

Türkolog Muharrem Yelice'nin “İDİL VE URALLARDA TÜRK RUHU” adlı kitabında, Kazan doğumlu Türkçü mücadelenin öncülerinden Yusuf Akçura’yı okudum.

Akçura, hem Çarlık Rusya’sında hem Osmanlı Türkleri arasında Türkçü harekete öncülük yapmış bir siyasetçi olarak bilinir.

Eğitimini babasının ölümü üzerine İstanbul'a gelerek tamamlamış. II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi tarafından sürgüne gönderilmiş, Fransa'da Şorban’da okumuş. Daha sonra Kazan'a dönerek Türk ve Müslüman halkın haklarını savunmuş.

Ankara'da Atatürk Türkiye'sinin kuruluş çalışmalarında görev almış bir bilim adamı, düşünürdür

Akçura’ya göre “Osmanlı Devleti'nin çöküş nedeni medreselerdir. Medreselerde reform olursa dinde de reform olur. Toplumsal kalkınma için İslamiyet’in millileşmesi gerekir.” diyor. Ziya Gökalp'te bir Türk İslamiyet’i yaratmaktan bahseder. Bu nedenle, camilerde hutbelerin ve ezanın Türkçe okunması, halkın dinini anlayabilmesi için anlaşılır bir dil kullanılmasını isterler. Anlaşılamayan bir din siyasallaşır, istismar edilebilir, halk cahil kalır, din bozulabilir. Bu nedenle dini konularda Arapçanın tekelinin kaldırılmasını, Kuran-ı Kerim'in Türkçeye çevrilmesini ister. Nitekim bu tür düşünce sahibi olan Tatar, Başkurt ve Azeri aydınların etkisiyle 1912 yılında Bakü'de Kur'an'ın Türkçeye çevirisi yapılabilmiş.

Konu bu!

İlahi bir emir olan İslam, millileşir mi Türkleşir mi?

Millileşmese ne olur?

Bu soruları dürüstçe değerlendirmek bana göre imanı küfre sokmaz. Bilakis Tefekkür sayılır.

Hristiyan aleminde İncil bütün dillere çevrilmiş. İbadetler ülke dili ile yapılmakta, halk dinini kendi diliyle öğrenebilmekte.

İslam ülkelerinde din dili Arapça olarak kalmış. Mezhep ve cemaat farklılıkları büyük oranda siyasallaşma görüntüsü veriyor. İran'da Şia, Osmanlı'da Sünni mezhep ve dini çevrelerde onca farklı yorumlar görürüz. Her ülke, her cemaat liderleri, efendiler kendi görüş ve çıkarları doğrultusunda faydacı, farklı yorumlar getirmişler. Dini kendi aleyhine kullanan görülmemiş.

Ya Arap dünyasında? Tabii ki İslam Arapça okutuluyor ama, Vahabi’sinden İşid’ine kadar hepsinin amaçlarına uygun, siyasal görünümlü yorumlarını görürüz.

Biz Türkler, dinimizin Arapça vahiy diliyle anlayabiliyor muyuz? Anlayanlar var tabii. Ya geniş halk kitleleri? anlaması mümkün değil. Topyekün Arap olsak, Arapça öğrensek bile zor. Orta Çağ Arapçasını bugün Arap bile anlamada zorlanıyor.

Anlamadığımız, bilmediğimiz bir din ile Müslümanların aldatılması, inançlarının yozlaştırılması gibi tehlikeler her zaman mümkün değil mi? Bu bakımdan hem dini hem milli varlık için dil çok önemli.

Ya Kur'an'ı Kerim:

Şekil midir, mana mıdır?

İslam, milli bir din midir, evrensel bir din midir?

Vahye ve akla göre: Kur'an anlam, evrensel, insanlığa gönderilmiş ilahi bir dindir.

“Sizi kavim kavim Yarattım. Birbirinizi tanıyasınız, seversiniz diye” (ayet-i kerime: Hucurat Suresi 13 ayet) ile, “Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba bir üstünlüğü yok. Üstünlük takvadadır.”  diyen peygamber efendimize rağmen, Araba üstünlük, Türkü aşağılama, ne kadar İslami bir davranış olabilir? Yaradan’ın yaratılış hikmetlerine uygun olan millet ve milliyetçilik anlayışında, “ kişi kavmini sevmekle kınanamaz” hadis-i Şerif'i de açıktır.

İslam dinini anlaşılmaz yapmak, onu Arap yarımadasına hapsetmek olur. İslami marjinal bir din durumuna düşürmemek için, tüm insanların anlayabileceği bir metotla; aklın, bilimin ışığında okumak lazım. Konuyu bireyci olmaktan ziyade, sosyolojik anlamda toplumsal bir sorun olarak görmeli. Tüm insanlığı göz önüne almalı. İman da inkar da bilerek olmalı.

“Cumhuriyetle birlikte milliyetçilik batıdan gelmiş bir ırkçılık” demekle, cami hutbelerinde milliyetçiliği kavmiyetçilik adı altında karalamakla İslam'a hizmet Mümkün olabilir mi?

Bunu düşünmeli!

İnsanlar dinlerini en iyi kendi dilleriyle anlayabilir. Bu nedenle; ülkeler dinlerini kendi dilleriyle okuyup öğrenebilmeli. Aksi takdirde evrenselliği yakalamak zor görülüyor.

Ne kadar Türk diliyle halka gidilirse, hak İslam’ı anlayacak, kafasında- kalbinde yer alacak. Anlamayı gerekli görmeyen telkinlerin, nasıl bir insan modeli ortaya çıkardığı ortadadır.

Akletmek,

Kalp ile tasdik etmek,

Dil ve ikrar. İşte iman.

Görülüyor ki, bütün toplumlar kendi yararına uygun bir İslami yorum yaparken biz Türkler hariç kendi aleyhine yorum yapan başka bir ülke görülmemiştir. Adımızdan kıyafetlerimize kadar yaptığımız değişiklikler ne kadar İslami? “Yılan Yavrusu” mu daha İslami?

Toplumsal anlamda gelişmelere kapalı olmayan, Türk Milletinin yararına, hakiki insan, hakiki İslam budur mantığı ile Akçura’nın “İslam'ın millileşmesi gerekir.” demesindeki maksat bu olsa gerek!

Bu yazı toplam 599 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim