Bugün 19 Ocak 2026 Pazartesi
  • Antalya4 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6374.59
    %0
  • Dolar
    43.2723
    %0
  • Euro
    50.1923
    %0

YUNUS YAŞAR / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YUNUS YAŞAR / KONUK YAZAR

KARA SEVDA BELALI BİR İŞ

18 Ocak 2026 Pazar 21:58

1970’li yılların başı. Gazeteciliğe adım attığım ilk yıllar. Mürettiplikten (kurşun harflerle dizgi) sayfa kalıbı hazırlamaya, muhabirlikten kültür sanat sayfası yönetmenliğine, yazılı basının her biriminde “ateşte pişip örste dövülen” bir basın emekçisi.. Sinema oyuncusu Danyal Topatan’la yaptığım ilk röportaj. Tarsus’un bar ve pavyonlarında türküleriyle gecenin kasvetini neşeye dönüştüren Fahri Işık ve Halit Araboğlu ile ilk tanışıklığım.. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın babası Lütfi Oğuzcan’la kurduğum baba-oğul ilişkisi. Ümit Yaşar’ın ikinci adını bana “soyadı” olarak armağan edişi ve ondan sonra Yunus Yaşar oluşum.

Dönemin ünlü ressamları Nuri Abaç ve Sudi Abaç’ların beni resim sanatıyla tanıştırmaları. Bir gün elimden tutarak “hat-yazı” sanatı kursuna yazdırmaları.. 1973 Cumhuriyet’in 50. Yılı nedeniyle Mersin Ticaret Borsası’nın destekleriyle
düzenlenen “Ulusal şiir yarışması’na ‘Elli Yıla Girerken’ adlı şiirimle 1.lik ödülüne değer görülüşüm. Ödül olarak verdikleri parayla hemen gidip bir daktilo alışım. O günden sonra “daktilo” ile başlayan bir “kara sevda” ilişkisi.
Bülent Ecevit’in “Toprak işleyenin, su kullananın” sloganıyla doğu ve güneydoğuda başlattığı toprak reformunu takip etmek üzere, boynumda fotoğraf makinesi, omzumda kasnaklı ses alma cihazı Urfa yollarına düşüşüm.. İzlenimlerimi ve röportajlarımı kara sevdamla beyaz kağıda geçişim. Tuşların sesiyle sigara dumanı arasında “coğrafyalar” çizişim..
*
Kara sevda belalı bir iş. Yarım asırdır daktilo ile aramızdaki aşk bir gün; yazmış olduğum bir derginin yayın yönetmeni değerli can dostumun bir telefonu ile bozulma aşamasına girdi.
“Yunus Bey, dergimizin bütün yazarları ürünlerini internet üzerinden gönderirken, daktilo çıkışlı ve PTT ile gönderen bir siz kaldınız. Sadece sizin yazılarınızı bilgisayarda diziyoruz, ‘tashih’ini yaptıktan sonra sayfaya yerleştiriyoruz. Artık lütfen ürünlerinizi “e- posta” adresimize gönderirseniz sevinirim.” Beynim kaynar sular kazanında fokurdar gibi oldu. Gözlerime önce sarı noktalar sonra perdeler inmiş gibi hissettim! İnat bu ya, dergiye birkaç sayı ürün göndermedim. Ardından yazdığım diğer dergi ve gazetelerden de aynı uyarılar gelmeye başlayınca küstüm tümüne.

Daktilo ile aramızdaki kara sevdayı bilen yakın dostlarım bilgisayara geçtikçe, daktilolarını bana armağan etmeleri en çok sevincim olurdu. Bugün Korkuteli’deki, Resimli Şiir Evi'nde dört adet daktilo, evimin en güzel köşelerinde.

*

En sonunda torunum Ardıç girdi devreye. “Dede, artık kara sevdanla vedalaşma zamanı geldi” dedi. “Ben sana toplama bir bilgisayar ayarlayacağım. Belli bir süre yine daktilo gibi kullanmaya devam edersin. Yazdıklarını “filaş bellek”e kaydedersin. Ben gelir yazdığın dergi ve gazetelere internet üzerinden gönderirim.” İnat etmenin artık bir anlamı kalmamıştı. Ertesi gün kasalı ve toplama bir bilgisayar geldi ve odama kuruldu. Bütün bilgisayarlar Q klavye. Oysa ben yıllarca “F” klavye ile yazmaya alışmışım. “Onun kolayı var dedi Ardıç, gitti bir “F” klavye bulup “Q” klavyeyi devreden çıkardı. Masamın üzerinde bir tarafta “kara sevdam” diğer tarafta bilgisayar. Doğrusunu söylersem hiç ısınamadım. Hep sessiz ve sinsi geldi bana bilgisayar. Ama çarem de yoktu.
Bütün yazılarımı, şiirlerimi, öykülerimi ve romanlarımı bilgisayarla yazıp flaş belleğe kaydettikçe aramızdaki buzlar erimeye başlar gibi oldu.

Ardıç, “artık sana bir facebook” sayfası açma zamanı geldi dedi. Oturdu bilgisayarın başına on dakikada adıma bir sayfa oluşturdu. Facebook adresimi yazıp bilgisayarın sağ alt köşesine yapışırdı. Birkaç ay da bunu öğrenmeye çalıştım. Günlük “iç dökme”lerimi paylaştıkça “tık”lamalar.. Yazılarımı paylaşmalar, dostluklar, arkadaşlıklar.
Kara sevdam karşımda kara kara bakar oldu. Önce tuşların sesi kısıldı, sonra toz kapladı üstünü. Derken küf çürüğü bir pas! Ah..! ki ah!.. Yetmedi. 25 yıldır Nisan ayının sonunda gidip, Ekim ayının sonunda tekrar Antalya'yadöndüğüm yayladaki Resimli Şiir Evi'ne de (Korkuteli) internet bağlantısı çektirişim. Bir gün “face”den bir uyarı! “Arkadaşlarınız 5000 sınırına dayandı!”
“Ulan kara sevdam dedim, elli yıldır ne bir dost getirdin kapıma, ne bir arkadaş.. Aha, 5000’e ulaşmış “face”deki arkadaşlarım. Utan! Utan-ma."

Bu yazı toplam 157 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim