Bugün 31 Ağustos 2025 Pazar
  • Antalya30 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    4562.425
    %0.00
  • Dolar
    41.0977
    %0.00
  • Euro
    47.9835
    %0.00

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

KÜRESEL ISINMA, SUSUZLUK VE TÜRKİYE

31 Ağustos 2025 Pazar 13:27

Adettendir, dünyanın asıl büyük meseleleri dünya halklarının bilgisinden ve gündeminden bilhassa uzak tutulur. Büyük felaketlerin yaklaştığını sadece devletleri yöneten üst düzey yöneticiler bilirler ve onlar da bildiklerini toplumlara zinhar söylemezler. Örneğin 1. Dünya Savaşı milyonlarca insanın yaşamını etkileyecek bir büyük felaketti, bu savaşın çıkacağını büyük devletlerin yönetici elitleri birkaç yıl öncesinden biliyorlardı, ama bu bilgiyi hem kendi uluslarından hem de bütün dünya halklarından özenle sakladılar.

Şimdilerde 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık ve gezegen ölçeğinde bir büyük felaketle karşı karşıyayız: küresel ısınma! Ve küresel ısınmaya bağlı ve onun doğal bir sonucu olarak aşırı ısınma, buzullarda erimeler, kuraklık ve anormal iklim değişiklikleri. Ancak, yine dikkatimizi çekiyor, her büyük felaket gibi bu gerçeklik de özenle dünya halklarından saklanmaya ve gündemden uzak tutulmaya çalışılıyor. Hiçbir devlet başkanı yahut yöneticisi, bu felakete dikkat çekemiyor ve bu meseleyi doğrudan topluma aktarmaya gerek duymuyor.

Bütün bilimsel çalışmalar, küresel ısınma felaketinin müsebbibi olarak sanayi devrimi ve sonrasına işaret ediyor. Petrol ve kömür gibi ağır madenlerin işlenerek kullanılmaya başlanılması ve kimyasal üretiminin artması, yıllar içerisinde atmosferdeki karbondioksit oranının yükselmesine sebep oluyor ve bu da, kaçınılmaz olarak güneş ışınlarının yeryüzüne düştükten sonra tekrar atmosfere dönüşünü yavaşlatıyor. Ve böylece yeryüzü fazla ısınmaya başlıyor. İşin özeti kısaca bu. Ve küresel ısınmaya sebep olan birincil faktör “insan”, daha doğrusu “sermaye yatırımları” olduğu için de, sermaye sahipleri insanlık için bu bir numaralı meselenin yeterince konuşulmasını istemiyorlar, mevzu budur. 

Peki ülkemizde durum nasıl? Çok açık gözlemleyebiliyoruz ki, ülkemizde son elli yılda binlerce çeşme, dere, göl vs kuruyup gitti. Buna bağlı olarak da yeraltı suları her geçen yıl daha aşağılara çekiliyor ve hızla azalıyor. Şunu hiç tereddüt etmeden ifade edebiliriz ki, Türkiye, su zengini bir ülke asla değildir! Tatlı su imkanı az olan bir ülkedir ve dahası, tatlı su kaynakları hızla tükenmekte, kirlenmekte ve kurumaktadır. Peki Türkiye kamuoyu bu vahim tablodan haberdar mı? Hayır. Çünkü Türkiye gündelik siyasetin, siyasi dedikoduların, particiliğin ve parti liderlerinin zırvalarının öylesine esiri olmuş durumda ki, kendi gündeminin asla farkında değil. Varsa yoksa “bizim parti, sizin parti, bizim başkan şunu dedi, onların başkanı bunu yapmadı…” Bir sürü içi boş zırva laf kalabalığı ile toplum meşgul ediliyor.

 Şimdi bir kısa parantez açmama lütfen izin veriniz; geçen aylarda bazı sosyal medya platformlarında da dile getirmiştim, burada bıraz daha açık ifade etmeye çalışalım, tezim şudur; eğer Dicle ve Fırat nehirleri bir gece ansızın kurusun, Kürt meselesi bir anda dünya gündeminden düşer”. Bu tezimin arkasındayım. Evet, Ortadoğu’da bir Kürt gerçeği vardır, evet, yaşadıkları coğrafyalarda kendi çıkarları için mücadele ediyorlardır, kabul. Ancak burada yaşanan sosyo-politik süreçler, Kürtleri de, Türkleri de, Arapları da aşan bir emperyal büyük projedir. Çünkü dünya sistemine yön veren finans-kapital elitleri, bu yüzyılın gıda ve su yüzyılı olacağını elbette biliyorlar. Ve bizim topraklarımızdan, Anadolu’nun doğusundaki dağlardan doğan bu iki büyük nehir, bu coğrafyanın tek yaşam kaynağı. Ve dolayısıyla, bu iki yaşam kaynağının kontrolü bölge halklarında değil, dünya sisteminin, yani finans-kapital çetesinin elinde olmak zorunda! Bu bölgede dünya finans-kapital zümresinin temsilcisi kim? İsrail. Demek ki Dicle ve Fırat’ın kontrolü de İsrail’e devredilmeli! İsrail’in Kürtlere bu kadar yaklaşmasının ve adeta Kürtlerin hamisi gibi davranmasının sebebi asla Kürtlere olan sevgilerinden değildir, Dicle ve Fırat havzalarına olan “sevgilerindendir”.

Özetle, dünyamız ve ülkemiz çok ciddi ve belki de artık geri dönülemez bir felaketin kapısından girmiş görünüyor; susuzluk, kuraklık ve aşırı ısınma. Eğer devletler ve toplumlar bu konuda yeterli bir duyarlılık örgütleyebilirlerse, belki bir nebze bu felaketin etkileri azaltılabilir veya ötelenebilir. Amma ve lakin, bu değerli zamanlar politikacıların zırva demeçlerinin arkasında koşarak harcanacak olursa, çok değil 25-30 yıl içinde milyonlarca insan küresel ısınma nedeniyle yaşamını yitirecek ve yüz milyonlarca insan da kuzey yarımküreye göç edecek.

Derdim kimseyi endişelendirmek ve tadını kaçırmak değil. Ama tablo sandığınızdan çok daha vahimdir ve bu ülkenin bir aydını olarak bunu dile getirmek benim görevimdir, hepsi bu kadar.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 281 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim