- IMKB
% - Altın
6920.17
%-0.65 - Dolar
44.8584
%-0.06 - Euro
52.8673
%0.06
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 19:43 - KAHRAMANMARAŞ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNE TURAN AKPINAR ATANDI
- 19:38 - OKUL SALDIRGANI FAİLİN ÖLMEDİĞİ İDDİALARINA YALANLAMA
- 19:18 - KAHRAMANMARAŞ’TA OKUL SALDIRISINDA YARALANAN 5 ÖĞRENCİNİN TEDAVİSİ SÜRÜYOR
- 18:30 - AKDENİZ'DEKİ İSTİLACI TÜRLER, BESİN ZİNCİRİNDE ÇIKMAZ YOL OLUŞTURUYOR
- 18:18 - FİZİKSEL ENGELLİ BİREYLER ASPENDOS ANTİK TİYATROSU’NU VR GÖZLÜKLERİ İLE SANAL ORTAMDA GEZDİ
- 17:38 - ANTALYA’DA 2 KİŞİNİN ÖLÜMÜNE NEDEN YANGINDA PERDELERİN TUTUŞTURULDUĞU İDDİASI
- 17:23 - OKULDA PANİĞE NEDEN OLAN 7 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI
- 17:14 - CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ'NİN CAR-T HAMLESİ ANLATILDI
- 17:13 - ANTALYA’DA PİYASA DEĞERİ 15 MİLYON LİRA OLAN KAÇAK GÖZLÜK VE SAATLER ELE GEÇİRİLDİ
- 17:08 - KAŞ’TA 7 RUHSATSIZ AV TÜFEĞİ ELE GEÇİRİLDİ
- 16:48 - ANTALYA’DAKİ TELEFERİK KAZASI DAVASINDA KARAR AÇIKLANDI: 8 SANIĞA HAPİS CEZASI
- 16:48 - KÖTÜ KOKUDAN ŞÜPHELENEREK BAKTIKLARI REKLAM PANOSUNDAN TANINMAYACAK HALDE CESET ÇIKTI
- 16:43 - MANAVGATLI MİNİKLER CAN DOSTLARI İÇİN SAHADA
- 16:38 - 10 ÜLKEDEN ÇOCUKLAR SEVGİ KORTEJİ'NDE BULUŞTU
- 16:15 - BAKAN FİDAN: "İSRAİL YAYILMACILIĞI, BİR GÜVENLİK SORUNU"
HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR


MİLLİ EĞİTİM, OKUL VE TERÖR
14 Nisan’da Şanlıurfa Siverek, ertesi gün 15 Nisan’da ise Kahramanmaraş…
Ard arda iki gün, iki şehir, iki okul ve aynı soru ile yüzleşen bir toplum:
Nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Biz nerede hata yapıyoruz?
Her meseleyi oturup konuşan, çözen üreten bir toplumdan nasıl oldu da bir vesile pervasızca ve hoyratça şiddete başvuran ve silaha sarılan bir toplum haline dönüştük?
Siverek’te bir okulun eski öğrencisi, eline aldığı pompalı tüfekle okula giriyor; aralarında öğrencilerin de bulunduğu çok sayıda kişiyi yaralıyor ve ardından intihar ediyor.
Henüz bu olayın şoku atlatılamamışken, ertesi gün Kahramanmaraş’ta benzer bir saldırı yaşanıyor ve bu kez ölümlerle sonuçlanıyor.
Bu iki olayda dikkat çeken en önemli husus saldırganların hedef seçimi, okulla doğrudan bağlarının olması. Hedeflerini rastgele değil, bilinçli biçimde seçmeleri. Keşif yapma ihtiyacı duymadıkları, içinde eğitim aldıkları ve birebir tanıdıkları mekânlara yönelmeleri, meselenin sadece anlık bir öfke patlamasıyla açıklanamayacağını ortaya koyuyor.
Nitekim bu saldırılar, okulun artık yalnızca eğitim verilen bir mekân olmadığını; aynı zamanda biriken travmaların, bastırılmış duyguların ve zihinde büyütülen hesaplaşmaların zamanla görünür hâle geldiği bir alan hâline gelebildiğini gösteriyor.
Bu iki hadise, basit bir “asayiş olayı” ya da sıradan bir “adli vaka” olarak değerlendirilemez. Aksine, bunlar; bir toplumun gençliğinde biriken öfkenin, idealsizliğin, yönsüzlüğün ve iç dünyalarında oluşan milli-manevi boşluğun dışa vurumudur.
Bugün gençlerimiz, birbirini besleyen kriz alanlarının kesişim noktasında belki de en belirgin biçimde gelecek kaygısıyla karşı karşıyadır. Eğitim hayatındaki başarısızlıklar, sosyal dışlanma, akran zorbalığı, aile içi otorite boşluğu ve iletişim kopuklukları; sağlıklı diyalog kurulamayan çevresel ilişkiler ve anlaşılamama duygusu, bazı gençlerde görünmez fakat derinleşerek kronikleşen kırılmalara yol açabiliyor.
Bu tabloya ek olarak, çoğu zaman yeterince dikkate almadığımız bir başka belirleyici unsur dijitalleşmenin genç zihinler üzerindeki kontrolsüz ve sınırsız etkisinin doğrudan bir şekillendirici hâline gelmiş olmasıdır. Bireyler sadece fiziki çevrelerinin değil, aynı zamanda algoritmaların yönlendirdiği, denetimi zor ve çoğu zaman anonim bir alanda kimlik inşa ediyor.
Bilgisayar, akıllı telefon veya tablet gibi teknolojik cihazlar aracılığıyla erişilen, gerçek dünyadaki fiziksel sınırlardan bağımsız olarak oluşturulmuş bu dijital alan bir yandan bilgiye erişimi kolaylaştırırken, diğer yandan şiddeti sıradanlaştıran içeriklerin, nefret söylemlerinin ve dışlayıcı dilin hızla yayılmasına zemin hazırlıyor. Özellikle sosyal medya üzerinden inşa edilen “ideal hayat” kurgusu; sahte başarı ve mutluluk algısı, sürekli karşılaştırılma hissi ve değersizlik duygusunu besleyen içeriklerle gençlerin ruh dünyası aşındırılıyor. Algoritmaların yönlendirdiği içerik akışı kişiyi edilgen bir tüketiciye dönüştürürken; gerçeklik algısını zayıflatıyor, dikkat süresini kısaltıyor ve derinlikli düşünme becerisini köreltiyor. Binlerce oyuncunun aynı anda aynı sanal dünyada etkileşim kurduğu bu ortamlarda geçirilen uzun süreler ise gerçek hayattan kopuşu hızlandırırken aidiyet duygusunu zayıflatıyor ve yalnızlığı derinleştiriyor.
Öte yandan ekonomik belirsizlikler, yaşanan işsizlik korkusu ve liyakat ilkesine duyulan güvensizlik de bu psikolojik zemini daha kırılgan hâle getiriyor. Sosyal adalet algısındaki zedelenme, gençlerde “ne yaparsam yapayım bu torpil döngüsü değişmez” düşüncesini güçlendirirken; çaba ile sonuç arasındaki bağın koptuğu yönünde derin bir kanaat oluşturuyor. Bu durum, bireysel iradeyi zayıflatırken, emek, sabır ve istikrar gibi değerleri işlevsizleştiriyor. Neticede gençler ya yoğun bir öfke üretiyor ya da tümüyle geri çekilerek edilgen bir kabullenişe sürükleniyor.
Kültürel düzlemde ise geleneksel değerlerin çözülmesi, sahici rol modellerin azalması ve haz odaklı yaşam anlayışının yaygınlaşması idealizmi gölgeliyor. Yolsuzluğun artması, rüşvetin yaygınlaşması ve adalet duygusunun zedelenmesi; aidiyet hissini zayıflatmakla kalmıyor, gençlerin kimlik inşasını daha da zorlaştırıyor.
Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde; gençlerde içe kapanma, yalnızlaşma, umutsuzluk, öfke patlamaları ya da tam tersine hayata karşı kayıtsızlık ve boş vermişlik şeklinde tezahür eden bir ruh hâli ortaya çıkıyor. Bu kırılmalar çoğu zaman sessiz ve görünmez bir biçimde ilerlese de, belirli eşiklerin aşılması hâlinde bazen son derece can sıkıcı, bazen son derece can yakıcı ve kimi zaman da yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor.
Ancak burada kritik bir parantez içi soruyu ayrıca sormamız gerekiyor: Aynı şartlara maruz kalan binlerce genç varken, neden sadece bazıları şiddete başvurmakta ve özellikle eğitim aldıkları okulları hedef almaktadır?
Bu sorunun cevabı, meselenin yalnızca psikolojik kırılganlıklar, çevresel etkiler, ekonomik yetersizlikler, rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırma ya da sosyal adaletsizliklerin kesiştiği geniş bir kriz alanına verilen tepkilerle açıklanamaz. Mesele, aynı zamanda ferdi boyutlarıyla; yaşanan sağlık sorunları, kullanılan ağır ilaçlar ve onların yan etkileri, alınan destekler, aile içi sorunlar, yaşanan sosyal çevre ve asosyal kişilik biçimi gibi etkenler de dikkate alınmalıdır.
Nitekim bu tür saldırgan profillerinde yoğun öfke, değersizlik hissi, yalnızlık, dışlanmışlık, kabul görmeme ve kontrol edilemeyen iç gerilim gibi ortak özellikler sıklıkla dikkat çekse de; ancak buradan hareketle, her öfkeli gencin potansiyel bir suçlu ya da her içine kapanık bireyin bir tehdit olduğu yönünde genellemeler yapmanın son derece yanıltıcı ve hatalı olacağını da unutmamak gerekir.
İnternetin hızından, yapay zekâdan ve kablosuz iletişim teknolojilerinin ulaştığı en son küresel standart olan 5G’nin hayatımıza katacağı yeniliklerden söz ederken; dünyanın herhangi bir noktasında yaşanan okul saldırılarında faillerin kimliklerinin, planlama süreçlerinin ve kullandıkları araçların detaylarıyla yayımlandığı; haber bültenleri, tartışma programları, belgeseller, ekonomi, piyasa ve finans dünyasındaki gelişmeler, bilgi, yetenek veya şansa dayalı ödüllü yarışların düzenlendiği yarışma programları, ünlü konukların ağırlandığı, güncel magazin haberlerinin sunulduğu magazin ve sohbetleri (Talk Show), genellikle kadın izleyiciye yönelik, yemek, sağlık ve yaşam konularını içeren sabah programları, reality Show, televizyon dizileri, filmler ve Tv filmleri, animasyon ve çizgi filmler, spor programları, eğitim-kültür programları, dini programlar, tarım ve doğa ile orduların gücüyle birlikte siber saldırıları, ekonomik baskıları ve bilgi dezenformasyonunu aynı anda kullanan “Hibrit Savaşların” televizyon kanallarında anlık olarak izlenebildiği ileri teknoloji çağında yaşıyoruz.
Daha da önemlisi; internet, sosyal medya ve anlık mesajlaşma uygulamaları artık yalnızca bilgiye erişim kanalları değil, aynı zamanda siber zorbalık, linç kültürü ve sistematik dışlanma pratiklerinin üretildiği bir baskı zemini hâline gelmiştir. Nitekim Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların da gösterdiği üzere, bu dijital iklim, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde güçlü bir taklit ve uyum baskısı oluşturmakta; maruz kalınan psikolojik yükü katlayarak derinleştirmekte ve çoğu zaman kişilerin bunu ifade edebileceği güvenli alanları da ortadan kaldırmaktadır. Nitekim birçok gencin bu görünmez baskıyla tek başına mücadele ettiği gerçeği, çoğu zaman ancak geri dönüşü olmayan trajik hadiselerin ardından fark edilmektedir.
Yaşanan her şiddet olayının ardından gündeme gelen kamera kayıtları, özel güvenlik önlemleri, baz istasyon verileri ve denetim mekanizmaları; sorunun tespiti ve önlenmesi açısından elbette gerekli ve vazgeçilmezdir. Ancak mesele yalnızca fiziksel güvenliği artırmakla çözülmüyor, asıl mesele; o kapıdan içeri giren gençlerin duygularını anlayabilmek, zihin dünyalarında neler olup bittiğini çözebilmek ve onları anlamlı bir değerler sistemi yani millî ve manevî bir zemin ile buluşturabilmekle mümkün oluyor.
Okullarda, hatta okul öncesi dönemde rehberlik sisteminin güçlendirilmesi; öğretmenlerin yalnızca akademik değil, aynı zamanda psikososyal gözlem yapabilecek şekilde desteklenmesi ve çocukların meslek seçiminde aile–okul–öğretmen iş birliğinin kuvvetlendirilmesi artık bir tercih değil, açık bir zorunluluk olmalıdır.
Yukarıdan aşağıya yürütülen tüm bu tartışmaların merkezinde ise şu temel soruları sormamız gerekiyor:
Çocuklarımızı yalnızca sınavlara mı, yoksa hayata mı hazırlıyoruz?
Onları kendi sevdikleri mesleklere mi yönlendirmeliyiz, yoksa bizim uygun gördüğümüz mesleklere mi?
Ve nihayetinde; nasıl bir nesil yetiştirmek istiyoruz?
Vatanını, devletini ve milletini daha refah ve müreffeh bir geleceğe taşıyacak aydın bir nesil mi; yoksa bu dünyanın imkânlarından faydalanan, ancak bunların nasıl üretildiğini, hangi emek ve bilgi birikimiyle ortaya çıktığını idrak edemeyen; düşmanın, gıdadan ilaca, giyimden barınmaya, savunma sanayisinden ulaşım ve iletişim teknolojilerine varıncaya kadar her alanda yüksek teknoloji geliştirdiğini kavrayamayan, evine günah diye televizyon sokmayan ebeveynlerin yetiştirdiği, tüm bu süreçleri idrak edemeyen bir nesil mi?
Urfa ve Maraş’ta yaşanan olayları sekülerlik ve dindarlık ekseninde karşı mahallelere yıkmaya ve sorunun yalnızca “dindar nesiller yetiştirerek” çözülebileceğini savunan kesin inançlılara da bir kaç sorum olacak.
İnsanın en büyük düşmanı nefs ve şeytandır. Nefs ve şeytan, “günah işleyen” değil, “günaha çağıran” unsurlardır. Bu nedenle sorumluluk da irade sahibi olan insana aittir. Şeytan vesvese verir, nefs insanı kolay olana, anlık tatmine ve çoğu zaman da dinin sınırlarıyla çatışan tercihlere sevk eder, karşı koyması zor arzular üretir; fakat nihai tercihi yapan akıl ve kalp dengesine sahip olan insandır.
İnsanın zaman zaman hata yapması, günaha girmesi, haram yemesi ve hatta bir anlık öfke ile bir canlıyı öldürmesi onun inançsız ya da seküler olduğu anlamına gelir mi?
Madem siz bu kadar ileri bir zekâya, kuvvetli bir akla, keskin bir muhakeme gücüne ve yüksek bir iman iddiasına sahipsiniz, bazı cemaatlerde ya da farklı yapılarda yaşanan (?) şiddet vakaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sizce bu insanlar “nefsin ürettiği ve şeytanın tahrik ettiği” günah işleme hakkını mı kullanıyor?
Bu tür hadiseleri yalnızca bireysel zaaflarla mı açıklarsınız, yoksa denetimsiz güç ilişkilerinin, sorgulanamaz hâle gelen otoritenin ve kapalı yapıların ürettiği yapısal sorunların bir sonucu olarak mı değerlendirirsiniz?
Bu soruları yalnızca belirli bir inanç çevresinde yetişmiş dindar fertlere değil; içinde bulundukları kültürel şartları da dikkate alarak, benzer ve karşıt nitelikteki soruları seküler dünya görüşünü benimsemiş bireylere ve toplumun diğer tüm kesimlerine de yöneltiyorum.
Demem o ki; girilen günahları, yenilen haramları, torpili, rüşveti, yolsuzluğu, ahlaksızlığı ve işlenen cinayetleri “sekülerleşme” ya da “dinden uzaklaşma” olarak etiketleyen bir yaklaşım “ahlâk psikolojisini” yeterince kavrayamamaktan gelir.
Yapılan her bir hatayı doğrudan din ve inançla ilişkilendirerek kişileri “seküler” olmakla itham etmek; hem ölçüsüz bir genelleme hem de dinin öngördüğü hikmet ve basiret anlayışıyla bağdaşmayan bir yaklaşım değil midir?
Dindar olmakla ahlaklı olmak aynı şey değildir. Dindarlık ile ahlak arasındaki ayrımı kavrayamayan bir anlayışla, bu sorunların üstesinden gelmek mümkün değildir.
Evet, din kadar ahlak da gereklidir. Hatta ahlak dinden önce gelir. Peygamber efendimizin “Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim” hadisi ahlakın dinden bağımsız bir geçmişi olduğunu ve dinin var olan bu temeli mükemmelleştirdiğini vurgular.
Ezcümle; Urfa ve Maraş’ta okullarda meydana gelen silahlı saldırılar, yalnızca “eğitim sistemi sorunu” olarak değerlendirilmemelidir. Bu olaylar; güvenlik zafiyetleri, aile yapısı ve sosyal çevre, bireysel ve psikolojik etkenler, dijital kültürün şiddeti normalleştiren etkisi, toplumsal-kültürel zemin ve eğitim sisteminin rolü gibi çok boyutlu unsurların kesişiminde ortaya çıkmaktadır.
Dolayısıyla mesele; yalnızca Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğuna indirgenemeyecek, İçişleri, aile politikaları, yerel yönetimler, medya, dijital platformlar ve sivil toplumun da dâhil olduğu çok katmanlı bir toplumsal güvenlik problemidir. Sorumluluğun tek bir kuruma yüklenmesi, hem analitik bütünlüğü zedeler hem de çözüm arayışlarını kaçınılmaz olarak eksik ve sonuçsuz bırakır.
Evet, Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar sıradan birer “asayiş olayı” ya da “adli vaka” değildir, doğru okunması gereken birer işarettir. Eğer bu işaretleri zamanında ve doğru şekilde değerlendiremezsek, yarın benzer haberleri şehrin farklı mekânlarında, başka şehir isimleriyle, farklı vakalarla okumaya devam ederiz.
Ve o zaman şu sorunun ağırlığı daha da artar:
Biz gerçekten nerede hata yapıyoruz?
MİLLİ EĞİTİM, OKUL VE TERÖRHASAN YAKUP CANGÜVEN
YASİN URLU GERÇEĞİSÜLEYMAN EKİN
BİR NESLİ KİM CANAVARLAŞTIRDI?MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
TAZE VE BAYAT MESELESİ!..VEDAT GÜRHAN
KADININ SİYASETTEKİ YERİ: TEMSİL Mİ, DÖNÜŞÜM MÜ?GÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
KUSURDAKİ GÜZELLİK: KİNTSUGİGAZANFER ERYÜKSEL
KUTSAL KALENİN ÇÖKÜŞÜ: AİLE, OKUL VE SİLAHGÖZDE SARI
BİR ÇINARIN GÖLGESİŞAFAK ÇELİK
TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ KARARLARININ İCRASIAV CÜNEYT KARASU
TÜRK AİLE MAFYA YAPISINA HOŞ GELDİNİZBİHTER GÖRDÜ
NİÇİN KÖYLÜLÜK?TARIK ÇELENK
GELECEĞİN PUSULASIAHMET İLBARS
TAKSİ SORUNUNUN TÜKETİCİYE ETKİSİ VE BEKLENTİLERAV İBRAHİM GÜLLÜ
YÖRÜK- TÜRKMEN ADLARI ÜZERİNDEN YENİ KİMLİK KURGULARIMUHARREM YELLİCE
BENİ LEYLEKLER GETİRMİŞ OLAMAZ ANNE!GÜRSEL KAYA
MUSLUKTAN AKAN SU NE KADAR GÜVENLİ?CEM ARÜV
SAMUEL BALLET HEMEN SATILMALIDIRKAHRAMAN KÖKTÜRK
YENİDEN YENİDEN DOĞMAK VE MOLA HAKKINI GERİ ALMAKBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
İDİL VE URALLARDA TÜRK RUHUNURİ SEZEN
ZAMANIN ÇARKINDA YENİ BİR DÜNYA VE TÜRKİYEIŞIK YARGIN
MUHAFAZAKARLIK; ‘YERLİ ve MİLLİLİK’ ÜZERİNDEN BATI KARŞITLIĞIALİ İHSAN DİLMEN
GÖNÜLLÜ UYUMARAZİYE GÖK AKTAŞ
110 MİLYAR DOLAR BİR HEDEF DEĞİL, BİR ZİHİN DEVRİMİDİRHÜSEYİN BARANER
KAZANANI OLMAYAN, KAYBEDENİ ÇOK OLAN SAVAŞNİZAMETTİN ŞEN
10 ÜLKEDEN ÇOCUKLAR SEVGİ KORTEJİ'NDE BULUŞTU
ÇANDIR'DAN BELEDİYE BAŞKANLARINA YÖREX DAVETİ
MELİKE ÇAKIR, TÜRKİYE KUPASI ETABINDA BİRİNCİ
BAİB'DE YENİ YÖNETİM GÖREVE BAŞLADI
AKRA GRAN FONDO ANTALYA START ALDI
İSMAİL BAHA SÜRELSAN ANISINA ÖDÜL TÖRENİ
NAFAKA NEDENİYLE ENGELLİ MAAŞI BAĞLANMADI
HEM TEDAVİ GÖRÜYORLAR, HEM PARA KAZANIYORLAR
Erbaş, Hacı Bayram Veli Camii’nde teravih namazı kıldırdı
Otomobilin yan yattığı kaza anı kameraya yansıdı
Samsun'da trafik kazası: 3 yaralı
ABD'de düzenlenen yarışmada dünya 2.'si oldu
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8

- BAKAN FİDAN: "İSRAİL YAYILMACILIĞI, BİR GÜVENLİK SORUNU"
- 10 ÜLKEDEN ÇOCUKLAR SEVGİ KORTEJİ'NDE BULUŞTU
- 17 BIÇAK DARBESİ ALDI, ÖLÜ NUMARASIYLA KURTULDU, KOCASININ EN AĞIR CEZAYI ALMASINI İSTEDİ
- MERSİN’DE AÇIKTA ÇİLEK HASADI BAŞLADI: İÇ PAZARDA KİLOGRAMI 65 İLE 75 TL ARASINDA
- ENERJİSA ENERJİ, KURUMSAL ENERJİ BULUŞMALARI ETKİNLİK SERİSİNİN 7’NCİSİNDE ANTALYA’DA İŞ DÜNYASIYLA BULUŞTU
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim
