- IMKB
% - Altın
6266.62
%-0.16 - Dolar
46.7981
%-0.1 - Euro
53.5711
%-0.01
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 21:28 - OSMANİYE’DE MANGAL KEYFİ İTFAİYEYİ ALARMA GEÇİRDİ
- 20:58 - KENEVİRLERİ SULARKEN SUÇÜSTÜ YAKALANDI
- 20:58 - EZGİ APARTMANI DAVASINDA AVUKAT ŞEN: "BİLİRKİŞİ KİŞİ RAPORLARINI DİKKATE ALMAYACAKSAK NİYE İSTEDİK"
- 20:04 - ANTALYA'DAN DÜNYA'YA UZANAN FUAR STANDI BAŞARISI
- 19:43 - TUNCER, BAŞPEHLİVAN ERKAN TAŞ'I TEBRİK ETTİ
- 19:23 - ANTALYA’DA YAŞAYAN ALMAN EVİNDE ÖLÜ BULUNDU
- 18:28 - CORENDON ALANYASPOR, TUNUSLU SANTRFOR OMAR BEN ALİ’Yİ RENKLERİNE BAĞLADI
- 17:43 - ISPARTA’DA 14 YIL 7 AY HAPİS CEZASIYLA ARANAN FİRARİ HÜKÜMLÜ YAKALANDI
- 17:38 - POZANTI-ADANA İSTİKAMETİ TIR DEVRİLMESİ NEDENİYLE TRAFİĞE KAPANDI
- 16:43 - KKTC 5. CUMHURBAŞKANI TATAR, ANAMUR ADALET SARAYINI ZİYARET ETTİ
- 16:43 - KEMER’DE "MOR TURİZM" BAŞLIYOR
- 16:38 - KAHRAMANMARAŞ, ULUSLARARASI BİSİKLET ŞAMPİYONASI’NA EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
- 16:38 - ADANA’DA TEMMUZDA SAĞANAK YAĞIŞ ETKİLİ OLDU
- 16:33 - ANTALYASPOR’DA SONER DİKMEN VE ERDOĞAN YEŞİLYURT, 2 YILLIK SÖZLEŞME İMZALADI
- 16:33 - MUT DEVLET HASTANESİNE YENİ BAŞHEKİM ATANDI
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR


İSLAMDA KIBLE NİYE KUDÜS’TEN MEKKE’YE DÖNDÜ?
Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti, yalnızca inanç uğruna yapılmış bir göç değil; aynı zamanda Mekke’de kabile himayesini kaybeden bir dinî hareketin, Medine’de yeni bir siyasî ve toplumsal zemin bulmasıdır. Mekke döneminde Hz. Muhammed, Kureyş aristokrasisinin baskısı altında kalmış; özellikle amcası Ebû Tâlib’in ölümünden sonra kabile koruması büyük ölçüde zayıflamıştır. Amcası Ebû Leheb’in olumsuz tavrı ise bu yalnızlaşmayı daha da görünür hâle getirmiştir. Bu nedenle hicret, sadece Müslümanların Mekke baskısından kurtuluşu değil; aynı zamanda yeni bir toplum ve otorite düzeninin kuruluşudur.
Medine’ye giden yol Akabe görüşmeleriyle açılmıştır. Klasik kaynaklara göre Hz. Muhammed, milâdî 620 yılında Yesrib’den gelen Hazrec mensubu bir grupla Akabe’de görüşmüş; bunu 621’de Birinci Akabe Biatı, 622’de ise İkinci Akabe Biatı izlemiştir.[1] Medine’de Evs ve Hazrec adlı iki büyük Arap kabilesinin yanında Benî Kaynuka, Benî Nadîr ve Benî Kurayza gibi Yahudi kabileleri bulunuyordu. Bu durum Medine’nin dinî ve kültürel iklimini Mekke’den farklı kılıyordu. Yahudi tektanrıcılığı, peygamberlik fikri ve “beklenen peygamber” inancı, Medineli Arapların zihninde Hz. Muhammed’in çağrısına daha açık bir zemin hazırlamış olmalıdır.
Hicretten sonra Medine’de farklı kabileleri aynı siyasî düzen içinde tutmak amacıyla bir sözleşme oluşturuldu. Bugün “Medine Vesikası” diye bilinen bu metin, modern araştırmalarda genellikle 47 veya 52 madde hâlinde değerlendirilir.[2] Vesika, Medine’deki Müslümanları, müşrik Arapları ve Yahudi unsurları ortak savunma ve hukukî düzen içinde toplamayı amaçlıyordu. Bu sözleşmeyle Hz. Muhammed yalnızca vahiy tebliğ eden bir peygamber değil, aynı zamanda Medine toplumunun hakemi ve siyasî merkezi hâline geldi. Medine toplumu ilahi emirlerle değil müştereken imzalanan bir metinle yönetmeye talip oldu ve yönetti.
Başlangıçta Müslüman hareketin Yahudi vahiy geleneğiyle yakınlık kurduğu görülür. Müslümanların ilk dönemde namazda Kudüs’e yönelmeleri, bu yakınlığın sembolik göstergelerinden biridir. Kur’an’ın Mekke dönemindeki bazı ayetlerinde İsrailoğulları, vahiy tarihinin önemli taşıyıcıları olarak olumlu biçimde anılır. Câsiye suresinde şöyle denilir:
“Biz, şüphesiz İsrâiloğulları’na da kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları güzel şeylerle rızıklandırdık ve kendilerini diğer topluluklardan üstün kıldık.”
Câsiye, 45/16 — Diyanet İşleri Başkanlığı Meali[3]
Bu ayette İsrailoğulları kitap, hüküm ve peygamberlik mirasıyla anılmaktadır. Burada Yahudilik, İslâm’ın karşısında duran düşman bir inanç olarak değil; önceki vahiy zincirinin önemli halkası olarak görülür. Ancak Medine dönemine geçildiğinde ilişkilerin mahiyeti değişmeye başladı. Artık Yahudiler yalnızca önceki vahiy tarihinin temsilcileri değil, Medine siyasetinin içinde yer alan somut kabilelerdi. Ekonomik güçleri, kaleleri, ittifakları ve şehir savunmasındaki rolleri vardı. Böylece mesele sadece inanç farkı olmaktan çıkıp hukuk, otorite, ganimet, savaş ve şehir hâkimiyeti meselesine dönüştü.
Bu dönüşümün ilk büyük kırılma noktalarından biri Batn-ı Nahle Seriyyesidir. Kaynaklara göre bu olay hicretten on yedi ay sonra, Receb 2 / Ocak 624 tarihinde gerçekleşmiştir. Abdullah b. Cahş komutasındaki küçük Müslüman birlik, Mekke ile Tâif arasındaki Nahle bölgesinde bir Kureyş kervanıyla karşılaşmış; haram ayın son günlerinde yapılan saldırıda Amr b. Hadramî öldürülmüş, iki kişi esir alınmış ve kervan malları ganimet olarak ele geçirilmiştir.[4]Annemarie Schimmel’in dikkat çektiği asıl kırılma da burada aranmalıdır. Çünkü bu olay yalnızca askerî bir baskın değildir; haram ayda kan dökülmesi, esir alınması ve ganimet elde edilmesi sebebiyle dinî-ahlâkî bir meşruiyet krizidir. Yahudi ve Arap geleneğinde haram aylarda savaşmak ve kan dökmek yasak kabul ediliyordu. Medine’deki Yahudi çevreleri bakımından da kutsal zamanlarda kan dökülmezdi. Dolayısıyla Kudüs’e yönelen, kendisini önceki vahiy geleneğiyle irtibatlandıran yeni hareketin haram ayda kan dökülmesi Yahudi kabillerin Hicret mensuplarına karşı güvenlerinin sarsılmış olmasıni Annemarie Schimme siyasî gerekçe gösterir. Bu olayın Yahudi kabilelerde güven sarsılması yarattığı fikrindedir.
Kur’an’da Bakara suresi 217. ayet bu tartışmaya cevap verir:
“Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: Onda savaşmak büyük günahtır. Allah’ın yolundan menetmek ve O’nu inkâr etmek, Mescid-i Harâm’dan insanları engellemek, halkını oradan çıkarıp sürmek ise Allah katında daha büyük günahtır...”
Bakara, 2/217 — Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.[5]
Bu ayet, haram ayda savaşmanın büyük günah olduğunu kabul eder; fakat Mekkelilerin Müslümanlara yaptığı baskı, sürgün ve Mescid-i Haram’dan alıkoyma fiilini daha büyük suç sayar. Böylece eski kutsal zaman hukuku, yeni bir savaş ve meşruiyet anlayışı içinde yeniden yorumlanır. Bu nokta, Müslüman cemaatin Yahudi vahiy geleneğine yakın görünmekle birlikte kendi hukukunu kurmaya başladığını gösterir.
Nahle Seriyyesi’nden sonra kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye çevrilmesi bu ayrışmanın sembolik tamamlayıcısıdır. Bakara 2/142-150 ayetleri kıblenin Kudüs’ten Kâbe yönüne çevrilmesini konu edinir. Diyanet mealinde Bakara 2/144 şöyle verilir:
“Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin...”
Bakara, 2/144 — Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.[6]
Bu değişim yalnızca ibadet yönünün değişmesi değildir. Kudüs merkezli ortak sembolik alan terk edilmiş; Mekke ve Kâbe merkezli bağımsız bir İslâmî kimlik kurulmuştur. Bundan sonra Müslüman cemaat, Yahudiliğin onayına ihtiyaç duyan bir hareket olmaktan çıkarak kendi kutsal merkezi, kendi hukuku ve kendi siyasî otoritesi olan bir topluluk hâline gelmiştir.
Mekke dönemindeki İsrailoğulları övgüsü ile Medine dönemindeki sert eleştiri dili yan yana getirildiğinde bu değişim daha açık görülür. Medine döneminde gelen Mâide suresi 64. ayette Yahudilere yönelik sert bir ifade yer alır:
“Yahudiler ‘Allah’ın eli bağlanmış!’ dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir...”
Mâide, 5/64 — Diyanet İşleri Başkanlığı Meali[7]
Bu ayet ile Câsiye 45/16 yan yana okunduğunda, Kur’an’da Yahudilere dair dilin tarihî bağlama göre değiştiği görülür. Mekke döneminde İsrailoğulları vahiy ve peygamberlik mirasıyla anılırken, Medine döneminde siyasal çatışma, ahit bozma, inkâr ve toplumsal gerilim dili öne çıkar. Bu durum Kur’an’ın yalnızca soyut bir inanç metni olarak değil, 7. yüzyıl Arabistan’ındaki somut siyasî ve sosyal olaylarla birlikte okunması gerektiğini gösterir.
Bu sürecin son büyük halkası Benî Kurayza hadisesidir. Öncesinde Bedir 624, Uhud 625 ve Hendek 627 savaşları yaşanmış; Medine’deki Müslüman topluluk artık sürekli savaş şartları içinde varlığını korumaya çalışan bir siyasî güç hâline gelmiştir. Hendek Gazvesi, hicretin 5. yılında, milâdî 627’de gerçekleşmiştir. Medine savunması, Salman-ı Farisî’nin önerisiyle kazılan hendeklerle sağlanmış; Kureyş ve müttefikleri Kuvvetli bir fırtına çıktığından savaşmadan geri çekilmiştir.[8]
Klasik İslâmî anlatıya göre Benî Kurayza, Hendek kuşatması sırasında Medine savunma düzenine sadık kalmamakla ve düşmanla ilişki kurmakla suçlanmıştır. Bu nedenle Hendek’ten hemen sonra Hz. Muhammed, Benî Kurayza üzerine yürümüştür.[9] Klasik siyer anlatısı bu olayı “ahit bozmanın cezalandırılması” olarak açıklar. Buna göre Benî Kurayza, Medine Vesikası’nın ortak savunma ruhuna aykırı davranmış, savaş sırasında Müslümanların arkasını tehlikeye atmıştır. Annemarie Schimmel’ bu görüşe katılmaz.
Fakat İlhan Arsel, Turan Dursun ve bazı Batılı eleştirel peygamber biyografileri bu olayı daha farklı yorumlar. Bu okuma tarzına göre Hendek’te Mekke ordusuyla doğrudan büyük bir savaş gerçekleşmemiş, kuşatma sonuçsuz kalmış, buna karşılık Medine’de Müslümanların elinde hazır bir askerî güç oluşmuştur. Mekkeliler çekilince bu güç, Medine içindeki bağımsız ve ekonomik bakımdan güçlü Yahudi kabilesine yöneltilmiştir. Bu yaklaşım, Kurayza hadisesini yalnızca “ihanetin cezası” olarak değil, Medine’deki bağımsız Yahudi gücünün tasfiyesi ve siyasî iktidarın merkezîleştirilmesi olarak yorumlarlar.[10]
Burada ilmî ihtiyatı elden bırakmamak gerekir. Klasik İslamî kaynaklar Benî Kurayza’nın anlaşmayı bozduğunu söyler. Eleştirel yazarlar ise bu anlatıyı kazanan tarafın tarih yazımı olarak görür ve olayın arkasında ganimet, şehir hâkimiyeti ve muhalif güçlerin tasfiyesi bulunduğunu ileri sürer. Bu yüzden en sağlıklı değerlendirme, iki yorumu da karşılaştırmalı biçimde vermektir.
Benî Kurayza hadisesi, Medine’de Müslüman-Yahudi ilişkilerinin başlangıcı değil, son ve en sert kopuş noktasıdır. İlk psikolojik ve dinî kırılma Nahle Seriyyesi’nde, yani haram ayda kan dökülmesi ve ganimet meselesinde ortaya çıkmıştır. Kıble değişimi bu kırılmayı sembolik olarak tamamlamıştır. Hendek sonrasında Benî Kurayza’ya yönelme ise bu ayrışmanın askerî ve siyasî tasfiyeye dönüşmüş biçimidir.
Prof.dr. Hamdullah’ın İslam Peygamberi ve Hz. Muhammed’in Savaşları kitabında bu makaleyi destekleyecek bilgi bulamadım. Kıble değişim konusuna değinmemiş.
Kısaca; Hz. Muhammed ile Medine Yahudileri arasındaki ilişkilerin bozulması, yalnızca “Yahudiler peygamberliği kabul etmedi” yahut “Kurayza ihanet etti” gibi tek sebepli açıklamalarla kavranamaz. Süreç üç aşamada okunmalıdır: Birincisi, Mekke’de kabile korumasını kaybeden Hz. Muhammed’in Medine’de yeni bir siyasî zemin bulmasıdır. İkincisi, Nahle Seriyyesi ve kıble değişimiyle Yahudi vahiy geleneğine yakın duran hareketin kendi hukukunu ve kutsal merkezini kurmasıdır. Üçüncüsü ise Hendek sonrasında Medine’deki bağımsız Yahudi kabile gücünün tasfiyesiyle şehir iktidarının merkezîleşmesidir.
Bu nedenle Medine’deki kopuş, dinî olduğu kadar siyasîdir; vahiy tartışması olduğu kadar hukuk tartışmasıdır. İnanç ayrılığı olduğu kadar ganimet, güvenlik, ittifak ve şehir hâkimiyeti meselesidir. Schimmel’in dikkat çektiği haram ayda kan dökülmesi meselesi, bu sürecin en erken ve en hassas kırılma noktasıdır. Benî Kurayza ise bu kırılmanın başlangıcı değil, kanlı son halkasıdır.
Kaynaklar
[1] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Akabe Biatları”.
[2] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Medine Vesikası”; Muhammed Hamidullah, Hz. Peygamber Döneminin Siyasi-İdari Belgeleri, çev. Vecdi Akyüz, Kitabevi Yayınları, İstanbul.
[3] Kur’an-ı Kerim, Câsiye 45/16, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
[4] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Batn-ı Nahle Seriyyesi”.
[5] Kur’an-ı Kerim, Bakara 2/217, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
[6] Kur’an-ı Kerim, Bakara 2/144, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
[7] Kur’an-ı Kerim, Mâide 5/64, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
[8] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hendek Gazvesi”.
[9] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kurayza, Benî Kurayza”.
[10] İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın; Turan Dursun, Din Bu; Maxime Rodinson, Muhammed; W. Montgomery Watt, Muhammad at Medina, Oxford University Press.
[11] Annemarie Schimmel, İslam’ın Kısa Tarihi, çev. Şebnem Andaç, Alfa Yayınları, İstanbul.
[12] Mahmut Kelpetin, “Benî Kurayza Gazvesi ile İlgili Rivayetlerin Değerlendirilmesi: İbn Hişâm Örneği”, Tarih Dergisi, 2012.
ANTALYA LİMANI BÜYÜRKEN ANTALYA'NIN GELECEĞİNİ KAYBETMEYELİMCEM ARÜV
İSLAMDA KIBLE NİYE KUDÜS’TEN MEKKE’YE DÖNDÜ?MUHARREM YELLİCE
GÖRMEK Mİ, BİLMEK Mİ? İŞTE BÜTÜN MESELE BU!BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
HATAP UN FABRİKASI MÜZESİ’NDE ZAMAN YOLCULUĞUAHMET İLBARS
ROZETGAZANFER ERYÜKSEL
TÜRKİYE SOLU’NUN BAŞARISIZLIĞIEŞREF URAL
DENİZ GÖKTAŞ: KİMLİĞİN MİZAH EŞİĞİTARIK ÇELENK
CENGİZ GÜNDOĞDU’NUN ARDINDAN (1943 – 1 Temmuz 2026)YUNUS YAŞAR
HAYAT HİKAYELERİ VE İÇİMİZDEKİ ROTAIŞIK YARGIN
NEŞEMİZİ ÇALAMAYACAKLARNİZAMETTİN ŞEN
DİKKAT EKONOMİMİZİ DİKKATLİ KULLANALIMRAZİYE GÖK AKTAŞ
KANT’IN TERAZİSİ, HUME’UN DAMAĞIGÖZDE SARI
ÜÇ ÇEYREK ÖMÜRDE SON DÜZLÜKYALÇIN DUMAN
KONFOR ALANI TUZAĞIMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
DİKİZ AYNASI, HAYAT, GEÇMİŞ VE GELECEKHASAN YAKUP CANGÜVEN
MUSTAFA ERGÜN ANTALYASPOR'A NE VERDİ?VEDAT GÜRHAN
TÜRKLÜK ÜZERİNENURİ SEZEN
MEZUNİYETLERDEKİ GÖSTERİŞ YARIŞI VE GÖRÜNMEYEN TEHLİKELERDİLEK DEMİRKAN
TONGUÇ’U ANARKENYAVUZ ALİ SAKARYA
KADIN VE GÖÇ: BAVULA SIĞMAYAN HAYATLARGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
GÖZYAŞI VAR, UMUT DA VARSÜLEYMAN EKİN
5N 1K KURALINI UNUTAN GAZETECİLER!ALİ İHSAN DİLMEN
TÜRK-ALMAN TURİZMİNDE STRATEJİK BULUŞMAHÜSEYİN BARANER
MUHTARLIKLAR MESELESİAHMET GEDİKAĞAOĞLU
TARIM GÜNDEMİ'NDE TARIMIN GELECEĞİ KONUŞULDU
ÖNCE AVLADILAR SONRA TADINA BAKTILAR
80 YAŞINDA YARIM ASIRLIK YORGANCI
YEŞİL GEÇİŞ İÇİN ORTAK AKIL ÇALIŞTAYI
ATB, HAZİRAN AYI HAL ENDEKSİ'Nİ AÇIKLADI
HALK EKMEK 4 YILDA 30 MİLYON EKMEK ÜRETTİ
SAĞLIĞINA KAVUŞTU, ÇAY HASRETİ SON BULDU
MPS HASTASI EZGİ, BOZUK TOPRAK YOL NEDENİYLE EVE HAPSOLDU
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim






