- IMKB
% - Altın
6865.09
%0 - Dolar
48.7547
%0 - Euro
55.9994
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 13:08 - HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
- 12:18 - BELEDİYENİN FOTO KAPANINA SALDIRI
- 12:13 - 2 BİN YILLIK ATMOSFERDE SANAT VE MANZARA BULUŞTU
- 11:43 - ESKİDEN ÇUL DOKUMA VE KIL ÇADIRDA KULLANILAN KOYUN KILLARI ARTIK ÇÖPE GİDİYOR
- 11:41 - GÖÇ YOLUNDA ÇOK SAYIDA TEHDİT
- 11:23 - MURATPAŞA, ALZAYMIR FARKINDALIĞI İÇİN YAŞLI EVLERİNDE BULUŞTU
- 11:23 - 33. ULUSLARARASI ASPENDOS OPERA VE BALE FESTİVALİ’NDE CARMİNA BURANA SEYİRCİYLE BULUŞTU
- 11:18 - ADANA’DA GENÇ ŞAHIS BOŞ ARAZİDE ÖLÜ BULUNDU
- 11:03 - ANTALYA’DA PANELVAN KONTROLDEN ÇIKTI: 1 YARALI
- 11:03 - YANGINDA KÜLE DÖNEN KARGILAR 3 HAFTADA YENİDEN FİLİZLENDİ
- 10:58 - İHA’YA ’YILIN EN İYİ SPOR HABERİ’ ÖDÜLÜ
- 10:48 - VALİDEN KUM HIRSIZLIĞINA KARŞI BOĞAZ SAHİLİ’NE KAMERALI TAKİP TALİMATI
- 10:38 - AYNI CADDEDE BİRKAÇ DAKİKA İÇİNDE 2 AYRI KAZA
- 10:28 - KAHRAMANMARAŞ’TA KADINLARIN İMECE USULÜ YUFKA EKMEK MESAİSİ
- 10:23 - MERSİNLİ MUHTARLAR SABAH SPORUNDA BULUŞTU
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR


LONDRA VE ÇEVRE İZLENİMLERİM
Torunların hatırına birkaç aylık aralıklarla Londra’ya gitmek gerekiyor. Vize almak aslında zor değil; fakat işlemler hem pahalı hem de zahmetli. Kızım sayesinde belki de son beş yılda meraklı bir İngiliz kadar bu ülkeyi gezdiğimi söyleyebilirim. Ancak vize dâhil kızımın evine ulaşma mücadelesi, bende adeta malum televizyon kanalındaki “Survivor” yarışmacısı hissini uyandırıyor. Özellikle belirli bir yaştan sonra ucuz biletli uçak yolculukları ve aktarmalar giderek yorucu bir rutine dönüşüyor. Bu deneyimler, ülkemizde statü ve paraya sahip olanların ne kadar ayrıcalıklı bir konumda bulunduğunu da her defasında hatırlatıyor.

Yazılarımda sıkça Londra’da, havalimanından itibaren farklı etnik grupların çokluğuna ve bunun ülkenin emperyal geçmişini bugüne nasıl yansıttığına değinirim. Bu kez benzer görüntüler bana “İngiltere İslamlaşıyor mu, ama nasıl?” tartışmalarını anımsattı. Radikal akımların bu ülkede karşılık bulup bulamayacağını, Anglo-Sakson toleransının buradaki Müslüman cemaatler üzerinde doktriner ya da davranışsal bir etkiye sahip olup olamayacağını düşündüm.
Kalacağım günler sınırlı olduğu için kızımın önerisiyle daha önce görmediğim iki önemli mekâna gittik: Kew Garden ve Londra Kalesi. Kew Garden uçsuz bucaksız bir botanik parkı. Dikkat çekici olan husus, buranın bin yılı aşan tarihinde prensesler ve elitlerin düzenli katkılarıyla şekillenmiş olmasıdır. Bu kültürde bahçe oluşturmak yalnızca bir estetik ve sanat anlayışı değil, aynı zamanda bir otorite göstergesidir. Dünyanın farklı bölgelerinden bitki örnekleri getirmek, zamanında elitler arasında adeta bir rekabet alanına dönüşmüştür. Bizde ise şehzade ve beylerin bahçe ve estetik düşkünlüğünden söz etmek zordur; çünkü bizim elitler hiçbir zaman merkezi otoriteden bağımsız olamamışlardır.

Londra Kalesi ise yalnızca bir kale değil, dokuz yüzyıllık küçük bir şehir görünümündedir. Belki de burası, II. Dünya Savaşı dâhil İngiliz tarihinin yaklaşık 850 yıllık hikâyesini taşır. Tudor hanedanından Anne Boleyn ve VII. Henry’ye kadar tüm trajediler burada yansır. Tudorlar dönemindeki taht kavgaları, Osmanlı’daki benzer trajedilerden az değildir; hatta kimi yönleriyle daha da fazladır. Prensler, prensesler, çocuklar ve danışmanlar “taht oyunları” ya da bizim deyimimizle “devlet bekası” uğruna sıkça katledilmiştir.
Dikkatimi çeken hususlardan biri de Tudor döneminde kralların danışmanları, din adamları ve siyasetçileri arasında Thomas More gibi çağını etkilemiş düşünürlerin bulunmasıdır. Bu kişilerin yaşamları genellikle işkenceyle son bulsa da, Cromwell deneyimi dâhil İngiliz tarihi, toplumsal düzeyde yaşananlardan ders çıkaran dinamik bir sistemin sürekliliğini yansıtır. Her deneyim, güçler ayrılığı ve denetlenebilirlik ilkesine doğru atılmış bir adım olmuştur. Bizde ise belirleyici özellik, yaşananlardan ders çıkaramamak ve aynı hataları tekrar etmektir.
Uzun süredir görmek istediğim Westminster Abbey’i ziyaret etme fırsatı da buldum. Burası, Büyük Britanya’nın kurucu mitinin bugüne kesintisiz uzanan bir anıtı gibidir. Darwin, Dickens, Eliot, VII. Henry ve Mary gibi bilim, edebiyat ve kraliyet figürlerinin mezarları burada yer alır. Bu mekân, İngiliz kimliğinin inşasında kesintilerden ve çarpıtmalardan uzak, sürekli bir tarih anlayışını temsil eder.
Cuma günü Battle kasabasına gittik. Kasaba ve Battle Manastırı, 14 Ekim 1066’da yapılan Hastings Savaşı’na şahitlik etmiştir. Bu savaş, Normanlar ile İngilizler arasında ülkenin kaderini belirlemiş, galip Norman kralı, mağlup İngiliz kralının öldüğü yere küçük bir anıt yaptırmıştır. Savaş sonrası ülkede yüz yılı aşkın bir süre Fransızca egemen dil olarak kullanılmıştır.

Bölgede giderayak T. E. Lawrence (1888-1935) evi ve mezarının bulunduğu Dorset bölgesine uğradık. Lawrence, İskoç bir asilzadenin beş gayrimeşru çocuğundan biridir. Annesi sonradan Çin’e misyoner rahibe olarak gitmiştir. Oxford’daki nitelikli eğitimiyle öne çıkan Lawrence, tanınmış bir arkeolog, tarih ve diller uzmanı bir akademisyendir. İlginç olan, onun orduya yazılarak Kahire ve Arabistan çöllerine gitmesidir. Bizde sanıldığının aksine Lawrence veya Bell gibi Ortadoğu’yu şekillendirenlerin İngiliz derin devletiyle organik bağları yoktur; tam tersine çoğu zaman bürokrasiyle anlaşmazlık yaşamışlardır. Ancak bir noktadan sonra devlet onlarla ilişkiye geçmiştir.
Temel soru şudur: Bell ve Lawrence gibi insanlar neden malikânelerini bırakıp hayatlarını Arap çöllerinde mücadeleyle geçirmeyi seçerler? Ortak noktaları arkeoloji, dil ve tarih alanlarında otorite olmalarıdır. Ayrıca Lawrence’in 14 yaşından itibaren “Haçlı” olmaya özenmesi, güçlü bir Haçlı romantizminin motivasyon kaynağı olabileceğini düşündürür. Lawrence Araplarla sağlam empati kurmuş, son yaşadığı evi bile bir Arap çadırına dönüştürmüştür. Sykes-Picot sürecinde Araplara ihanet gerekçesiyle İngiliz hükümetiyle ters düşmüş, Kahire Barış Konferansı sonrası depresifleşmiş, iki defa ismini değiştirmiştir. Keşke bizim paşalar da Lawrence gibi Arapların güvenini kazanabilseydi.
Bu örneklerde görüldüğü gibi, burada tarihi değiştiren kişilerin ciddi felsefi ve akademik donanımları vardır. Onlar bir fikri önce inşa edip sonra projeye dönüştürürler. Bizde ise tarihi şekillendirenler genellikle pratik kaygılar veya aceleyle hareket eder; fikir yol ve eylem esnasında akla gelir.
Yıllar içinde gördüklerim, tartışmasız biçimde bin yıllık kararlı ve süreklilik arz eden bir muhafazakârlığın İngiliz toplumsal yapısında hep var olduğunu gösteriyor. Lawrence veya Bennett gibi Ortadoğu-İslam dünyasının tarihini etkilemiş kişiler, hayatlarının sonunda kendi muhafazakâr kasabalarına dönüp mütevazı yaşamlarına çekilmiş ve kasaba kiliselerinin mezarlığında sonsuz yolculuklarına uğurlanmışlardır. Bu durum, İngiliz kasabalarının tarihi kilise mezarlıkları ve çevre düzeni ile bizim köy camilerinde yeşile ve çevreye gösterilen özen
arasındaki farkı da hatırlattı.
İngiliz toplumunun muhafazakârlığını Türkiye’deki benzer eğilimlerle doğrudan karşılaştırmak kolay değildir. İngiltere’de dinî semboller ve inanç pratikleri, kimi açılardan gotik ve tartışmaya açık olsa da toplumsal hayata yansımaları köklü ve süreklidir. Bunun temelinde, İngiliz tarihinin yaklaşık bin yıllık süreçte büyük kesintilere uğramamış olması, kentleşmenin erken tamamlanması, büyük ölçekli iç göçlerin yaşanmaması ve imparatorluk deneyiminden kaynaklanan vizyon etkili olmuştur.
Türkiye’de ise durum farklıdır. Göç olgusu ve kasaba kültürünün sürekliliği, bireylerin güvenliği çoğunlukla grup aidiyetinde ve lider figürlerinde aramalarına yol açmıştır. Din, toplumsal yaşamda sürekli olarak kimlik ile iç içe işlev görür. Gelenek sürekliliği, farklı tarih anlatılarının dayatılması ya da toplumsal mekânların yıkılıp dönüştürülmesi nedeniyle sıkça kesintiye uğrar. Ayrıca büyük grupların-politik kabilelerin dışına çıkılamaması, siyasi otoritenin tartışmaya kapalı olması ve din ile ahlakın bağımsız yorumlanmasına yönelik engeller, toplumsal düşüncenin gelişimini sınırlayan başlıca unsurlardır.
Bu seyahatimde en azından şunu anladım: İngiliz aklı ile “derin devleti” aynı şey değildir. İngiliz aklı, kesintisiz yüzyıllara dayanan bir sivil gelenekten besleniyor. Belki de İngiliz aklı, derin devletini toparlayan unsurdur; ne dersiniz?
Medyascope'tan alıntılanmıştır.
KURTLAR VADİSİ KOMÜNİTESİTARIK ÇELENK
12 EYLÜL’DEN BİR GÜN ÖNCEMUHARREM YELLİCE
BÜYÜK AMBALAJI ALDIM, DAHA UCUZA GELDİ!” DİYE DÜŞÜNMEYİN!AV İBRAHİM GÜLLÜ
GİRİŞİMCİ RUHLU KADINLARALYA ŞAHİN
ZAMAN VE TOPRAĞIN RİTMİIŞIK YARGIN
RESSAM MUSTAFA AYAZ VE ANSAN ÜZERİNEYUNUS YAŞAR
BEN Mİ HÜLYALI BİR ÇOCUKTUM YOKSA...OYA ÖZGÜR
NİYETİNİZ BATSIN!..VEDAT GÜRHAN
BAŞARI KAÇ PUAN?PINAR TEYİN
EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ADALETSİZLİKAHMET DİKİCİ
SORUN BELLİ , ÇÖZÜM İÇİN BEKLEMEYELİMMEHMET YENİKAYNAK
ÇULYEDİEŞREF URAL
GÖKKUŞAĞININ SEKİZİNCİ RENGİ EVLATBİHTER GÖRDÜ
YAPAY ZEKÂ UYANIKKEN KANUN KOYUCU UYUYAMAZTUGAY TOYDEMİR
EKONOMİDE HEDEFLERE ULAŞILABİLİR Mİ?PROF DR MUSTAFA YILDIRAN
ATATÜRK’ÜN İZİNDE OTELLER-5NİZAMETTİN ŞEN
ULUS DEVLETNURİ SEZEN
YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA BAŞLARKENHASAN YAKUP CANGÜVEN
ESENLİĞE GİDEN YOL BAKTIĞIMIZ PENCEREDEBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ANADİLİ DIŞINDA ESER VEREN TÜRK YAZARLARGAZANFER ERYÜKSEL
OSMAN ÖZKÖYLÜ ANTALYASPOR İÇİN DOĞRU HOCA MI?KAHRAMAN KÖKTÜRK
BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞUDUR 9 EYLÜLPROF DR RAMAZAN DEMİR
İNTERNET ALIŞVERİŞİNDE KARGO SORUNLARI: SORUMLU KİM?AV CÜNEYT KARASU
ÇİFTÇİYİ KAYBEDERSEK, MUTFAĞIMIZI KAYBEDERİZTALİP BAYRAM
HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
BOZANER YENİDEN ADAY
BERKAY BAHAR, KADIN İŞİ DÜNYASININ BEKLENTİLERİNİ DİNLEDİ
OPERA VE BALE FESTİVALİ VERDİ’NİN GÖRKEMLİ OPERASI “ATTİLA” İLE BAŞLADI
GAZANFER ERYÜKSEL'İN GRAVÜRLER ŞİİR KİTABI ŞEY KİTAP'TA
MÜZİK TELİFİNDE 'TEK ÇATI, TEK FİYAT' TALEBİ
İMPARATOR ATTİLA KILICIYLA SAHNEYE ÇIKACAK
ANTALYA HAVALİMANI'NDA AĞUSTOSTA 5,8 MİLYON YOLCU TRAFİĞİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





