Bugün 20 Şubat 2026 Cuma
  • Antalya4 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7032.29
    %-0.02
  • Dolar
    43.7508
    %0.02
  • Euro
    51.6257
    %0.05

NİNA ŞAHİN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
NİNA ŞAHİN / KONUK YAZAR

ÇOKTAN SEÇMELİ / MEHMET RÜZGÂR

19 Şubat 2026 Perşembe 22:51

 

 

 

Hadi diyelim şairsin yazıyorsun 
Yazmak yetmez bezemek ister 
Şaman avazı gibi 
kimi zaman bir mavzer 
Kimi zaman kuş dili
Bütün sesler bize gerekli 

Hadi diyelim ki açtın kalemini  
Neye banacaksın ucunu 
Gökkuşağına elbet 
Bazen bir kölenin kanına
Kimi çivit kimi nefti 
Bütün renkler bize gerekli 

İşçisindir ağır vardiyalarda 
Belki bir mahkum 
Koca okyanusta ateşçi 
Güzel demeli hayat 
Şiir bohçasıdır kaçan kızın 
Son hamlesi oltadaki balığın 

Her şeyden biraz olmalı şair 
İsviçre Çakısı gibi 
Çoktan seçmeli
Söktüğünü dikebilmeli geri
Bir gün değişecekse dünya 
Bu kutlu haber önce ona gelmeli. 

Mehmet Rüzgâr, İyi Süt, Akdoğan Yayınevi, s. 29.

Toplumsal Sorumluluk Bağlamında Şair Kimliği

Günümüzün yoğun bilgi akışı ve sürekli artan kamusal gürültüsü içerisinde “şair” olmanın anlamı yeniden düşünülmeyi gerektirmektedir. Şair, yalnızca estetik kaygılarla kafiye düzeni kuran ve bireysel duygulanımlarını dile getiren bir özne midir? Yoksa içinde bulunduğu tarihsel ve toplumsal bağlamın bilincini taşıyan, çağının tanıklığını üstlenen ve toplumsal belleğe katkıda bulunan bir entelektüel figür müdür?
Mehmet Rüzgâr, "Çoktan Seçmeli" adlı şiiriyle tam da bu sorunun üzerine cesurca gidiyor. Şiir, bize sanki bir sınav kağıdı uzatır gibi başlıyor: "Hadi diyelim şairsin." Bu, sıradan bir kabul cümlesi değil; ironik bir meydan okuma. Şairlik, kendiliğinden oluşan bir unvan değil, içi emekle, bilinçle ve sorumlulukla doldurulması gereken ağır bir görev alanıdır.
Rüzgâr, "Yazmak yetmez, bezemek ister" diyerek, şiirin estetik kaygısını hatırlatırken, bizi hemen daha derin bir sulara çekiyor. Çünkü bu şiirde kalem, sadece kağıda mürekkep akıtan bir araç değil; bazen bir şamanın asası, bazen de bir mavzerin namlusu kadar etkili bir güçtür.
Şairin sesini "Şaman avazı"na benzetmesi tesadüf değil. Eski Türk kültüründe şaman, sadece ruhani bir figür değil, toplumun derdine deva arayan, acıyı dindiren bir "otacı"dır. Rüzgâr, şairin de aynı şekilde toplumu iyileştiren, dönüştüren köklü bir misyonu olması gerektiğini imliyor. Ancak şiir, bu yumuşak çağrışımın hemen ardından "Mavzer" imgesiyle sert bir viraj alıyor.
Burada sanatçıya verilen mesaj net: Şiir sadece estetik bir haz nesnesi olamaz. Gerektiğinde mücadeleci, direnişçi ve sert bir duruş sergilemelidir. "Bütün sesler bize gerekli" dizesi, bu çok sesli yapının şiirin zenginliği olduğunu haykırır. Şair, tek bir tona hapsolamaz; o, hayatın tüm renklerini ve seslerini kuşanmak zorundadır.
Şiirin ikinci bölümü, yazarın masasındaki o kritik anı sorularla yüzümüze çarpar: "Hadi diyelim ki açtın kalemini / Neye banacaksın ucunu?"
Bu, sembolik bir yol ayrımıdır. Kalemi açmak yetmez; onu hangi hakikate daldıracağınız önemlidir. Cevap hemen geliyor: "Gökkuşağına elbet." Yani umuda, güzelliğe... 
Ancak Rüzgâr, bu güzelliğin sahte bir iyimserlik olmadığını hemen ardından gelen "Bazen bir kölenin kanına" dizesiyle sarsıcı bir biçimde hatırlatır. Şairin mürekkebi, bazen dünyadaki acının, sömürünün ve haksızlığın tanıklığıyla karışmalıdır. Estetik kaygı, toplumsal gerçekliğin önüne geçmemelidir. Şair olmak, çoktan seçmeli bir sınavda doğru şıkkı işaretlemek değil; o şıkkın bedelini ödemeyi göze almaktır.
Mehmet Rüzgâr'ın kullandığı en çarpıcı imgelerden biri de "Koca okyanusta ateşçi"dir. Dev bir geminin en karanlık, en sıcak yerinde çarkları döndüren o gizli işçi. Şiirin asıl misyonu da işte budur: Arka planda kalan hayatları, sessiz mücadeleleri görünür kılmak.
Şairin kendini bir "İsviçre Çakısı"na benzetmesi ise sanat anlayışının çok yönlülüğünü özetler. Tıpkı o çakı gibi; şair de gerektiğinde iyileştiren, gerektiğinde söken, gerektiğinde ise emeğin sesi olabilen bir araç olmalıdır. Sanat, fildişi kulelerde değil; işçinin vardiyasında, mahkûmun hücresinde, hayatın tam kalbinde karşılık bulur. "Söktüğünü dikebilmeli geri" dizesi, sanatçının yıkıcı değil, yapıcı olması gerektiğini; dağılanı toparlayan bir onarıcı kimliği taşımasını vurgular.
"Bir gün değişecekse dünya / Bu kutlu haber önce ona gelmeli."
Bu dizeler, şairi sadece bir gözlemci değil, değişimi önceden kavrayan bir bilinç odağı olarak konumlandırır. Mehmet Rüzgâr, toplumcu gerçekçi damarı esnek ve evrensel bir perspektifle yeniden yorumluyor. "Çoktan Seçmeli", şairin, toplumun ve şairin kendi iç hesaplaşmasının bir kesişim noktasıdır.
Peki ya biz? Bu şiiri okuyanlar olarak, kendi hayatımızın sınavında kalemi neye banıyoruz? Gökkuşağına mı, yoksa görmezden geldiğimiz gerçeklere mi? "Hadi diyelim..." diye başlayan o özeleştiri dolu ses, sadece sanatçıyı değil, hepimizi kendi sorumluluğumuzla yüzleştiriyor.
 Mehmet Rüzgâr'ın bu dizeleri, sadece bir şiir değil; sanatçının kendi çağına tanıklık etme ve toplumun vicdanı olma yükümlülüğünü belgeleyen etik bir manifestodur.

whatsapp-image-2026-02-19-at-20-56-02-001.jpeg

whatsapp-image-2026-02-19-at-20-56-02-1-001.jpeg

 

 

 

 

Bu yazı toplam 289 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim