Bugün 09 Şubat 2026 Pazartesi
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6999.75
    %0.83
  • Dolar
    43.5541
    %-0.08
  • Euro
    51.4951
    %-0.07

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

MİLLİ MÜCADELEDE DİN ADAMLARI

09 Şubat 2026 Pazartesi 01:01

 

5 Şubat Perşembe günü Antalya Fikir Derneğinde (FİKİRDER) çok önemli bir konu tartışıldı; Milli Mücadelede Din Adamları. Programa geçmeden önce, izninizle, bu konuyu anlatmak için şehrimize gelen Prof. Dr. Ali Sarıkoyunlu Hocayı sizlere kısaca tanıtmalıyım. 1953 yılında Denizli’de doğmuş. Sonra ortaöğrenim için Burdur’a gelmiş, Hacettepe Üniversitesinde okumuş ve devamında akademik kariyer anlamında yolculuğuna devam etmiş. Yazarın çeşitli konularda yayımlanmış eserleri var, merak eden internetten açıp bakabilir. Ancak şunu söylemeliyim; Prof. Ali Sarıkoyunlu, program boyunca yaptığı konuşma ve devamında yaptığımız kısa söyleşiden anladığım kadarıyla, hakiki bir Mustafa Kemal Atatürk sevdalisı ve tam bir Cumhuriyet çocuğu.  

Kurtuluş savaşımızı tek taraflı ve bazı önyargılar ışığında değerlendiren kimi okurlarımızın, “nasıl yani, milli mücadele ile din adamları nasıl yan yana gelebilir, onlar kurtuluş savaşı boyunca isyan etmediler mi?” Evet, elbette Kurtuluş Savaşı günlerinde meydana gelen isyanlarda din adamları önderlik ettiler, yer aldılar, bu doğru. Peki ama isyanlara katılmayanları, aksine, isyanları bastırmak için çaba harcayan, milli mücadeleye katkı koymak için uğraşan, risk alan din adamlarını ne yapacağız, onları da bu genellemenin içine doldurup topluca “mahkum” mu edeceğiz?

Elimizdeki kitap “şimdilik” dört cilt. Ve fakat bu dört cilt içinde bile milli mücadelenin başarıya ulaşması, M. Kemal Paşa’nın kazanması için yollara düşen yüzlerce din adamı var. Hepsini elbette buraya sığdıramam, ama birkaç örnek yazabilirim: Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Antalya müftüsü Yusuf Talat Efendi, Denizli müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi, Mardin müftüsü Hüseyin Efendi, Siirt, Kırşehir, Karahisar (Afyon), Zonguldak, Gümüşhane, Urfa, Manisa, Edirne… Liste uzayıp gidiyor. Ve bu din adamları aynı zamanda 1919 ve 1920’li yıllarda bulundukları şehirlerde milli mücadelenin asli omurgası konumundaki Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin de başkanları ve kurucusu konumundalar. O kadar öyle ki, 23 Nisan 1920’de açılan Millet Meclisinin 1. Başkanvekili bir Mevlevî olan Konya mebusu Abdülhalim Çelebi’dir.

İstanbul Üsküdar Özbekler Tekkesi ve Eyüp’teki Hatuniye Dergahı, İstanbul’dan Anadolu’ya insan, silah, cephane ve mühimmat kaçırılmasında aktif rol alıyorlar. Ayrıca, Antep ve Urfa halk direnişlerinde Cemiyet-i İslamiye (Teal-i İslam Cemiyeti değil, lütfen karıştırmayalım) Derneğinin de büyük katkıları olduğu tarihi kayıtlarda geçer.

Bu din adamlarının bazılarının da doğrudan İstanbul’a, hükümete ve bizzat padişaha hitaben yazdıkları ve içine düştükleri teslimiyetçi tavırdan çıkmaları gerektiğini içeren şahsi mektupları da var ki, büyük cesaret örneği olduğunu söylemeye herhalde gerek bile yok.

Milli Mücadelenin bitimine bağlı olarak saltanatın ve bilhassa Halifeliğin kaldırılmış olması, mücadeleye katkı veren pek çok din adamında bir küskünlük, ciddi seviyede bir hayal kırıklığı yarattığı kesindir. Zaman içerisinde bazıları yeni Cumhuriyet düzenine muhalif bir pozisyon da almışlardır. Ancak bu tavırları, onların milli mücadeleye verdikleri büyük katkıyı gölgelemez ve yok saymamızı gerektirmez.

Bitirirken bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu ülkede yüz senedir şöyle bir kanaat var; İslamcı-muhafazakar kesimlerin ciddi bir bölümü Atatürk’ün din ve millet düşmanı olduğunu, İngilizlerle anlaşarak ve hilafeti ve İslamı Anadolu’dan kaldırmak için yola çıktığını düşünüyorlar. Öte yandan, kendisini Cumhuriyetçi olarak tanımlayan seküler kesimin de kahir ekseriyeti, milli mücadelenin “dinci ve şeriatçı” din adamlarına, şeyhlere, hocalara, mollalara rağmen kazanıldığını düşünüyorlar. Çok vahim bir tablo! Bakar mısınız, toplumun iki önemli kesimi, milli mücadele gibi son derece hayati bir meselede bile asgari müşterek oluuşturamıyor, bundan daha acı bir şey olabilir mi?

Ve biliyorum ki Türkiye, bu “akıl dışı” önyargılarından bir türlü kurtulamadığı ve uzaklaşamadığı için gerçek anlamda bir “ulus” yahut “toplum” olamıyor. Ve elbette toplum kesimleri arasında yaşanan bu anormal ve yanlış kanaatler, en çok emperyalist canavarları memnun ediyor, bu acı gerçeği de not etmiş olayım. 

Bu yazı toplam 127 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim