- IMKB
% - Altın
5762.826
%0.00 - Dolar
42.4927
%0.00 - Euro
49.3061
%0.01
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 18:43 - MERSİN’DE ABARTI EGZOZ DENETİMİNDE 50 ARACA 463 BİN TL CEZA
- 18:38 - ANTALYA'DA ŞİDDETLİ YAĞIŞ; YOLLAR GÖLE DÖNDÜ
- 18:18 - TFF 2. LİG: ISPARTA 32 SPOR: 1 -ALİAĞA FK: 1
- 17:23 - SDÜ’DEN EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ EVİNDE ÖLÜ BULUNDU
- 17:18 - SARI ALARM İLE UYARILAN ANTALYA’DA SAĞANAK ETKİSİNİ GÖSTERİYOR
- 16:23 - DÖNMEZ:"TÜRKİYE'YE ÖZGÜ BİR YAPAY ZEKA YASASINA İHTİYAÇ VAR"
- 16:18 - KONTROLDEN ÇIKAN TIR BARİYERLERE VE ELEKTRİK DİREĞİNE ÇARPARAK TARLAYA SAVRULDU: 1 YARALI
- 16:16 - 55 YILDA 21,3 METRE ÇEKİLDİ
- 16:03 - HATAY’DA ORMAN YANGINI
- 16:03 - ISPARTA MERKEZLİ DEV ’ARI KOVANI’ OPERASYONU: 850 MİLYONLUK KARA PARA AĞI ÇÖKERTİLDİ
- 15:57 - 26'NCI İŞ DÜNYASI ZİRVESİ BAŞLADI
- 15:53 - ALANYA’DA GELENEKSEL HAMSİ FESTİVALİ BAŞLADI 7 TON HAMSİ ÜCRETSİZ DAĞITILACAK
- 15:42 - KAVALOĞLU AKTOB'TA GÜVEN TAZELEDİ
- 14:08 - ALEVLER İÇİNDEKİ DAİREDE MAHSUR KALAN 3 KÜÇÜK ÇOCUĞU İNŞAAT İŞÇİLERİ VE MAHALLE SAKİNLERİ KURTARDI
- 13:53 - DOÇ. DR. ALİ SAMİ GÜRBÜZ: "İKİ ÇOCUKTAN DAHA AZ ÇOCUK YAPMA LÜKSÜMÜZ YOK"
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR


KÜRT VE ZAZA MİTOLOJİSİNİN ARKAİK TEMELİ
Bu makale; Saka Gök Tanrısından Zerdüştlüğe, Şehname’den “Kürt ve Zaza Mitolojisi”ne
Saka–Med–Pers–Turan hattında bir okuma denemesidir.
Saka (İskit) bozkırının Gök Tanrısı ile başlayan inanç çizgisi, Med ve Pers coğrafyasında güneş merkezli Mitra kültüyle derinleşmiş, Zerdüştlüğün iyilik–kötülük dualizmiyle sistemleşmiş, nihayet İslâm sonrası dönemde Firdevsî’nin Şehnamesi’nde mitolojik bir tarih kurgusuna dönüşmüştür. 19. asırdan sonra oluşturulan, bugün “Kürt mitolojisi” diye anlatılan pek çok efsane ve inanç katmanı aslında bu geniş Saka–Med–Hun–Pers–Turan havzasının yerel varyantlarıdır. Aynı şekilde “Zaza” adına dayalı modern kimlik ve “Zazaca” dile atfedilen kadimlik iddiaları da tarihsel olarak çok yenidir; 13.–14. yüzyıl müelliflerinde görülmeyen bu adın 17. yüzyılda Evliya Çelebi’de “Ekrâd-ı Zaza” şeklinde ortaya çıkması, meselenin tarihî derinliğini ciddi biçimde tartışmaya açmaktadır.[1]
Bu makalede, Saka Gök Tanrısı Papaios’tan güneş–Mitra kültüne, oradan Zerdüştlük ve Şehname’ye uzanan çizgiyi takip ederek; “Kürt” ve “Zaza” adları etrafında örülen modern mitolojilerin gerisindeki Turanî arka planı göstermeye çalışacağım. Dil meselesinde ise, Zaza/Kürt konuşma biçimlerinin Hint–Avrupa dil ailesine yerleştirilmesini reddetmekten ziyade, bu sınıflandırmanın tarihî ve tipolojik sınırlarını tartışacak; Zaza adının geç ortaya çıkışına dikkat çekerek “Zazaca”ya kadim, müstakil bir dil muamelesi yapmanın ilmî bakımdan problemli olduğunu vurgulayacağım.
Saka Gök Tanrısı Papaios, Herodotos’un aktardığına göre İskitlerin göksel en yüce ilâhı ve Yunanların Zeus’u ile özdeşleştirdiği “gök baba”dır.[7] Modern araştırmalar, bu tanrının adının kökünde “baba” anlamlı *Pāpaya şeklinin bulunduğunu, Papaios’un göğü ve ilâhî otoriteyi temsil ettiğini göstermektedir. Papa kelimesi buradan tekâmül eden bir tanımdır. Papaios olarak algılanan gök kubbeye Zerdüşt öncesi “Zaus” adıyla tapınılmıştır. Zeus kelimesi Asyatik bir kelimedir. Akdeniz havzası milletlerinde Zeus olarak gök kubbe kastedilmiştir. Etrüsklerde Zeus, tanrısal gök kubbe kabul edilmiş, adına kurban kesilmiştir.[7] Bu baba tanrı, daha sonraki mitolojik çağlarda insan şeklinde betimlenen bir tanrıya dönüşerek mabetleri yapılmıştır. Bu Gök Tanrı, daha sonra Hun, Göktürk ve Oğuz geleneğinde Tengri adıyla karşımıza çıkacak olan göksel babanın erken bir görünümüdür. Saka–İskit hayvan üslubunda gördüğümüz güneş kursları, Hitit güneşi, kartal, geyik, at figürleri; bozkırın göğe ve güneşe dönük inanç ufkunu açıkça yansıtır. İran ve Turan’ın Derinlerinde adlı eserimde de vurguladığım gibi, Papaios ile Tengri arasındaki süreklilik, İran platosu ile Türkistan bozkırını ayırmayan, tam tersine birbirine eklemleyen bir “Turan” tasavvuruna işaret eder.[2]
Bu göksel Tanrı’nın güneşle özdeşleşmesi veya güneş aracılığıyla görünür hâle gelmesi, Saka–Med–Pers–Hun hattında Mitra/Mihr kültüyle yeni bir boyut kazanır. Eski İran geleneğinde Mitra, önce “ant, söz, ahit ve ışık” tanrısıdır; Avesta’da Ahura Mazda’nın yardımcı ilâhlarından biri olarak anılır. Zamanla, özellikle Sasani devrinde Mitra’nın güneşle ilişkisinin güçlendiğini; Kirmanşah şehrindeki Tâk-ı Bostan ve Persepolis yakınlarındaki Nakş-ı Rüstem kabartmalarında Mitra’nın kralın arkasında ışınlarla çevrili bir figür olarak tasvir edildiğini gördüm.[2] Mitra, tapınılan güneştir. Anadolu’da 25 Aralık’ta Mitra festivalleri yapılırdı. Konstantin, İsa’nın doğum gününü bu güne denk getirdi. Mardin’deki güneş tapınağı, yeni bulunan Diyarbakır’daki Zerzevan tapınak kalıntıları Mitra kültüne aittir.[7] Mitra, antların ve anlaşmaların koruyucusu olarak ateşle, dolayısıyla da güneşle ilişkilendirilir; iyi–kötü mücadelesinde ışığın ve doğruluğun yardımcısıdır. Bu kültün temeli, Türk’ün yaratılış destanındaki Tanrı Kayra Han ve yer tanrısı Erlik Han’ın versiyonlarıdır. Hazar Denizi bölgesi ve tüm İran’da Mitra ve Zerdüştlüğe evrildi.[2]
Bozkırdaki Gök Tanrı–güneş inancının, İran platosunda Mitra adıyla daha “hukukî–ahlâkî” bir içerik kazandığını söylemek abartılı olmayacaktır. Mitolojiden Felsefeye kitabımda ifade ettiğim üzere, “bozkırın Gök Tanrısı dağların ardında Mitra adıyla güneşe iner, soyun töresini gökten yere indiren artık bu ant tanrısıdır.”[3] Bu cümle, Saka Gök Tanrısı ile Zerdüştlük arasındaki köprüde Mitra’nın merkezi rolünü güzel özetler.
Zerdüştlük (Mazdeizm), bu mirası alıp büyük bir teolojik–ahlâkî sisteme dönüştürür. Ahura Mazda hikmet sahibi Yüce Rab; ona karşı çıkan Ehrimen ise kötülüğün, karanlığın, yalanın ilkesidir. Dünya, iyi düşünce–kötü düşünce mücadelesi olarak görülür; yazatalar bu mücadelede Ahura Mazda’nın yardımcı güçleridir. Güneş ve ateş kutsaldır; ama tanrılaştırılmaz, tanrısal ışığın ve hakikatin sembolü olarak yüceltilir. Ateş tapınakları, hem İran’da hem Kafkasya’da hem de Zagros eteklerinde bu yüzden yüzyıllarca yaşamıştır.[6] Mitra da burada hem güneşle hem ant ve adaletle ilişkilendirilir; Mehregan bayramı, sonbahar hasat bayramıdır, eskiden altı gün kutlanırdı. Ahura Mazda dünyayı altı evrede yaratmıştır. Bunlar sırasıyla; gökyüzü, su, toprak, bitkiler, hayvanlar ve insandır. Diğer tek tanrılı dinlerde de bu evreler görülür. Bu bayram şimdi bir gün kutlanıyor ve Şeb-i Yelda gibi bayramlar bu geleneğin halk hafızasındaki tezahürleridir. Şeb-i Yelda 21/22 Aralık’ta kutlanır. En uzun gecenin son bulması, Tanrı Mitra’nın yüzünü göstermesidir. Bu iki bayram da tüm Turan coğrafyasında kutlanan töresel bayramlardır.[6]
Bu inanç tablosuna bugün “Kürt coğrafyası” diye anılan Zagros–Elburz dağ kuşaklarından baktığımızda; dağ zirvelerinde ateş yakma, Nevruz’u zulme başkaldırının ve yeniden doğuşun günü olarak kutlama, güneşe ve ışığa dönük dualar, açıkça Zerdüştlük ve Mitra geçmişinin yerel izleri olarak okunabilir.[5] Bunlar yalnız “Kürtlerin arkaik inancı” değil; Saka, Med ve Pers’i içine alan geniş İranî–Turanî havzanın ortak mirasıdır.
İşte tam bu noktada, İslâm sonrası İran dünyasının büyük destanı Şehname, bu inançların ve mitlerin yeniden yazıldığı bir sahneye dönüşür. Dahhâk kıssası, Avesta’daki Aži Dahāka canavarının insanileştirilmiş bir versiyonu olarak, omuzlarından yılanlar çıkan tiran kralı anlatır. Her gün iki gencin beyninin bu yılanlara kurban edilmesi, kötülüğün kurumsallaşmış zulme dönüşmesini simgeler. Bu anlatıda Demirci Kava (Kāveh) figürü, çocukları Dahhâk tarafından öldürülen ve sonunda isyan bayrağını açan zanaatkârdır; deri önlüğünü mızrağa geçirip “Derafş-ı Kâviyânî”ye dönüştürmesi, zulme karşı halk direnişinin sembolü hâline gelir.[3][6]
Klasik rivayete göre saray cellatları Armayel ve Garmayel, her gün öldürmeleri gereken iki gençten birini gizlice kurtarır; kurbanların beynini koyun beyniyle değiştirerek Dahhâk’ı aldatırlar. Kurtarılan gençler dağlara, uzak yaylalara gönderilir. Şehname şerhlerinin ve modern yorumların önemli bir kısmında, dağlara kaçırılan bu gençler Kürtlerin mitolojik ataları olarak kabul edilir; günümüzde de Nevruz–Kava–Dahhâk üçgeni, modern Kürt milliyetçiliğinin kurucu miti hâline getirilmiştir. Modern bir makalede bu anlatının “modern Kürt milliyetçiliğinin menşe miti” olarak nasıl geriye doğru okunup millîleştirildiği ayrıntılı biçimde gösterilmiştir.[7]
Ancak şu hususun altını çizmek gerekir: Firdevsî, “Kürtleri” tarihsel–etnolojik anlamda değil, dağlara sığınmış, merkezin zulmüne karşı yaşayan periferik bir halk tipinin adı olarak kullanır. Şehname’nin bu kısmını, Saka–Mitra–Zerdüşt çizgisinde gelişmiş “dağ, güneş, ateş ve tirana isyan” motiflerinin İslâm sonrası Fars edebiyatında yeniden paketlenmiş bir versiyonu olarak görmek daha isabetlidir. Oğuz Kağan mitinde de su başındaki ejderhayı öldürerek soyunu kurtarma motifi işlenmiştir. İki efsanede yılan vardır. Mitolojiden Felsefeye’de söylediğim gibi, mitler çoğu zaman “sonradan kurulmuş kimliklerin geriye doğru uzattığı soy kütükleri”dir; Dahhâk–Kava–Kürt üçgeni de bu bakımdan tipik bir örnektir.[3]
Bu genel mitolojik çerçeve kurulduktan sonra, mesele dil ve etnik adlandırmaya, özellikle de “Zaza” adı ve “Zazaca” dili tartışmasına gelmektedir. Burada tarihî kaynakların kronolojisi çok önemlidir. 13.–14. yüzyıl İslâm tarih yazıcılığının büyük isimleri –meselâ İbnü’l-Esîr ve İbn Haldun– eserlerinde “Ekrâd”dan, yani Kürtlerden söz ederler; fakat bugünkü anlamda Zaza adını ayrı bir kavim veya dil ismi olarak zikretmezler.[5] İbn Haldun, Mukaddime’de Kürtleri asabiyet ve göçebe topluluklar bağlamında ele alır; ama Zaza diye müstakil bir kimlikten söz etmez. Herodot Kürt kelimesinden bahsetmez. MÖ 401–400 yıllarında Onbinlerin Dönüşü adlı eserinde Ksenophon Kürtlerden bahsetmez. Kürtlerden ilk söz eden, 1887–1966 yılları arasında yaşayan Rus oryantalist V. F. Minorsky’dir.[7] Bu bilgilerden hareketle “Kürt diye bir kavim yok” demiyoruz. Yoksa bile, kişi kendisini hangi millete mensup ediyorsa, o milletin dilini de konuşuyorsa o millettendir. Ben kendini Kürt hisseden fakat bir kelime Kürtçe bilmeyen Kürtçülere şahit oldum. Bunlara Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları kitabında “akıl hastası” diyor.[4]
Osmanlı kayıtlarında “Zaza” sözcüğüne rastlanması ise, bildiğimiz kadarıyla 17. yüzyılda Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’siyle başlar. TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Zazalar” maddesi, “Zaza” kelimesinin aşiret, kabile, bölge, köy ve şahıs ismi olarak kullanıldığını; Evliya Çelebi’nin Bingöl yaylası ve Çapakçur yöresine geldiğinde, bölgedeki Kürt aşiretlerini sayarken bunlar arasında “Ekrâd-ı Zaza (Zaza Kürdleri)” ifadesini kullandığını belirtir.[1] Başka araştırmalar da “Zaza” adının Osmanlı döneminde ortaya çıkıp zamanla yaygınlaştığını, öncesinde bu şekilde bir kullanımın kaydedilmediğini vurgular.[7]
Ayrıca bazı modern çalışmalar “Zaza” etnoniminin bir exonym olduğunu, yani halkın kendisine verdiği bir ad değil, dışarıdan yakıştırılmış bir lakap olduğunu belirtir; kelimenin “kekeme, peltek” anlamına gelen bir kökten veya “fazla sibilant–sürtünmeli ses barındıran konuşma”ya yapılan alaycı bir göndermeden türemiş olabileceği öne sürülür.[7] Ziya Gökalp de “Zaza” adının Dunbul halkına Türkler tarafından verildiğini, Zazaların ve Kurmançların kendi aralarında bu adı kullanmadıklarını yazar; modern bir makalede Gökalp’in bu görüşüne atıfla, “Zaza” adının tarihte daha çok Sünnî Zazalar için kullanılan bir ad olduğuna dikkat çekilir.[4][7] Bana göre Zaza kelimesi tabiat taklidi Asyatik bir kelime.
Bütün bu veriler bir araya getirildiğinde şu kronoloji ortaya çıkıyor:
- İlk “Kürt” adı Sasaniler döneminde I. Ardeşir’in Âmeller kitabında, 3. yüzyılda “çadırda yaşayan yarı göçebe (yörük)” manasında kullanılmıştır.[5] Mitolojik devirlere atıfla Firdevsî kullanıyor. Zagros Dağları’nın düzlüklerinde yaşayan acımasız ve tanrısız bir göçebe toplum olarak tavsif etmiştir. Bu devirlerde “Zaza” adı yoktur.
- “Zaza” kelimesi, Osmanlı dönemi metinlerinde, özellikle 17. yüzyılda Evliya Çelebi’de “Ekrâd-ı Zaza / aşiret-i Zaza” şeklinde, belli Kürt aşiretleri için kullanılan bir lakap olarak görünür.[1]
- 19.–20. yüzyılda Avrupa dilbilimi, bu bölgede konuşulan bazı lehçeleri ayrı bir İranî dil olarak tasnif ederken “Zaza” adını dil ismine de taşır; böylece “Zazaca / Zazakî” terimi yerleşir. Modern dilbilim, Zazakî’yi Hint–Avrupa dil ailesinin İran kolunda; Kuzeybatı İranî diller içinde Zaza–Goran alt grubunda müstakil bir dil olarak sınıflandırır.[7] Ancak burada iki noktayı birbirinden ayırmak gerekir:
Birincisi, filolojik sınıflama, bugün eldeki ses, biçim ve söz varlığı verisine dayanır; tarihî etnonimlerin kullanım süresini tek başına garanti etmez. Bir dilin bugün ayrı bir dil gibi tanımlanması, bu adla binlerce yıldır var olduğu anlamına gelmez.
İkincisi, “Zazaca” adının tarihî derinliği, Evliya Çelebi öncesinde kaynaklarda görünmemesi sebebiyle sınırlıdır; bu nedenle, 13.–14. yüzyıla, hatta daha eskiye ait dinî ve mitolojik malzemeyi “Zaza diliyle yazıldı/konuşuldu” diye etiketlemek, anakronizm riskini barındırır.[1][7]
Bu bakımdan, Zaza adının 17. yüzyıl gibi görece geç bir dönemde kaynaklara girmesini dikkate almadan “Zazaca” adıyla kadim, müstakil bir dil inşa etmek ilmî açıdan sağlıklı değildir. Burada benim kanaatim şudur: “Zaza” adını esas alarak “Zazaca” diye tarihsel kökleri çok eskiye dayanan ayrı bir dil tasavvuru kurmak yanlıştır; daha doğru olan, bu konuşma biçimini Saka–Med–Pers–Turan hattında şekillenmiş geniş Asyatik dil–kültür alanı içinde, bölgesel bir söyleyiş olarak değerlendirmektir.
Nitekim benim Zazacanın Sınıflandırılması ve diğer çalışmalarımda vurguladığım gibi, Zaza ve Kürt konuşma biçimleri sonekli (sondan eklemeli) olmaları, cümle kuruluşunda fail (özne)–tümleç–fiil (yüklem) düzeni, birçok temel kökün Saka–Med–Turan coğrafyasında izlenebilmesi gibi özellikler bakımından klasik Hint–Avrupa tipolojisinden önemli ölçüde ayrılıyor. Daha çok Ural–Altay/Türkî dillerle paylaşılmış bir Asyatik/Turanî yapı gösteriyor. Burada modern filoloji ile tarihsel–tipolojik gözlemi bir araya getiren bir ara formül mümkündür:
Zazakî ve Kürtçeyi İranî dil ailesi içinde sınıflandırmak, bugünkü verilerle filolojik açıdan anlaşılır; ancak bu dilleri konuşan toplulukların tarih boyunca Saka, Med ve Pers’le, Hun’la iç içe yaşayan Turanî/bozkır halklarıyla etnik ve kültürel kaynaşma içinde olduklarını, bu nedenle “İranî” ve “Turanî” ayrımının modern ideolojik şemalar kadar keskin olmadığını kabul etmek gerekir.[2][3]
Bu kabul, “İranî = Aryen ırk = Batılı” şeklindeki 19. yüzyıl ideolojik formüllerini de ilga eder. Modern genetik ve antropoloji, zaten “Aryen ırk” denen şeyin biyolojik bir gerçeklik olmadığını, İç Asya–İran–Anadolu hattının binlerce yıldır karışık bir nüfus tarihi sunduğunu göstermektedir.[7] Benim Ziya Gökalp ve Türk Töresi kitabımda Gökalp’in “Turan”ı yalnız Türklerin değil, geniş bir Asya havzasının manevî yurdu olarak okuyan yaklaşımı da bu bakımdan önemlidir; burada belirleyici olan “ırk” değil, töre ve kültürdür.[4]
Bütün bu veriler ışığında konuyu toparlarsak; Saka Gök Tanrısı Papaios’tan güneş–Mitra kültüne, oradan Zerdüştlüğün ışık–karanlık mücadelesine ve Şehname’de Dahhâk–Demirci Kava–dağlara kaçan halk anlatısına kadar uzanan çizgi, bugün “Kürt ve Zaza mitolojisi” diye adlandırılan efsane ve inançların arka planını oluşturan Turanî–İranî ortak mit havuzudur. “Kürt” ve “Zaza” adları bu havuza sonradan eklenmiş, özellikle de “Zaza” etnonimi 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı metinlerinde beliren geç bir lakap olarak, modern çağda kimlik ve dil adına dönüştürülmüştür.[1][5] Bu nedenle, Zaza ve Kürt mitolojilerini, Saka–Med–Pers–Hun sarmalında gelişen Turanî mitler bütününün yerel varyantları olarak görmek; hem tarihî kaynakların kronolojisine hem de bozkır–dağ coğrafyasının ortak ruhuna daha uygun düşmektedir.
DİPNOTLAR / KAYNAKLAR
[1] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Zazalar” maddesi, ilgili kısımlar.
[2] Muharrem Yellice, İran ve Turan’ın Derinlerinde, Platanus Yayınları, Ankara 2020, s. 21.
[3] Muharrem Yellice, Mitolojiden Felsefeye, Kaynak Yayınları, İstanbul 2024.
[4] Muharrem Yellice, Ziya Gökalp ve Türk Töresi, Platanus Yayınları, Ankara 2020, s. 284 ve ilgili bölümler.
[5] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kürtler” ve ilgili maddeler.
[6] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Zerdüşt”, “Mecûsîlik” vb. ilgili maddeler.
[7] Wikipedia, Herodotos, Mithra, Minorsky, Evliya Çelebi ve ilgili başlıklara dair maddeler.
KÜRT VE ZAZA MİTOLOJİSİNİN ARKAİK TEMELİMUHARREM YELLİCE
ROMAN KAHRAMANI AYÇİÇEKLERİGAZANFER ERYÜKSEL
CAM KENARI…HASAN YAKUP CANGÜVEN
-YOR EKİNİ KIRPANLARŞENER METE
KÜRT SORUNUNURİ SEZEN
ÜÇ ÇEYREK ÖMÜRDE SON DÜZLÜKYALÇIN DUMAN
KONDİSYON İYİLEŞİYORKAHRAMAN KÖKTÜRK
GEÇMİŞTEN AL DERSİ!..VEDAT GÜRHAN
NURİ SEZEN SERGİLERİNE BİRKAÇ SÖZHALİL ERDEM
BAHÇELİ NE YAPMAK İSTİYOR?ALİ İHSAN DİLMEN
KURTLUKTA KANUN DÜŞENİ YEMEKTİREŞREF URAL
URUMMİ'DEN RUM'A (ANADOLU)-3ALİ YILDIZ
NEDEN BİZDE KOMEDİ’DE PORNOGRAFİ, İNGİLTERE’DE HİCİV?TARIK ÇELENK
ORMAN YANGINLARI ÜZERİNE-2AHMET GEDİKAĞAOĞLU
ANADOLU'DAN GELEN SESSİZ DİP DALGASIGÜRSEL KAYA
ŞİİRLER VAR, DEĞİŞTİRİRBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ATEŞTEN GÖMLEK: RIZA PERÇİN DÖNEMİSÜLEYMAN EKİN
KAZAK TÜNELLERİ'Nİ KAZAKLAR MI YAPTI?M.ZAFER ÇAĞLAR
DEDEMİN BİR ÇİFT AYAKKABISIŞÜKRAN KAYA
11 KASIM 2025 SABAHI TÜRKİYE FOTOĞRAFLARIPROF DR RAMAZAN DEMİR
EMEKLİLİĞİN MUCİZESİ: AZ YE, UZUN YAŞADİLEK DEMİRKAN
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KIŞ UYKUSUNA…..! !TURGAY ALP
TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİNİN SAYISI AZALTILMALI MI?AV İBRAHİM GÜLLÜ
SON ÇAĞRI:YANLIŞ "DURUŞMA" DAN DOĞRU "TARTIŞMA" YA DÖNELİMPROF DR SAMİ SELÇUK
HÜKÜMLÜLER İÇİN İŞBİRLİĞİ
GASTROANTALYA'YA BELEK ÜNİVERSİTESİ DAMGASI
10'NCU ANTALYA EDEBİYAT GÜNLERİ SONA ERDİ
GÖRÜNMEYEN ENERJİ: MODA ENDÜSTRİSİNİN GİZLİ BEDELİ
BÜYÜK FİNAL ANTALYA'DA YAPILDI
BESTECİSİNİN DUYAMADIĞI EFSANE ANTALYA'DA
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ DIŞ PAYDAŞLARI BİR ARAYA GETİRDİ
RUS SANATÇIDAN OYUNCAK MÜZESİNE BAĞIŞ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





