Bugün 13 Ocak 2026 Salı
  • Antalya4 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6121.517
    %0.00
  • Dolar
    43.0386
    %0.00
  • Euro
    50.336
    %0.00

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

DİN YORGUNU TÜRKİYE

13 Ocak 2026 Salı 21:37

“Din yorgunu” kavramını ilk defa geçen Salı akşamı değerli Ahmet Çiçek Beyefendinin koordinatörü olduğu ASAM’da katıldığım bir programda işittim. Sunumu yapan kişi dindarlığından ve Müslümanlığından emin olduğum son derece saygın bir ilahiyat hocası olan Prof. Sabri Yılmaz. Ülkemiz için “din yorgunu” tanımlaması yapan kişi ciddi bir akademisyen olunca, doğal olarak bu kavramı incelemeye aldım.  

Peki nedir “din yorgunu olmak”, sonuçları nedir, sebepleri nedir, bir toplum yahut bir ülke niçin kendi inancının ağırlığı altında ezilir ve büyük bir yorgunluk ortamına sürüklenir? İnsanı ve toplumu dertler karşısında hafifletmek için var olan din müessesesi, o toplumu niçin yormaya başlar? Aklımda bu ve buna benzer onlarca soru birikti ve cevap bulmaya çıktım.

Evvelâ ve baştan bir hususun altını çizmek isterim; gerek benim de bulunduğum programda “din yorgunluğu” kavramını dile getiren Prof. Sabri Yılmaz Hocanın ve gerekse bu kavramın müellifi olduğu söylenen Prof. Necdet Subaşı yahut Şaban Ali Düzgün hocaların İslam dininin özüyle, esasıyla, Kuran-ı Kerim’in insanlığa verdiği mesajların hakikatiyle ilgili zerrece bir kuşkuları yok, bu gerçeği belirtmek isterim. Anladığım kadarıyla bu kavramı öne süren ve sahiplenen ilahiyat çevrelerinde İslam dinini bir meta, kullanışlı bir aygıt, bir tür tatmin aracı ya da siyasi bir argüman olarak kullanan pek çok kişi ve yapıdan duyulan rahatsızlığın ifadesi olarak dillendiriliyor. Ben böyle anlıyorum.

Şimdi bu kavramı tarihsel bir bağlam üzerinden yorumlamaya çalışalım ve şu meşhur soru ile başlayalım; “Türkler ne zaman Müslüman oldu?”. Tarih kitapları genellikle 10. yüzyılı işaret ediyorlar.  Bence de öyledir, Türkler, 10. Yüzyıldan itibaren Müslüman olmaya başlamışlardır, eyvallah. Amma ve lakin, aslında Türkler, 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren Müslüman olmuşlardır! Peki bu tarihten önce neydiler? Bana göre Müslümandılar, fakat küresel güç odakları ve dünyayı dizayn etmek isteyen dünya oligarşisinin gözünde Türkler “tam Müslüman”, ya da “yeterince Müslüman” değillerdi! 1960’lardan itibaren “Türkleri Müslüman yapma” kararı alındı, tebliğ edildi ve Türkiye’de de bizzat ordu yüksek kademesinin, yüksek bürokrasinin ve elbette siyaset bürokrasisinin de ikna edilmesiyle birlikte düğmeye basıldı ve alınan bu tarihi karar adım adım uygulanmaya konuldu.

1970’li yıllardan itibaren ülkemizde Mısırlı, Tunuslu, İranlı, Pakistanlı, Kuzey Afrikalı onlarca İslamcı aktivistin kitapları çok yüksek rakamlarda basılmaya ve dağıtılmaya başlanıldı. Sadece kitaplar da değil, dergiler ve gazeteler son hızla bu programa entegre edildi. “Türk Milliyetçiliği” ideolojisi bu zamanlarda “Türk-İslam Sentezi” şeklinde yeniden revize edildi. Bazı İslâmî tarikatların önü hızla açılmaya başlanıldı ve Anadolu’nun yoksul ve zeki çocukları bu tarikatlara yönlendirildi. Ve 12 Eylül 1980’den sonra Hanefî İslam anlayışı Selefi-Eşari bir yoruma evrilerek kamusal alanda çok etkili hale getirildi. Bilhassa 2000’li yılların başından itibaren de bu süreç resmi bir uygulamaya dönüştü. Bu günün Türkiyesinde artık din, insanların vicdanında, kalbinde ve bireysel yaşamında canlı bir unsur olarak değil, kamusal alanda, siyaset dünyasında ve devlet yönetiminde neredeyse “başat aktör” olarak konumlandırılmış durumdadır.

Ve dinin kamu yönetiminin, siyasetin ve devlet idaresinin bir başat unsuru haline getirilmesi, beraberinde toplumun dine kalben bağlı kesimlerinde büyük bir şaşkınlık, kırgınlık yaratmış ve süreç içerisinde genç nesillerde dinden kopma yahut uzaklaşma gibi tepkisel sonuçlar doğmasına yol açmıştır. İşte bu “din yorgunluğu” veya “Türkiye din yorgunu bir ülkedir” önermesi, kanaatimce bu iklimin doğurduğu sonuçlar üzerinden üretilmiş bir kavram olarak görünüyor bana.

Ve evet, Türkiyemiz, yarım asır önce geliştirilen bir küresel program neticesinde, hakikaten de “din yorgunu” bir ülke haline dönüştürülmüştür. Bakalım bu yorgunluk bizi nerelere savuracak.

Bu yazı toplam 185 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim