Bugün 08 Nisan 2026 Çarşamba
  • Antalya12 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6495.18
    %2.16
  • Dolar
    44.3489
    %0
  • Euro
    51.3612
    %-0.34

TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

MAHALLELİ NİÇİN MUHALEFETE OY VERSİN?

08 Nisan 2026 Çarşamba 00:02

CHP’ye ilişkin son yazım bazı partili dostlardan tepki aldı. Bir kısmı ise tasvip edercesine bir suskunluk içindeydi. Yazının ana fikri, RP’nin 1994 seçimlerinde seküler seçmenin verdiği krediyi iyi kullanmış olmasıydı. CHP’nin neden benzer bir krediyi 2024 aday seçiminde kullanamadığı tezine dayanıyordu. Belki de yazının tamamı okunmadan verilen bu orantısız tepkiler, ülkenin girdiği çok taraflı kimlik kapanı tezini de doğrulamaktaydı.

mahalle niçin muhalefete oy
Mahalle niçin muhalefete oy versin?

Geçenlerde sosyal medyada TBMM’deki parlamenterlerin mesleklerine dair bir araştırma yayınlandı. Milletvekillerimizin çoğunluğunu iş insanları, ardından hukukçular oluşturuyor. Siyasete, mecliste sağ ya da merkez sol eğilimli bir parti vesilesiyle parlamenter olarak var olmanın önemli şartlarından birinin güçlü bir ekonomik arka plana sahip olmak olduğu, 90’lı yıllardan bu yana bilinen bir gerçek.

Bu durumun legal zeminde bağış şeklinde yürüdüğü söylenmekle birlikte, illegal düzlemde de ilgili adreslere elden yüksek miktarlarda ödemeler yapıldığına dair 90’lı yıllardan bu yana çok sayıda menkıbe anlatılagelmiştir. Gerekçe, partilerin seçim kampanyalarını finanse edebilme zorunluluğu olsa da, işin içine hatırlı kişilerin duygusal ve kişisel ilişkilerinin de karıştığı sıkça rivayet edilmektedir.

İşin trajik tarafı ise sadece iddianamelere giren ya da giremeyen bu süreçlerin, partilerin yerel adaylarının belirlenmesinde de etkili olduğu iddialarıdır. Bu durum, yerel siyasette seçilenlerin liyakati ve güvenilirliği açısından çok daha ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Mahalle niçin
Tarık Çelenk yazdı: Mahalle niçin muhalefete oy versin?

Siyasette partilerin finansmanı için legal bağışlar belirli ölçüde makul karşılanabilir. Bu çerçevede meclise girebilecek iş insanlarının oranı da belli bir denge içinde kabul edilebilir. Ancak süreç illegal bir borsaya dönüşüp, teklifler havada uçuşmaya ve menkıbeler kahvehane sohbetlerine inmeye başladığında işin mahiyeti değişmektedir.

Bir başka sorun ise iyi bir siyasetçi olmanın tanımında ortaya çıkmaktadır. Ülkede iyi bir siyasetçi olabilmenin yeter şartı, ilçe teşkilatlarından başlayarak il ve genel merkeze uzanan yolculukta var olabilmekten geçmektedir. Ancak bu süreç, kişiyi çoğu zaman ana mesleğinden, ideallerinden ve kariyerinden uzaklaştırmaktadır. İktidar ya da muhalefette olunmasına bakılmaksızın, bu mücadele sonucunda elde edilen makamlar, siyasetçiyi devlet ya da halkla ilgili kritik konularda çoğu zaman danışmanlarının önerilerine göre seçicilik yapmaya ve karar almaya zorlamaktadır.

Bu ve benzeri durumlar, sonuçlarıyla birlikte düşünüldüğünde, bu kurgu ile işleyen bir siyaset düzeninde gerçek anlamda devlet adamı ya da halkın çıkarları doğrultusunda, gerekirse parti aleyhine uzun vadeli kararlar alabilecek insan bulmayı neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Halk da bu noktada şu soruyu sormaktadır: Yöntem, tarz, kamu kaynaklarının kullanımı ve liyakat anlayışı değişmeyecekse; sistem sadece bir devre-mülk düzeni gibi işleyecekse; ortaya çıkacak sonuç yalnızca bağlı çıkar gruplarının yer değiştirmesi ve belki de mazlum mahpusların geçici bir rahatlaması olacaksa, hatta durum bugünden daha kötüye gidecekse, ben neden muhalefete oy vereyim? Bu meseleyle bağlantılı bir diğer konu ise ülkede siyasetin omurgasını oluşturan kutuplaşmanın yalnızca ideolojik ya da kimliksel değil, aynı zamanda sınıfsal bir nitelik taşıyıp taşımadığıdır.

Geçenlerde şehir dışında bir orman köyünde, eve tehlike oluşturan iki çürümüş ağacı budatıyordum. Köyde hem camide hem de aile ilişkileri üzerinden oldukça samimi dostluklar kurmuştum. Ağaç budama işi oldukça gürültülüydü ve yaklaşık beş saat sürdü. Bu sırada, daha önce hiç temas etmediğimiz, taş duvar yapımı sırasında sürekli gürültü çıkaran ve köyle de pek ilişki kurmayan, muhtemelen beyaz yakalı bir elit olan komşum geldi. Konuşmaya da sert, neredeyse azarlar gibi bir giriş yaptı ve haklı olarak bizi protesto etti. Ben durumu nezaketle dengelemeye çalışırken, köyden komşularım ona oldukça sert tepki gösterdiler. Söyledikleri şuydu: “Biz bunların kahrını çektik, bir merhaba bile demediler, kibirliler.”

Bu olayı zihnimdeki kutuplaşma, kimlik, sivil din ve çözülemeyen seçmen profili çerçevesine oturttuğumda, meselenin hâlâ birinci ve ikinci sınıf vatandaşlık hissi, yani değerli hissettirilmeme ve derin bir sınıf gerilimi meselesi olduğunu fark ettim.

Tüm bu örneklerden hareketle tekrar şu sonuca varabiliriz: Metodoloji değişmeden, insana değerli olduğu hissi verilmeden ve güven duygusu inşa edilmeden, mahalleli ana blok neden muhalefetin lokomotiflerine oy versin?

 

Medyascope'tan alıntılanmıştır.

Bu yazı toplam 105 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim