Bugün 24 Ocak 2026 Cumartesi
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6941.19
    %1.38
  • Dolar
    43.3551
    %0.25
  • Euro
    51.2654
    %0.74

TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

DUYGUSAL KOPUŞ

24 Ocak 2026 Cumartesi 15:33

“Kürt sorunu” adını kullanmamaya özen gösterilerek adlandırılan 2009’daki “Açılım”, 2013’teki “Çözüm” ve bugün 2025 itibarıyla yürütülen “Terörle Mücadele” süreçlerinde, özellikle son iki dönemde sıkça dile getirilen bir kavram vardır: “duygusal kopuş”. Bu kavramın ilk kez, 2013 sürecinde, 68 kuşağı Türk solundan gelen PKK üst düzey yöneticileri tarafından telaffuz edildiği bilinmektedir.

Burada kastedilen şudur: Bu siyasal nitelikli çatışmada devlet ve örgüt tarafındaki aktörlerin, her ne kadar karşı saflarda yer alsalar da ortak bir tarihsel hafızaları, ortak hikâyeleri ve elbette ortak çatışma deneyimleri bulunmaktadır. Bu kuşaklar ister silahlı mücadele ister müzakere yürütüyor olsunlar, benzer bir duygudaşlık zemini üzerinde hareket etmektedir. İleride olası müzakere süreçlerinde entegrasyon ya da ortak bir gelecek tasavvuru açısından, 68 ve 70 kuşağının bu kuşakdaşlık bağını bir avantaj olarak kullanabileceği düşünülmektedir.

Buna karşılık, birlikte okuma, ortak ideolojik temas ya da doğrudan çatışma deneyimi yaşamamış 1990 sonrası kuşaklarda bu duygusal zemin bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar doğrudan silaha sarılmasalar ya da terör eylemlerine yönelmeseler bile, etnik temele dayalı siyasal radikalizm üreten bu yeni kuşakların ortak bir gelecek tasarımı kurmakta zorlanacakları, hatta zamanla aynı ülke içinde iç içe geçmiş yabancılar gibi yaşamaya devam edecekleri ima edilmektedir. Bu noktada “duygusal kopuş” kavramı yalnızca siyasal aktörler arasındaki mesafeyi değil, toplumsal dokudaki çözülmeyi de tarif etmektedir.

Değersizlik duygusu bizde ve özellikle Ortadoğu’da oldukça yaygındır. Bir terapist tanıdığımdan duyduğum kadarıyla muhafazakâr kökenli aile çocukları ebeveynlerinin kendilerini çok sevdiklerini ama bunu göstermediklerini ifade ederken, seküler-sol mahalle bireyleri ise kendilerinin sevgiye ihtiyaç duymadıklarını, kendi kendilerine yettiklerini ifade ederlermiş. Bu içte yatan değersizlik duygusu doğal olarak kendi dışındakileri, ötekileri de değerli kabul etmemeyi gerektirmekte; böylece toplumsal mesafe ve duygusal kopuş derinleşmektedir.

Sıkça Kürtlerin tüm bölgede güçlü bir duygusal ve kültürel yönü olan geç uluslaşma süreçlerini yaşadıklarını belirtiyorum. Kürt tarihi için “Mahabat” nasıl travmaysa “Rojava” da ikinci bir travma olmaya adaydır. Geç uluslaşma ve Rojava travması durumları dünya Kürt nüfusunun çoğunu batısı ve doğusunda bulunduran ülkemiz için dikkatle göz önüne alınması gereken bir husustur. Burada bizler için olması gereken en önemli husus ortak aidiyet duygusunun güçlülüğüdür. Ortak aidiyet oluşmasında ortak geçmiş önem arz etmektedir. Doğal olarak ortak aidiyet duygusunun karşıtlığı da yabancılaşmadır. Duygusal kopuş ise yabancılaşmanın ilk aşamasıdır.

Tam da bu noktada temel sorun, devlet-siyaset dilinin artık topluma da çok yansıyan, dolaylı da olsa üstten buyurmacı ve ayrıştırıcı dili kullanmaktan imtina etmemesidir. Burada Kürt sorununun varlığını kabul edip etmeme veyahut uygulanan terörle mücadele pratiklerindeki dikkatsizlikleri ön plana almaksızın, ya da bunlardan bağımsız olarak, yabancılaştırma olgusunu tanımlamaktayız. Çünkü kullanılan dil, doğrudan veya dolaylı biçimde aidiyet bağlarını zayıflatan bir etki üretmektedir.

Yabancılaştırılmış ve duygusal kopuşu yaşamış insanlardan bayrak ve millî marş gibi ortak varlık değerlerimize saygıyı ancak korku temelli bekleyebiliriz. Oysa korkuya dayalı

birliktelik kalıcı değildir. Ayrıca tartışmamız gereken sadece Kürt yurttaşların duygusal kopuşları değildir; daha da endişe verici olan ülke insanımızın, özellikle gençlerimizin yaşadığı genel duygusal kopuştur. Bence özellikle mahalleli açısından bu iddialara sistemden dışlananların ya da bazı muhalif çevrelerin önyargılı ajitatif yaklaşımları olarak bakmak yerine, bilimsel ve ölçülebilir verilerle yaklaşmak gerekmektedir.

Bugün birçok siyasetçi, kullandıkları provokatif, ayrıştırıcı ve sert dilin toplumsal sonuçlarını sadece Kürt duygusallığı açısından değil genelde de yeterince hesaba katmamakta, adeta “bu ülkeye bir şey olmaz” rahatlığıyla hareket etmektedir. Oysa olacak olan yalnızca ülkeye değil, bizzat bu dili üreten siyasetçilerin kendilerine de olacaktır. Çünkü duygusal kopuş derinleştikçe, toplumsal meşruiyet zemini daralmakta, siyaset kurumu da kendi altındaki zemini aşındırmaktadır. Bu nedenle dilde ölçü, üslupta itidal ve toplumsal sorumluluk, artık bir nezaket meselesi değil, siyasal aklın ve geleceğin zorunlu şartı haline gelmiştir.

Sonuç olarak, duygusal kopuş meselesi bir güvenlik başlığı değil, bir toplumsal bütünlük meselesidir. Ortak geçmişin, ortak hikâyenin ve ortak geleceğin doğru okunmadığı veya geleneğin doğru inşa edilemediği yerde, bayrak ve semboller tek başına toplumsal bağlılık üretmez. Aidiyet korkuyla değil, anlamla inşa edilir. Eğer bugün bu duygusal kopuşu yalnızca kimlik dili üzerinden değil, genç kuşakların ruh hâli, mahallelerin psikolojisi ve ortak kamusal kültürün aşınması üzerinden birlikte okuyamazsak, yarının asıl krizini görememiş oluruz.

 

Medyascope'tan alıntılanmıştır.

Bu yazı toplam 128 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim