- IMKB
% - Altın
6276.79
%0 - Dolar
46.7615
%0 - Euro
53.5116
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 16:33 - ANTALYA’DA OTOMOBİLDE KİLİTLİ KALAN ÇOCUĞU İTFAİYE KURTARDI
- 16:28 - MERSİN’DE 23 YAŞINDAKİ GENÇ IRMAKTA BOĞULDU
- 15:56 - ÖNCE AVLADILAR SONRA TADINA BAKTILAR
- 15:44 - KONYAALTI'NDA AŞURE LOKMASI PROGRAMI DÜZENLENDİ
- 15:38 - MAĞAZADAN TAKILARI ÇALAN HIRSIZDAN PES DEDİRTEN SAVUNMA: "BANA BORÇLARI VARDI"
- 15:26 - BÜYÜKŞEHİR KREŞLERİNDE MEZUNİYET COŞKUSU
- 15:23 - İSTİLACI TÜR ASLAN BALIĞINI ÖNCE AVLADILAR, SONRA TADINA BAKTILAR
- 15:10 - NAPOLYON KİRAZINDA FİYAT GERİLEDİ
- 15:03 - KEPEZ’İN KREŞ AĞI BÜYÜYOR
- 14:53 - YÜRÜYÜŞ SIRASINDA AYAĞI KIRILAN VATANDAŞI AFAD KURTARDI
- 14:41 - YILKI ATLARININ KORUNMASI İÇİN GÖNÜLLÜLERDEN ÇAĞRI
- 14:13 - KEPEZ’DEN FEVZİ ÇAKMAK’A 12 DÖNÜMLÜK YAŞAM PARKI
- 14:03 - TEKSTİL FABRİKASINDAN YAYILAN KÖMÜR DUMANI MAHALLELİYİ CANINDAN BEZDİRDİ
- 13:53 - SÜRÜNEREK GİRDİĞİ MAĞAZADAN BİLEZİKLERİ ÇALDI: 1 MİLYON TL ZARAR VERDİ
- 13:33 - ALZAYMIR HASTASI KADIN 48 SAAT SONRA SAĞ BULUNDU
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR


GÖRMEK Mİ, BİLMEK Mİ? İŞTE BÜTÜN MESELE BU!
‘’Az önce uyandım. Perdenin aralığından odaya giren güneşe göre kurulmuş beden saatim. Duvardaki saat beşi gösteriyor. Gördüğüm rüyayı belli belirsiz hatırlıyorum; ilk işim anımsamaya çalışarak rüyamın parçalarını birleştirmek ya da eksik kalanları zihnimin kuytusundan çıkarıp kişisel tarihimi yeniden oluşturmak. Çocukluğum gençliğe, gençliğim yetişkinliğe, yetişkinliğim anneliğe, anneliğim yaşlılığa karışmış. Ses çıkarmamaya çalışarak ayaklarımı sürüyüp mutfağa gidiyorum babanı uyandırmayayım düşüncesiyle. Oysa biliyorum baban göç edeli yıllar, yıllar geçti ama ben ne evin ıssızlığına alışabildim ne de sessizliğine. Gerçekle hayal arasında gidip gelen bu sabah yolculuğunda ilk işim çayı demleyip tek kişilik bir kahvaltı hazırlamak. Sessizlik her sabah olduğu gibi kulaklarımı tırmalıyor; ses istiyor gönlüm. Televizyon, düşmanım sessizliği geri püskürtüyor. Beni dinlemediklerini bilsem de laf yetiştiriyorum konuşanlara, eleştiriyorum, kızıyorum bazen de ‘’ağzına sağlık!’’ diyorum beğenince.’’ Annemin aklından geçenler buydu sessizliği dize getiren arkadaşı hakkında, biliyorum. İkimiz bir diğerimizin aklını okuyabiliyorduk çünkü…
Birinci kata iki kişi zar zor taşıdılar. En uygun yer ceviz büfenin çatı katıydı. İçinde cam, kristal bardak ve sürahilerin olduğu bayramlıklar bir an titreyip kendilerine geldiler ama kendilerine ihanet edildiğini hissettiklerinden olsa gerek hayal kırıklığına ait bir iç çekişe, hatta sözsüz sessiz bir ağlayışa benzer sesler çıkardılar. Evin yeni hâkimi her şeyi ayakları altına alıp evin en üst köşesine kuruldu. Hiyerarşik olarak dedemin en sevdiği duvar saatinden daha yüksekte, tavana yakın, gökyüzüne uzak bir yeri sahiplenmişti. Aslında onu suçlamak doğru olmaz; bu dedemin kararıydı. O günden sonra düğmesine basıldığında hareketli görüntülerin ekranında aktığı büyülü kutunun Homo Vidensleri olduğumuzun farkında olmaksızın İstiklal Marşı ile sona eren yayından sonra da olur a bir şey çıkar düşüncesi, belki de umuduyla bir süre daha gözlerimizi ayırmadık tüplü televizyondan. Bazen büfenin, çektiği eziyeti bize anlatmak gayretiyle iniltiye benzer bir şekilde çatırdadığını duysak da duymazdan geldik. Her gün yayının başlama saatiyle birlikte akıcı, güzel bir diksiyon, iyi bir artikülasyonun egemen olduğu bir sesten, topluca ajansı dinledik. Radyoyu unutmadık; ne Arkası Yarınlara ne Mikrofonda Tiyatrolara ne de Orhan Boran’la Yuki’ye vefasızlık ettik. Bir çağdan başka birine atladığımızı ya da birilerinin bizi bu çağa fırlattığını bilmedik, bilemedik. Günler günleri kovaladıkça birer bağımlı olacağımızı aklımıza hiç mi hiç getirmedik.
Tarih boyunca, temel antropolojik özelliklerinin evrimine bağlı olarak çeşitli şekillerde insanı nitelendirmek isteyen bilim insanları, onun kim ve ne olduğunu tanımlamaya çalıştılar. 1758'de İsveçli botanikçi Carl von Linnaeus, türleri, varsayılan bir evrimsel modele göre sınıflandıran "insan doğası sistemi"ni tanıttı. Atamız Homo Habilisten (becerikli insan) Homo Sapiense geçmek tam iki milyon yılımızı aldı. Homo Sapiens, modern insanın (günümüz insanı) bilimsel adı; Latince kökenli iki kelimeden oluşuyor; Homo "insan", Sapiens ise "bilge", "akıllı" veya "bilen" demek. Bu yüzden Homo Sapiens tam olarak "bilge insan" veya "akıllı insan" anlamında dünya dillerine yerleşti. Bu bilge insan, iki ayak üzerinde mükemmel bir şekilde yürüyebilme, elleriyle ustaca çalışabilme, kültürün gelişiminin öznesi olma yönleri göz önüne alınarak karakterize edildi. Homo Sapiensin sembolleştirme amacı güdüp, sesler ve anlamlı sinyaller aracılığıyla iletişim kurma yeteneğine sahip olması, onu dil kullanabilen bir tür olarak diğerlerinden ayırdı. Buradan yola çıkıldığında, insanın "sembolleştirici bir varlık olarak düşünme yeteneğinin dil içinde ve dil aracılığıyla inşa edildiği" sonucuna varılabilir. Dolayısıyla, konuşulan ve yazılan dil sadece kültürün temelini değil, aynı zamanda Homo Sapiensin doğasının da özünü oluşturur. Dillendirilen ilk sözcükler gözlemlediğimiz şeylere atfettiklerimizle yaratılmıştı. Bunlar zihinsel bir imgeye sahip belirli nesneler veya gerçeklere işaret eden somut düşünce sistemimizin su basmanıydı. Tarih ileri doğru yürüdüğünde dile, ‘’görünür" olmayan, zihinsel gelişimimizle bağlantılı sözcükler de eklendi. Bu soyut dil uygarlığın ve bilimin gelişmesiyle paralel bir yol izledi. Düşünceler, fikirler konuşuldu, yazıldı, basıldı, tartışıldı, değiş tokuş başladı, itirazlar geldi; düşünceler fikirler değişti.
Ama bir gün, gözlemleyen, düşünen, araştıran, sorgulayan, tartışan Homo Sapiens teknolojik gelişimin büyüsüne kapıldı. Yazılı kültürünün yerini görsel-işitsel kültürün almasına razı oldu; Homo Vidense dönüştü. Günümüzde zihin, televizyon ve güdüm bilim tarafından üretilen görsel- işitsel medya aracılığıyla şartlandırıldığı için İtalyan siyaset bilimci Giovanni Sartori çağın insanına bu adı koydu: Homo Videns. Gören insan öğrenme ve bilgi edinme aracı olarak görmeyi önceliklendirmesiyle bilindi. Onun başlıca öğrenme aracı televizyondu. “Okuyucu’’ olmaktan çoktan vazgeçmiş “İzleyici" olmakta karar kılmıştı. Artık kendi kendini inşa sürecini sonlandırmış görsel-işitsel medyanın oluşturduğu kalıplara göre şekillendirilmeye razı olmuştu. Bu teslimiyet, okuma isteği ve konsantrasyonunu, ayırt etme yeteneğini, kavramsallaştırmaya verdiği değeri yerle bir etmişti. Mantıksal bağlantılar oluşturmayı, akılcı düşünmeyi ardında bırakmış Homo Videns artık o sentetik dünyanın parıltılarının tutsağıydı. İşten eve aceleyle dönüp alelacele karnını doyurduktan sonra kanepeye kıvrılıp uzaktan kumandayla bu esarete boyun eğmeye devam etti. Sartori'ye göre, en büyük tehlike Homo Vidensin toplu iradeyi manipüle eden uzmanlar için kolay bir av olmasıdır. Gerçek dünyanın tu kaka olduğu bir ekranın bağımlısı olup sanal bir gerçeklik yaşar. Artık "olmak" yerine "görmek, görünmek, görülmek’’ çağına mı geçmiştir insanoğlu, insankızı? İtalyan filozof Umberto Galimberti, bu soruya yanıtında çağı şöyle özetliyor. “Homo sapiens çağından Homo Videns çağına geçtik “izleyen insan” çağına, esasen hayatı medya aracılığıyla deneyimleyen biri olmaya. Var olmaktan sahip olmaya geçiş bu.’’
Gelişen teknolojide bize düşen, yanlışı doğrudan ayırmada, olumlu yönde gelişmede, yeni şeyler öğrenmede bize rehberlik edeceklerin peşinde olmak, olanakların sınırsızlığında kendi sınırlarımızı belirlemek. Homo Videns körlüğünün üstesinden gelip Platon’un mağarasından çıkma zamanı artık. Doğaya, parklara, kentin unutulmuş sokaklarına, dost buluşmalarına, kitapçılara, kitaplara, okumaya, yazmaya, çizmeye, boyamaya, yontmaya, sergilere, konserlere, sanatsal etkinliklere hatta güneşin, bulutların altında aylakça yürümeye dönüş zamanı, geç kalmadan. Hiçbir şeye, kimseye esir düşmeden kendimizin efendisi olmaya…
İzin verme gün bitmesin
sen biraz büyümeden,
mutlu olmadan,
düşlerin çoğalmadan.
İzin verme cesaretinin kırılmasına.
Neredeyse bir görev olan
kendini ifade etme hakkının
elinden alınmasına.
Hayatını olağanüstü bir şeye
çevirme arzundan
vazgeçme asla.
Vazgeçme
dünyayı değiştirebilecek
sözcüklere ve şiirlere inanmaktan.
Ne olursa olsun
özümüz bozulmamış.
Bizler tutku dolu varlıklarız.
Hayatsa bir çöl ve bir vaha.
Bizi yerle bir eder, canımızı yakar,
bize öğretir,
bizi kendi hikâyemizin
baş kahramanı yapar.
Rüzgâr karşıdan esse bile,
o güçlü eser devam eder:
bir mısra ile
katkıda bulunabilirsin bir kıtaya.
Hayal kurmaktan vazgeçme asla,
çünkü insan özgürdür rüyalarında.
Düşme hataların en kötüsüne:
sessizliğe.
Çoğu insan korkutucu
bir sessizlik içinde yaşar.
Sakın pes etme.
Kaç hemen.
“Salıyorum çığlıklarımı
bu dünyanın çatılarından”,
diyor şair.
Değer ver
basit şeylerin güzelliğine.
Küçük şeyler hakkında
güzel şiirler yazılabilir
ama kürek çekemeyiz
kendimize karşı.
Tadını çıkar
önünde bir hayat olmasının
neden olduğu paniğin.
Bu hayatı cehenneme çevirir.
Sıradanlık olmadan
yoğun bir şekilde yaşa.
Geleceğin senin olduğunu düşün
ve yüzleş bu görevle
korkmadan ve gururla.
Sana öğretebileceklerden
ders al.
Bizden önce gelenlerin deneyimleri,
bu dünyadan geçmiş şairlerimizden geldi;
onlar yaşamda yardımcı olurlar yürümene.
Bugünün toplumu biziz:
“Yaşayan şairler”.
Sakın geçmesine izin verme hayatın
sen onu yaşamadan…
Walt Whitman
Şiir çevirisi: Bahar Uysal Hamaloglu

Pawel Kuczynski
GÖRMEK Mİ, BİLMEK Mİ? İŞTE BÜTÜN MESELE BU!BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
HATAP UN FABRİKASI MÜZESİ’NDE ZAMAN YOLCULUĞUAHMET İLBARS
ROZETGAZANFER ERYÜKSEL
TÜRKİYE SOLU’NUN BAŞARISIZLIĞIEŞREF URAL
DENİZ GÖKTAŞ: KİMLİĞİN MİZAH EŞİĞİTARIK ÇELENK
CENGİZ GÜNDOĞDU’NUN ARDINDAN (1943 – 1 Temmuz 2026)YUNUS YAŞAR
HAYAT HİKAYELERİ VE İÇİMİZDEKİ ROTAIŞIK YARGIN
NEŞEMİZİ ÇALAMAYACAKLARNİZAMETTİN ŞEN
DİKKAT EKONOMİMİZİ DİKKATLİ KULLANALIMRAZİYE GÖK AKTAŞ
HEP İLE HİÇ ARASINDA BİR ŞİİRMUHARREM YELLİCE
KANT’IN TERAZİSİ, HUME’UN DAMAĞIGÖZDE SARI
ÜÇ ÇEYREK ÖMÜRDE SON DÜZLÜKYALÇIN DUMAN
KONFOR ALANI TUZAĞIMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
DİKİZ AYNASI, HAYAT, GEÇMİŞ VE GELECEKHASAN YAKUP CANGÜVEN
MUSTAFA ERGÜN ANTALYASPOR'A NE VERDİ?VEDAT GÜRHAN
TÜRKLÜK ÜZERİNENURİ SEZEN
MEZUNİYETLERDEKİ GÖSTERİŞ YARIŞI VE GÖRÜNMEYEN TEHLİKELERDİLEK DEMİRKAN
TONGUÇ’U ANARKENYAVUZ ALİ SAKARYA
ANTALYA TURİZMİ BÜYÜYOR; AMA AYNI ANDA TÜKENİYORCEM ARÜV
KADIN VE GÖÇ: BAVULA SIĞMAYAN HAYATLARGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
GÖZYAŞI VAR, UMUT DA VARSÜLEYMAN EKİN
5N 1K KURALINI UNUTAN GAZETECİLER!ALİ İHSAN DİLMEN
TÜRK-ALMAN TURİZMİNDE STRATEJİK BULUŞMAHÜSEYİN BARANER
MUHTARLIKLAR MESELESİAHMET GEDİKAĞAOĞLU
ÖNCE AVLADILAR SONRA TADINA BAKTILAR
80 YAŞINDA YARIM ASIRLIK YORGANCI
YEŞİL GEÇİŞ İÇİN ORTAK AKIL ÇALIŞTAYI
ATB, HAZİRAN AYI HAL ENDEKSİ'Nİ AÇIKLADI
HALK EKMEK 4 YILDA 30 MİLYON EKMEK ÜRETTİ
SAĞLIĞINA KAVUŞTU, ÇAY HASRETİ SON BULDU
MPS HASTASI EZGİ, BOZUK TOPRAK YOL NEDENİYLE EVE HAPSOLDU
DALIŞTA KUM KÖPEK BALIĞIYLA KARŞILAŞTI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim






