Bugün 18 Ocak 2026 Pazar
  • Antalya5 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6374.59
    %0
  • Dolar
    43.2723
    %0
  • Euro
    50.1923
    %0

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

HEPİMİZE KOLAY GELSİN

18 Ocak 2026 Pazar 21:28

 

  Bir kış sabahı güneşin doğumundan çok evvel kalktığımda da ilk işim çay demlemek oluyor her gün yaptığım gibi. Sonra radyoyu açıyorum. Günlük rutinimde seve isteye yerine getirdiğim iki görev. Çayın demlendiğini, duvarları yalayarak odaya sızan bergamotun kokusundan anlıyorum. Önce karşımdaki tepelere düşüyor gün ışığı sonra tül perdeyi delip geçiyor parlak sarı ibrişim. Işığın odayı istilası sırasında havada asılı kalmış ya da uçuşmaya başlayan toz zerrecikleri gözüme takılıyor. Oysa daha dün toz almıştım. Biliyorum yeniden sandalye, masa, sehpalar, örtülere inip arsızca sonsuza dek yerleşmek isteyecekler, yerleşecekler de. Hapşırtacak, öksürtecekler. Aklımdan Beauvair’ın ev işlerini Sisifos’a verilen ceza ile özdeşleştirdiği geliyor.

     Simone de Beauvoir, ‘’İkinci cinsiyet’’ adlı kitabında şöyle yazıyor: ’’Ev işleri, sonsuz tekrarıyla Sisifos'un işkencesine en çok benzeyen görevdir: temiz olan kirlenir, kirlenen temizlenir, tekrar tekrar, günlerce. Ev hanımı zamanı işaretleyerek kendini tüketir: hiçbir şey yapmaz, sadece şimdiyi sürdürür… Yemek yemek, uyumak, temizlik yapmak – yıllar artık göğe doğru yükselmiyor, önlerinde gri ve birbirinin aynı şekilde yayılıyor. Toz ve kire karşı savaş asla kazanılmıyor. Ev işleri, bitmek bilmeyen tekrarıyla Sisifos'un işkencesine en çok benzeyen iştir: Temiz olan kirlenir, kirli olan temizlenir, bu döngü günlerce, tekrar tekrar devam eder.’’ Yazar bu kitabı 1949’da toplumsal cinsiyet tartışmalarından yola çıkarak yazmış. Günümüzde cinse göre görev sınıflandırması yapmaksızın hayatı eşit olarak paylaşan çiftlerin sayısı artmakta. Günümüz kadın ve erkeklerinin her biri Sisifos olarak nitelendirilebilir mi sorusu fır dönüyor aklımda.

     Sisifos’un kim olduğuna gelince efsanelere kulak vermek gerek. Tüm ölümlülerin en bilgesi Korint kralı Sisifos çok kurnaz bir adamdı. Dolandırma, aldatma ve yalan söylemedeki ustalığı iyi bir yaşam sürme tutkusundan kaynaklanıyordu. Güzel peri Aegina Zeus tarafından kaçırıldığında bir gün bu olaydan bir çıkar sağlayacağı düşüncesiyle bunu kimselere anlatmadı. Genç kadının babası nehir tanrısı Asopo’nun sahibi olduğu topraklardan geçen nehirden kendi topraklarının sulanması için pay almak istediğinde onunla pazarlığa oturdu. Asopus isteğini onayladığında ona kızını kaçıranın Zeus olduğunu itiraf etti. Olimpos’un efendisi Zeus bu ihanetinin bedelini ödemesi için Sisifos’un ‘’ölümün tecessümü Thanatos’’ tarafından cehennem ateşine atılmasını istedi. Ancak Sisifos Thanatos’u aldatmayı başarıp onu zincirledi. Zeus, Thanatos’u özgürlüğüne kavuşturduktan sonra Sisifos’un tekrar cezalandırılmasına karar verdi. Sisifos ölüler ülkesine götürülmeden önce karısı Merope’den kendisine cenaze töreni düzenlememesini, bedeninin şehir meydanına atılmasını istedi. Merope kocasının bu isteğini yerine getirdiğinde Ölüler Ülkesi'ne götürülen Sisifos, kaderine katlanmak istemedi. Tören yapılmamasını hoş karşılamayan  yeraltı dünyasının ve ölülerin tanrısı Hades, dinsiz karısını cezalandırması için Sisifos'un yeryüzüne dönme önerisini kabul etti. Sisifos böylece yeryüzünde yaşama şansını elde etti. Yeryüzündeki hayata döndüğünde artık cehennemin gölgesine asla dönmek istemiyordu.. Tanrıların uyarı ve tehditleri hiçbir işe yaramadı. Sisifos uzun yıllar boyunca dünyevi yaşamın tadını çıkarmaya devam etti. Sonunda tanrıların fermanıyla haberci tanrı Hermes yeryüzüne inip Sisifos'u yeraltı dünyasına geri dönmeye zorladı. Sisifos orada korkunç bir cezaya çarptırıldı, İşe yaramaz, anlamsız, amaçsız  ve umutsuz bir işe mahkûm edildi. Sonsuz yaşamının geri kalanını Hades'te, sürekli, bir kayayı bir dağın tepesine iterek geçirecek, oradan da kaya kendi ağırlığıyla yeniden düştüğünde her gün kayayı zirveye doğru itme işine yeniden başlayacak ve görev bir dakika bile dinlenmeksizin tekrarlanacaktı.

     Sonsuza dek aralıksız çalışmaya mahkûm edilen Sisifos yer çekimine karşı koyamayan kayayı her aşağı yuvarlanışında tepeye doğru itmeye devam etti. Çabalarının boşunalığına karşın gösterdiği bu amansız kararlılık, aşılmaz gibi görünen zorluklar karşısındaki dayanma gücü insanoğlu, insankızına ait iki göz ardı edilemez özellik. Belki de Sisifos için amacın gerçekleştiği an en üzücü andı. Belki de o, amacın tam gerçekleşmediği anlarda çok mutluydu, sürekli çalıştı ve zirveyi hedefledi ama ulaştığında başarısı hemen aklından siliniverdi. Onun geleceğe dair umudunun tümü yolculuktan ibaretti. Her zaman aynı tepeye vardı ancak o hedef yerine, yolculuğu seçti. Amaç ve hedef her zaman oradaydı yolculuksa her zaman yeni bir başlangıçtı. Bellek tarafından devamlı beslenen, sonsuz olasılıklarla, özgür irade, rastlantısal olmayan kazalar veya hatalar yoluyla gelişen, büyüyen bir süreçti. En son hedef veya amaç olan yolculuk, içinde sonsuz bir çokluğu, sonsuz olasılıklar yoluyla sonlunun sonsuzluğunu barındıran bir güzellikti.

  İşte bu yüzden Albert Camus, Sisifos Söyleni’ de ‘’Yüksekliğe doğru verilen mücadele bile bir insanın kalbini doldurmaya yeter. Sisifos’un mutlu olduğunu hayal etmeliyiz.“ diyor. Bunu hayal etmek zor gelebilir, mücadele beyhudeymiş gibi görünebilir. Hayatın saçmalığına, günlük tekrarlarına, sınırsız emeğe, sessiz boşluğa bakıp, hâlâ yaşamayı seçen, hâlâ zorlamayı, zorlanmayı seçenler için yazmış olmalı Camus bunları. Sisifos yenilginin değil meydan okumanın sembolü ona göre. Bizler bu hikâyeyi her gün yaşıyoruz. Uyanıyoruz, çalışıyoruz, tırmanıyoruz, başarısız oluyoruz, düşüyoruz, yeniden başlıyoruz. Dağ her zaman orada, itme eylemi onurlu, hayal edilen ödül tepede değil, çabanın ve yolculuğun kendisinde saklı. Gerçek şu ki, hiçbir zaman bir zirve olmayabilir ve biz yine de, bunun farkında olarak yolculuğa devam ediyoruz. Okuyoruz, yazıyoruz, inşa ediyoruz, öğreniyoruz, öğretiyoruz, seviyoruz; her şeye rağmen. Tüm bunların zaman tarafından silineceğini bile bile…Mücadelenin evrenselliğinden yola çıkarak ortaklaştığımız savaşımlarımız da oluyor empatiyi, ortak direnci ve kararlılığı sürdürdüğümüz, şefkati ve bir diğerini kabullenme ve anlama yetisini gerçekleştirdiğimiz. Doğduğumuzda hayatın anlamı nedir sorusuna verilmiş bir cevapla doğmadık. Acı ve keder deneyimlerimizden yola çıkıp gelişiyor, büyüyoruz. Zihinsel refah ve duygusal dirence ulaşmanın yolu, her ne olursa olsun âna sarılmaktan geçiyor. İnsan eylemleriyle amaç ve anlam buluyor. Yolculuğu güzel yapan da bu. Bizi insan yapan da. Mutluluksa zaferler, başarılar da değil kararlılığımız ve yeniden deneme cesaretimizde. O zaman yarın yeni bir gün, yeni bir başlangıç kayayı zirveye itmek için. Hepimize kolay gelsin.

Bu yazı toplam 160 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim