- IMKB
% - Altın
6817.14
%0.07 - Dolar
48.8155
%0.02 - Euro
55.964
%0.02
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 23:00 - MÜZE İÇİN KARAYOLLARI ARAZİSİNE 'PLAN' TALEBİ
- 22:38 - ANTALYA’DA SAĞANAK TAŞKINLARA NEDEN OLDU
- 22:04 - HALI DOKUMA GELENEĞİNİ GELECEK NESİLLERE AKTARIYOR
- 21:43 - 'TARIM MALİYETİ TEMMUZ'DA REKOR DÜŞÜŞ GÖSTERDİ'
- 21:33 - GÜRCİSTAN UYRUKLU ADAM EVİNDE ÖLÜ BULUNDU
- 21:31 - MARKET ÇALIŞANININ BIÇAKLANMASI OLAYINDA 2 KARDEŞ TUTUKLANDI
- 21:25 - ANTALYA'DA SAĞANAK, TAŞKINA NEDEN OLDU
- 21:03 - AYŞEGÜL YAŞAR CİNAYETİ SORUŞTURMASINDA KATİL ZANLISI VE AİLESİ ADLİYEYE SEVK EDİLDİ
- 20:00 - ÖZ, TOPTANCI HALİ'NDE PROJELERİNİ ANLATTI
- 19:13 - TIRLA ÇARPIŞAN MOTOSİKLET ARDINDAN KAMYONETE ÇARPTI: 1 ÖLÜ, 1 YARALI
- 19:02 - BARO SEÇİMİNDE İKİNCİ ADAY
- 18:51 - CİNAYET ŞÜPHELİSİ: "YİNE OLSA YİNE YAPARIM"
- 18:44 - KUNDAKLAMA İDDİASIYLA GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
- 18:38 - KAHRAMANMARAŞ’TA UYUŞTURUCU OPERASYONU: 10 GÖZALTI
- 18:37 - KIYAFETLERİ, KİMLİĞİ VE KEMİK PARÇALARI BULUNDU
NİNA ŞAHİN / KONUK YAZAR


DÜNYANIN SESSİZLİĞİ
Bazı sabahlar vardır, dünya gece boyunca yerinden oynamış gibidir.
Perdeyi aralarsınız. Sokak yerindedir. Ağaçlar yerindedir. Karşı apartmanın pencereleri, gökyüzünün solgun mavisi, uzaktan gelen martı sesleri... Her şey olması gerektiği gibi durmaktadır. Fiziksel olarak hiçbir şey değişmemiştir, rasyonel düzen kusursuzca işlemeye devam etmektedir. Ama içinizde bir şey eksilmiştir. Ya da belki de bir şey, ilk kez tüm çıplaklığıyla görünür olmuştur. O ana kadar içinde nefes aldığınız dünya, birdenbire size ait değilmiş gibi, sanki size yabancı birer dekor gibi görünmeye başlar.
Alışkanlık, insanın üzerine örttüğü en sinsi perdedir; o kadar incedir ki fark edilmez, o kadar kalındır ki kolay kolay yırtılmaz. Günleri birbirine bağlar, eşyaları tanıdık ve ehlileştirilmiş kılar, hayatı baştan sona açıklanmış, neden-sonuç ilişkilerine bağlanmış bir hikâyeye dönüştürür. Bu güvenli limanın içinde çoğu zaman gördüğümüz şey dünyanın kendisi değil, dünya hakkında kurduğumuz düşünceler, ona yüklediğimiz anlamlar ve kendi uydurduğumuz masallardır. Fakat sonra, kaçınılmaz bir an gelir. Bir ağaca bakarsınız ve onun sizin şiirlerinizden, anılarınızdan veya gölgesine sığındığınız o romantik duygulardan ibaret olmadığını, onun yalnızca "ağaç" olduğunu, kendi başına, size inat bir varoluşla orada dikildiğini fark edersiniz.
Yıllardır sevdiğiniz, sesini ezbere bildiğiniz bir yüze bakarsınız, o yüzün ardında, sizin tüm şefkatinizin ve merakınızın erişemediği, aşılmaz bir uçurum bulunduğunu hissedersiniz. Bir sokağın ortasında durursunuz ve aşındığınız yolların, yürüdüğünüz taşların aslında sizi tanımadığını, sizin varlığınızdan tamamen bağımsız birer madde yığını olarak orada beklediğini anlarsınız. İşte o anda dünya susar. Daha doğrusu, dünyanın aslında hep sustuğunu, sizin gürültünüzün, sizin anlamlarınızın bu sessizliği bastırdığını fark edersiniz.
İnsanlık tarihi, büyük ölçüde bu sağır edici sessizliği örtbas etme çabasıdır. Biz dünyayı anlamlarla kuşatırız. Dağlara isimler vererek onları coğrafyadan çıkarıp tarihe katarız; mevsimlere hikâyeler yükler, yıldızların arasına kaderler çizeriz. Kendimizi evrenin merkezine, varlığın anlamını çözebilecek yegâne fail olarak konumlandırırız. Bu kibirli ama bir o kadar da insani çaba, bizi evrende "ev sahibi" sanmamıza yol açar.
Oysa bir gün, o ince perde yırtılır ve bütün bu isimler, sıfatlar ve hikâyeler dökülmeye başlar. Sözler yetersiz kalır, dilin sınırları varlığın ağırlığı karşısında çatlar. Geriye yalnızca şeylerin o ağır, yapışkan ve açıklanamaz varlığı kalır.
Bir taş. Bir gölge.Bir gökyüzü. Ve onların karşısında, kendi anlamlandırma çabasının boşluğunu hisseden insan.
Belki de yalnızlığın en derin, en onulmaz biçimi, bir insanın diğerine yabancılaşması değil, bizzat dünyanın kendisine yabancılaşmasıdır. İnsan, başka bir insana küserek, toplumdan izole olarak yaşayabiliri, fakat dünyanın o kayıtsız sessizliğine, o kozmik sağırlığa uzun süre direnemez. Bir yerden sonra acı bir gerçeği kabul etmek zorunda kalır. Evren, bizim sorularımızı cevaplamak, acılarımıza teselli olmak veya varoluşumuza bir gerekçe sunmak için kurulmamıştır. Evrenin insanlığa dair bir derdi, bir planı veya bir cevabı yoktur.
Albert Camus (1913 - 1960), insanın bu sarsıcı karşılaşmasını "uyumsuz" olarak adlandırır.Uyum-suzluk, ne salt insanda ne de salt dünyada vardır. İnsanın anlam ve berraklık arzusuna, dünyanın akıl dışı ve inatçı sessizliğiyle cevap vermesinin yarattığı o çatışma alanında doğar.
İnsan süreklilik ve ölümsüzlük arar, zaman ise her şeyi acımasızca elinden alır. İnsan kalmak, iz bırakmak ister, hayat ise durmaksızın akıp giden bir nehir olarak onu yutar. Camu’ye göre bu durumla yüzleşmek, derin bir uçuruma bakmaktır. Dünya bize sırtını döndüğünde, gökyüzü boşaldığında, ilk kez kendi sesimizi, kendi nefesimizin o devasa sessizlik içindeki cılız çınlamasını duyarız.
Fakat belki de asıl mesele, tam da bu çöküşün yaşandığı o sıfır noktasında başlar.
Hazır anlamların, dogmaların ve sembolik örtülerin dağıldığı yerde, insan kendi anlamını kurmak zorundadır. Bu, korkutucu olduğu kadar kurtarıcı bir andır. Çünkü hiçbir gökyüzü ona yol göstermeyecektir. Hiçbir dağ, hiçbir deniz, hiçbir yıldız onun adına konuşmayacak, onun acısını meşrulaştırmayacaktır.
Ve belki tam da bu yüzden, insan nihayetinde özgürdür. Dünya yine sessizdir. Ağaçlar yine rüzgârla, kendi fizik kurallarına tabi olarak sallanır. Akşam yine iner, güneş yine batar. Fakat bir kez o yabancılığı, o varlığın ham ve ehlileştirilemez çekirdeğini gören göz için hiçbir şey artık eskisi gibi değildir. Artık dünya, insanın egosunu tatmin eden bir ayna değil, onunla birlikte var olan, ona direnç gösteren bir yoldaştır. Belki de hakikat, dünyayı anlamakta değil, onun anlaşılmazlığını kabul etmekte saklıdır. İnsan büyümek için evrene kendi hikâyesini zorla dinletmeyi bırakıp, o sessizlikte kendi ışığını yakmalıdır.
Ve bir sabah perde aralandığında dünya susuyorsa, eğer insan o sessizliği bir düşman değil, özgürlüğünün başlangıcı olarak okuyabiliyorsa, insan o sabah nihayet kendi hayatına uyanmış demektir.
¹ Albert Camus, Sisifos Söyleni, çev. Tahsin Yücel, İstanbul: Can Yayınları, 2021, s. 29-44.

ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER-6NİZAMETTİN ŞEN
BANA GÖRE DEĞİL, HAYATA GÖREMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
ŞAİRİN ÖLÜMÜ VE SONRASI: TEVFİK FİKRETGAZANFER ERYÜKSEL
BİLE BİLE GÖRMEZDEN GELMEKALİ İHSAN DİLMEN
DİZÜSTÜ BİLGİSAYAR SİPARİŞ ETTİ, KUTUDAN MERMER ÇIKTI!AV İBRAHİM GÜLLÜ
ANTALYA'NIN TELEFERİĞİ NEREDE?VEDAT GÜRHAN
BEN BİR KIZ ÇOCUĞUYUM!MERAL KILINÇ
KURTLAR VADİSİ KOMÜNİTESİTARIK ÇELENK
12 EYLÜL’DEN BİR GÜN ÖNCEMUHARREM YELLİCE
GİRİŞİMCİ RUHLU KADINLARALYA ŞAHİN
ZAMAN VE TOPRAĞIN RİTMİIŞIK YARGIN
RESSAM MUSTAFA AYAZ VE ANSAN ÜZERİNEYUNUS YAŞAR
BEN Mİ HÜLYALI BİR ÇOCUKTUM YOKSA...OYA ÖZGÜR
BAŞARI KAÇ PUAN?PINAR TEYİN
EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ADALETSİZLİKAHMET DİKİCİ
SORUN BELLİ , ÇÖZÜM İÇİN BEKLEMEYELİMMEHMET YENİKAYNAK
ÇULYEDİEŞREF URAL
GÖKKUŞAĞININ SEKİZİNCİ RENGİ EVLATBİHTER GÖRDÜ
YAPAY ZEKÂ UYANIKKEN KANUN KOYUCU UYUYAMAZTUGAY TOYDEMİR
EKONOMİDE HEDEFLERE ULAŞILABİLİR Mİ?PROF DR MUSTAFA YILDIRAN
ULUS DEVLETNURİ SEZEN
YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA BAŞLARKENHASAN YAKUP CANGÜVEN
ESENLİĞE GİDEN YOL BAKTIĞIMIZ PENCEREDEBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
OSMAN ÖZKÖYLÜ ANTALYASPOR İÇİN DOĞRU HOCA MI?KAHRAMAN KÖKTÜRK
'TARIM MALİYETİ TEMMUZ'DA REKOR DÜŞÜŞ GÖSTERDİ'
ANTALYA'DA SAĞANAK, TAŞKINA NEDEN OLDU
HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
BOZANER YENİDEN ADAY
BERKAY BAHAR, KADIN İŞİ DÜNYASININ BEKLENTİLERİNİ DİNLEDİ
OPERA VE BALE FESTİVALİ VERDİ’NİN GÖRKEMLİ OPERASI “ATTİLA” İLE BAŞLADI
GAZANFER ERYÜKSEL'İN GRAVÜRLER ŞİİR KİTABI ŞEY KİTAP'TA
MÜZİK TELİFİNDE 'TEK ÇATI, TEK FİYAT' TALEBİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





