Bugün 11 Ocak 2026 Pazar
  • Antalya14 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6121.517
    %0.00
  • Dolar
    43.0386
    %0.00
  • Euro
    50.336
    %0.00

TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

KİMLİK KAPANINDA BİR TOPLUM

10 Ocak 2026 Cumartesi 22:17

2026 T24 Yıllık’ta bir söyleşim yayımlandı. Bu söyleşide, AK Parti örneği üzerinden kutuplaşan seçmenin bir kimlik kapanı içinde kaldığından söz ediyordum. “Kimlik kapanı” ifadesi, okur kesiminin bir bölümünde dikkat çekti. Oysa ben yaklaşık üç yıldır Johns Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Yascha Mounk’un son yıllarda oldukça ses getiren The
Identity Trap kitabını ve bu çerçevede kaleme aldığı makaleleri yakından takip ediyordum. Buna rağmen, kavramın Türkiye bağlamında hâlâ yeterince derinleştirilmediğini ve zenginleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Nitekim Türkiye’de “kimlik kapanı” terimini video platformlarında ya da internet arama motorlarında arattığınızda, akademik metinleri bir yana bırakın, karşınıza daha çok “nüfus cüzdanı nasıl yenilenir” türünden içerikler çıkıyor. Kavramın entelektüel, siyasal ve toplumsal bağlamı neredeyse bütünüyle görünmez durumda.

Yascha Mounk’un bu çerçevede tanımladığı kimlik ve kimlik kapanı kavramlarıyla büyük ölçüde yakın bir yerde durmakla birlikte, ayrıştığımız noktalar da bulunuyor. Mounk’a göre kimlik, bireyin siyasal ve ahlaki değerinin, ne söylediğinden çok hangi gruba ait olduğuna göre belirlendiği bir aidiyet çerçevesidir. Kimlik kapanı ise, ayrımcılıkla mücadele amacıyla ortaya çıkan bu yaklaşımın zamanla bireyi görünmez kılıp grubu merkeze alması, mağduriyeti
siyasal meşruiyet ölçüsüne dönüştürmesi ve bu yolla evrensel yurttaşlığı, açık tartışmayı ve liberal demokrasiyi zayıflatmasıdır.

Mounk ile Vamık Volkan kimlik sorununa farklı düzlemlerden yaklaşır. Mounk, kimliği liberal demokrasiyi zorlayan siyasal bir kategori olarak ele alır ve kimlik kapanını, bireyin yerini grubun almasıyla yurttaşlığın, ifade özgürlüğünün ve çoğulculuğun aşınması üzerinden tanımlar. Volkan ise kimliği, özellikle büyük grup kimliği bağlamında, tarihsel travmalar, tamamlanmamış yaslar ve kolektif narsisizm üzerinden şekillenen psikodinamik bir yapıolarak görür; kimlik  adına öldürmeyi de büyük grup kimliğinin tehdit altında algılanmasıyla tetiklenen ilkel bir savunma tepkisi olarak açıklar. Kısacası Mounk, kimliğin demokrasiyi nasıl işlevsizleştirdiğini anlatırken, Volkan kimliğin neden bu denli yıkıcı bir duygusal güce dönüşebildiğini ve şiddete kadar uzanabildiğini anlamaya çalışır.

Bir yılı aşkın süre önce kurduğumuz, ancak daha sonra yollarımızı ayırmak zorunda kaldığımız bir düşünce kuruluşunda da ana çalışma başlıklarından birinin “kimlik çalışmaları” olması gerektiğini özellikle vurgulamıştım. Ne var ki karar verici ekip, aradan aylar geçmesine rağmen, dünyada giderek belirleyici hale gelen kimlik çalışmalarının önemini, tüm iyi niyetlerine karşın, kavramakta zorlandı.

Kimlik meselesi yalnızca düşünce kuruluşu ile politik araştırma veya PR şirketi arasındaki farkı ayırt edemeyenler için değil; genel olarak ülkemizde, hatta akademik camiada dahi yeterli ilgiyi görmeyen bir alan olarak duruyor. İdeolojiler ve sınıflar arası gerilimler yoğun biçimde tartışılırken, kimlik meseleleri ya yeterince anlaşılamadığı ya da muğlak bulunduğu gerekçesiyle çoğu zaman öteleniyor. Bu bağlamda kimlik tanımlarının zamanın akışı içinde, türe ve tavra göre sıkça değiştiği ve bu nedenle sabitlenemeyeceği ileri sürülüyor.

Bu yaklaşımı bir televizyon kanalındaki programda, akademisyen bir konukla yaptığımız tartışmada da deneyimlemiştim. Konuk, bugünkü toplumsal ve siyasal süreçlerin kimlik modeli üzerinden okunamayacağını savunmuş, buna gerekçe olarak da kimlik tanımlarının zamana ve içeriğe bağlı olarak hızla değiştiğini öne sürmüştü. Ben ise yalnızca şu örneği paylaşmıştım: KAAN projesinin başarılı bir altyapı deneyimi üzerinden, mahalleye, eğitime, görgüye, coğrafi konuma, kültüre ya da gelir ve sınıf farklarına bakılmaksızın; hatta dindar–seküler ayrımı gözetilmeksizin “Dünyada hava harp doktrini değişmiştir, not almanızda fayda var” minvalinde benzer mesajlar aldığımı ifade etmiştim. Tüm hataları kabul edilerek bu yapının “milli” sayıldığı, buna karşılık eleştirel tezlerin doğruluk içermesine rağmen muhalefetin ana omurgasının “gayri milli” olarak etiketlendiği bir yargıyla karşılaşmıştım. Karşı örnekleri de Kadıköy İlçe Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerinden vermiştim. Artık mahalleler, yalnızca çevre değil; kimliğin bizzat kendisi haline gelmiş durumda. Savunma sanayi, Osmanlı’nın ihtişamına dönüş söylemi, zaman çökmesi fikri, din ve Atatürk gibi başlıklar ise kimlik kapanlarının temel enstrümanlarını oluşturuyor.

Tuzaklarla geçirgenliği dışa açıklığı kapatılmış üst gurupların bu kadar güçlenmesindeki bir başka neden de toplumun geneline yayılmış değersizlik duygusudur. Saygın bir terapist tanıdığım bana muhafazakar kesimden gelen danışanların sürekli ebeveynleri tarafından ne kadar çok sevildiklerini ancak bunu dolaylı gösterildiklerinden bahsederken Sol kesimden gelenlerin ise aslında sevgiye ihtiyaçları olmayacak şekilde özgüven yüksekliğine sahip
olduklarından bahsetmektelermiş. Bu da baştaki tespitimizi güçlendirmekte. Sevgi ve değerli hissedilme ihtiyacı tartışmasız ayırt edilmeksizin hepimiz için temel ve öz güven duygusunun esasını teşkil etmekte.

Bu ve benzeri örneklerden hareketle, kimliklerin, mahallelerin ya da bunların popülist tuzaklar olarak kapanmasında kullanılan enstrümanların; mutasyona açık olmakla birlikte ne yalnızca sınıfsal, ekonomik ya da Elitist yataylarda ne de sadece din ve ideoloji gibi dikeylerde konumlandığını söyleyebiliriz. Bütün bu unsurların kesişiminde, giderek katılaşmış bir üst grup kimliğinden söz etmek daha isabetli görünüyor.

Unutulmamalıdır ki her zaman var olan üst grupların geçirgenliklerini kaybetmesi, kutuplaşmanın artmasındaki en temel nedenlerden biridir. Bu durum, bireyin özgüvenini ya da temel güven duygusunu yitirmesiyle, ödipal babasını bulduğuna inandığı bir otoriteye körü körüne bağlanması ve nihayetinde kendisini büyük grup kimliğine hapsetmesiyle yakından ilişkilidir.

Sonuç olarak bugün karşı karşıya olduğumuz sorun, kimliğin geçici tanımlarından çok; kimliğin donmuş, geçirgenliğini yitirmiş ve kapanlarla donatılmış bir üst grup aidiyetine, hatta kapalı bir topluma dönüşmesidir. Geçirgenliğini kaybeden büyük grup kimliği, eleştiriyi ihanetle, mesafeyi düşmanlıkla eşitleyerek kutuplaşmayı derinleştirir. Bu durum aynı zamanda fıtri ahlak ve vicdan duygusunu kendi aidiyetini hissettiği gurubunun ötesine taşımayı imkansız kılar. Asıl mesele kimliklerin varlığı değil; kimliğin düşüncenin, muhakemenin, ahlakın ve ortak aidiyet zemininin yerine ikame edilmesidir.

 

Medyascope'tan alıntılanmıştır.

Bu yazı toplam 219 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim