Bugün 05 Mayıs 2026 Salı
  • Antalya9 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6597.22
    %0.47
  • Dolar
    45.2074
    %0.05
  • Euro
    52.8518
    %0

M. ALİ ÖZDOĞAN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
M. ALİ ÖZDOĞAN / KONUK YAZAR

M. YELLİCE'NİN YAZISINA İSTİNADEN

05 Mayıs 2026 Salı 05:48

Muharrem Yellice’ninMEVLİD’DEN MENZİL’E, AYRILIKÇILIKTAN UMUT HAKKINA” başlıklı yazısına İstinaden

Muharrem Yellice antalyasonhaber.com’da takip ettiğim, yazılarını okuduğum yazarlardan. Pek çok yazısından istifade etmişimdir. Fakat onu takip etmem  onunla her zaman aynı düşündüğüm anlamına gelmiyor. Örneğin onun Mevlid’den Menzil’e, Ayrılıkçılıktan Umut Hakkın” başlıklı yazısında katılmadığım pek çok nokta var. Bu yazıyı da o yazıyı okuduktan sonra okumanız daha sağlıklı olur.

Yazı, laiklikten verilen tavizlerin doğrudan “tarikatların devleti ele geçirmesi”ne yol açtığını iddia ediyor. Ancak sosyolojik açıdan laiklik-din ilişkisi tek yönlü bir sebep-sonuç ilişkisi değildir. Yazının ikinci paragrafı “Arapça ezan ve mevlit ile açılan gedikten içeri sızan siyasal İslam,…” cümlesiyle başlıyor. Ezan ve Mevlit bu toplumda yüzlerce yıldır var olan bir gerçeklik. Sızma tabiri  “yüzlerce yıllık bir toplumsal gerçeğin” dışarıda bıralkıldığını görmezlikten gelmek demek. Toplumsal talepler, kültürel kimlikler ve siyasal iktidarların pragmatik tercihleri bu süreci şekillendirir. Dolayısıyla “1950’de Arapça ezan → 1980’de tarikat devleti” gibi doğrusal bir zincir kurmak indirgemecidir. Türkçe ezan, 1. Dünya savaşının sonrasında dağılan imparatorlukların ulus devlete evrildiği bir zaman diliminde Türkiye’nin ulus devlet kimliğini artırmak için o günün politik koşulları gereği -yukarıda ifade ettiğim gibi- pragmatist bir deneyimdi fakat tutmadı. Aksine bu adımın toplumsal birliğe daha da zarar verdiği görüldü.

Sol hareketlerin “ulus-devlet karşıtlığı” üzerinden PKK terörüne ideolojik zemin hazırladığı iddiası, solun çok farklı damarlarını tek potada eritiyor. Oysa 1968 kuşağının evrensel insan hakları söylemi ile etnik ayrılıkçı hareketlerin şiddet stratejileri arasında doğrudan bir özdeşlik kurmak, sosyolojik çeşitliliği görmezden gelmektir.

Yazı, “ulus-devletin üniter yapısını korumak” ile “eşit vatandaşlık” arasında bir gerilim kuruyor. Ancak eşit vatandaşlık zaten üniter yapının sosyolojik meşruiyetini güçlendiren bir ilkedir. Burada metin kendi içinde çelişiyor: Hem eşit vatandaşlıktan söz ediyor hem de farklı kimliklerin taleplerini “tuzağa düşmek” olarak niteliyor.

Din, Dil  ve Laiklik İlişkisi: Laiklik, toplumsal düzende dinin kamusal görünürlüğünü tamamen ortadan kaldırmaz; düzenler. Türkiye’de ezanın Türkçe veya Arapça okunması, sadece laiklik değil aynı zamanda kültürel kimlik ve dini aidiyet meselesidir. Sosyolojik olarak bu, devletin toplumla kurduğu sembolik iletişimin bir parçasıdır. Sayın Yellice’nin yaklaşımı “Neden Demoktrat Parti 1950’de ezici bir çoğunlukla iktidar oldu?” sorusunu görmezden geliyor.

 Kanaatim odur ki bugün esas üzerinde durmamamız gereken husus Türkçenin hızlıca değişime uğraması. Türkçe(leşmiş) kelimeler varken yerine zorlama kelimelerin ikame edilmesi. Örneğin berber zaten yabancı bir dilden gelmiş,  dilimize yerleşmiş ve bu kelimeyi kabul etmişiz. Fakat mahalle berberimiz bile dükkanının tabelasını Best Hair Saloon diye değiştirdi. Yine Burdur’da bir mahallede yeni açılan bir kadın kuaförünün adı “Quens Beauty Saloon” olarak belirlenmiş.  Toplumda kalite algısı oluşturmak adına dükkan, iş yeri, marka  isimlerinin kontrolsüzce (The Meidan gibi Türkçeleşmiş kelimelerin bozularak) İngilizceleştirilmesi dil tartışmalarının Arapça laiklik ekseninin çok daha ötesinde odluğunu ve olması gerektiğini gösteriyor.

Tarikatlar ve Cemaatler: Tarikatların güçlenmesi sadece laiklikten verilen tavizlerle açıklanamaz. Toplumun kafasını laiklik adına ezerek sert tedbirlerle tarikatlaşmanın kısmen önüne geçebilirsiniz. Modernleşme sürecinde kentleşme, göç, sosyal güvenlik eksiklikleri ve bireylerin aidiyet arayışı da cemaatleşmeyi besleyen faktörlerdir. Yazı bu yapısal nedenleri göz ardı ederek meseleyi sadece “siyasi taviz”e indirgemektedir. Kaldı ki tarikat denilince muhtemeldir ki hocamın aklına sadece dinî motviasyonlu oluşumlar gelmekte. Oysa seküler tarikatlar Türkiye’de oldukça etkindir. Toplumsal ihtiyaçlara binaen oluşmuş sosyal yapılardır.  Sosyolog Şerif Mardin’in dediği gibi tarihimizi toplumuzu tarikatlardan bağımsız okuyamayız.

Türkiye’de tarikatlar ve cemaatlerin toplumsal açıdan ne anlam ifade ettiğini toplumsal faydalarını, olumsuz yanlarını kar zarar dengesini, pekâlâ anlatabilirim ama yazı uzar.

Bir başka husus Muharrem Yellice’nin iddiasını ispatlamak için konuya mevlitten başlaması Türk Müslümanlığının temel kültürel unsurlarından olan bir geleneğin (ki peygamber sevgisini ifade etmek için Süleyman Çelebi tarafından yazılmış bir şiirdir bu ve yazıldığı döneme göre Türkçe yapısı kuvvvetli bir şiirdir) radyoda okutulmasını sakıncalı bulması ve bunu PKK terör örgütüne bağlaması zihinsel bir kopukluğun ürünüdür, zorlama bir yorumdur. PKK’nın ortaya çıkışında her ne kadar dış faktörler (İstihbarat örgütleri vb.) olsa da Türkiye’nin kendi iç yanlışları dış faktörlerin önünü açmıştır.

Mevlite ve ezana yönelik bakış açısı o günün toplumsal taleplerini görmezden gelmektir. Salt Arapça üzerinden bir laiklik eleştirisi yapmak dilin dinamikliğini görmezden gelmektir. Prof Dr. Cemal Kurnaz’ın ifade ettiği gibi Türkçe, Arapça ve Farsça gibi iki kuvvetli dile binlerce yıl komşuluk ettiği halde ayakta kalmış, onlardan kelime aldığı kadar onlara kelime de vermiştir.

Sayın hocam hadi dilin dinamikliğini  görmedin kültürel anlamda bir Mevlit davetinde yediğin keşkeki de mi görmedin. Vefat eden annenin babanın arkasından okuttuğun mevlit adetini de mi görmeyelim. Dilin dinamikliğine dönersek bu  yazıyı yazan kişinin adı da Arapçadır. Dahası Hicri takvimin ilk ayından ismini almaktadır. Ee, bunu ne yapacağız!

Sol Hareketler: Solun bir kısmı ulus-devlet eleştirisi yaparken, diğer kısmı sosyal adalet ve eşitlik üzerinden Cumhuriyet değerlerini savunmuştur. Türkiye’deki sol yekpare bir bütün değildir. Türkiye’deki sol hareket ile Batı’daki sol hareketler birbirinden farklıdır.  Hatta bizim burada solun savunduğunu Batı’da sağcılar savunmaktadır. Bu farklılıkları dikkate almadan yazının tüm solu “ayrılıkçılığın katalizörü” olarak sunması, ideolojik bir genellemedir.

Etnik Kimlik ve Vatandaşlık: Modern ulus-devletler, farklı etnik kimlikleri bastırarak değil, onları eşit vatandaşlık içinde tanıyarak meşruiyet kazanır. Sosyolojik olarak kimlik taleplerini “emperyalizmin oyunu” olarak görmek, toplumsal gerçekliği reddetmek anlamına gelir. Bu yaklaşım, sorunların çözümünü zorlaştırır.

Emperyalizm Tezi: Yazı, hem tarikatların hem de etnik hareketlerin emperyalizmin ürünü olduğunu iddia ediyor. Bu, dışsal faktörleri abartarak içsel toplumsal dinamikleri görmezden geliyor. Oysa sosyolojik analiz, iç ve dış etkenlerin etkileşimini birlikte ele almalıdır.

ÖZETLE

Sn. Hocam bir önceki yazısında “Toplumcu gerçekçi edebiyatın en büyük çıkmazlarından biri de hayatı tek cepheden okuma alışkanlığıdır. İnsanı sınıf, düzen, sömürü, emek ve çatışma gibi başlıklar içine sıkıştıran bir bakış, hayatın bütününü kuşatamaz. Oysa insan yalnızca ekonomik bir varlık değildir. O; âşık olan, yalnız kalan, korkan, ölen, dua eden, şüphe eden, pişmanlık duyan, güzellik arayan, acı çeken, bazen alçalan, bazen yücelen çok katmanlı bir varlıktır. Sanat bu çok katmanlı yapıyı kavradığı ölçüde büyür. Bir ideolojik çerçeveye hapsedildiğinde ise küçülür.” Toplumcu gerçekçi edebiyat yazısında da itiraz ettiğim hususlar bir kenara yazının bu kısmı elhak doğrudur.  İnsani meseleleri tek kutuplu bakış açısıyla okumak yanıltır. (Sn. Hocam da binlerce yıllık tarihi olan toplumsal yapıları, oluşumları laiklik eksenine sıkıştırdığından çıkmaza girmektedir. Biz Türkler olarak tarih sahnesinde var olduysak bir ayağımızı İslam kültürüne basan toplumsal yapıdan alarak bugünlere gelmişiz.  İslam dinine ister inanın ister inanmayın bu toplumun taşıyıcı kolonlarından birini görmezden gelmek geriye kalan ayakların üzerindeki  baskıyı artıracağı için diğer toplumsal dinamiklere de haksızlık olur.

 

Bu yazı toplam 133 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim