Bugün 13 Mart 2026 Cuma
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7145.35
    %-0.66
  • Dolar
    44.1828
    %0.06
  • Euro
    50.5246
    %-0.82

YUNUS YAŞAR / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YUNUS YAŞAR / KONUK YAZAR

SANA BİR MEKTUP YAZDIM

13 Mart 2026 Cuma 21:31

Mehmed Kemal’in anısına, saygı ile...

Hatırlar mısın Mehmed Kemal abi?
Yıl 1978’di. Antalya’da işçi sınıfı ve örgütlenme mücadelesi içinde yer almış; DİSK’e bağlı T.İ.S.’in (Türkiye Toprak-Su Tarım İşçileri Sendikası) Antalya Şube Başkanlığını ve Akdeniz Bölge Temsilciliği’ni yürütüyordum.

Sendikamıza ait Lara bölgesinde, deniz kenarına sıfır 105 obadan teşekkül dinlenme tesisimiz vardı. Bir gün, tatilinizi geçirmek üzere PTT Lara tesislerinde kaldığınızı öğrenmiştim. Aramızdaki mesafe çok yakındı. Yürüyerek gelmiştim. Bir arkadaşıyla tavla oynuyordunuz. Selam verip kendimi tanıtmıştım.
“Hoş geldiniz, buyurun, oturmaz mısınız?” demiştiniz.
Bir sandalye çekip oturmuştum yanınıza.
“Ne içersiniz?” demiştiniz.
“Çay” demiştim.
Garsona seslenerek bana bir çay ikram etmiştiniz.
“Kusura bakmayın” demiştiniz, “Oyun bitmek üzere. Siz çayınızı içene kadar ‘mars’ ederim Antalyalıyı.”

Birkaç dakika sonra arkadaşından izin isteyip bir başka masaya geçmiştik. İlkin ben söze başlamıştım: “DİSK’e bağlı T.İ.S. Sendikası’nın Antalya Bölge Temsilcisi olduğumu, resim ve şiirle ilgilendiğimi” söylemiştim.

“Yayımlanmış kitabın var mı?” demiştiniz.
“Sana Bir Şiir Yazdım, Ekin Kokan Ellerin ve Acılar Ürüne Durdu adlı üç şiir kitabım var. Daha önce gazetecilik yapmıştım. Birçok da makale, röportaj.. Basılmak üzere BİL-TEK yayınlarında bekleyen “Yaşamın Tutsakları” adlı bir de dosyam.”

Bir yarım saat kadar sohbet etmiştik. Fazla zamanınızı almamak için izin isteyip kalkmıştım. Giderken; “İstanbul’a dönmeden birkaç gün de sendikamızın tesislerinde ağırlamak isterim sizi” demiştim. Basılmak üzere yayınevinde beklemekte olan dosyayı size uzatarak; “Bir bakarsanız sevinirim” demiştim.

İstanbul’a dönmeden telefonla aramıştınız beni. PTT Lara dinlenme tesislerinden alıp kendi tesisimize getirmiştim. Her gün edebiyat üzerine, şiir üzerine sohbetlerimiz oluyor yararlanmak üzere sizi ‘pür dikkat’ dinliyordum.

Konu bir ara size okumak üzere verdiğim “Yaşamın Tutsakları” adlı şiir dosyasına gelmişti.
“Dosyayı okudum” demiştiniz. “Bazı şiirleriniz üzerinde kara kalemle düzeltmeler yaptım. Fazlalıklar vardı. Bir kaçı çok kötü. İşaret koydum onlara. Yayınlamasanız daha iyi. İnsana Özgüdür Yaşamak adlı şiirinizi sevdim. Çok güzel bir dizeniz var orada; ‘Sorunları morga kaldırdılar’. Kitabın adını değiştir, bunu koy” demiştiniz.

Önerileriniz doğrultusunda tekrar gözden geçirip on iki şiiri dosyadan çıkarmıştım. Bazıları üzerinde düzeltmeler yaparak son şeklini verip “Sorunları Morga Kaldırdılar” adıyla tekrar BİL-TEK yayınlarına göndermiştim. Böylece yayımlanmıştı.

Sizin ‘çok kötü’ dediğiniz ve kitaba almadığım on iki şiiri yırtıp atmayı düşündüm bir ara; vazgeçtim sonra. Damıtmaya bıraktım. Son haliyle Petrol İş Sendikası’nın 1990 yılında düzenlediği şiir yarışmasına göndermiştim. ‘Jüri Özel Ödülü’ne değer görülmüştü.
Baba-oğul ilişkimiz, sizi sonsuzluğa uğurlayana değin sürmüştü. Her İstanbul’a yolum düştüğünde Cumhuriyet’e uğrar sohbetlerinize katılırdım.. Bir gün beni Oktay Akbal ve Refik Durbaş’la tanıştırmıştınız. Sohbet ederken odaya Deniz Som girmişti.
“Tanıştırayım; Yunus Yaşar” demiştiniz, “Sendikacı, sağlam bir devrimci. Aşkın ve devrimin uslanmaz militanı”

O günden sonra Oktay Akbal, Refik Durbaş ve Deniz Som’la da iletişimimiz hiç kopmamıştı. Çıkardığımız Kırkmerdiven ve Müdafaa-i Hukuk dergilerini kendilerine ‘protokol’ listesinden eksiksiz göndermeye çalışmışımdır.

Hiç unutmadıdığım ve de saygıyla andığım bir başka anımız ne biliyor musun? 12 Eylül’ün kırbacı altında İstanbul Selimiye’de idamla yargılanıyordum. Ayaklarım bukağılara, ellerim zincirlere bağlınmıştı. Bedenimdeki diri kalabilmiş hücreleri örgütleyip usulca doğrulmuştum yattığım betondan. Bir cıgara yakmıştım tabakadan. Dudaklarımı mazgal deliklerine doğru götürüp coğrafyalar çizmiştim. Anında Antalya’ya gelmiştim. Eşimle, çocuklarımla sevişirken, bir de bakmıştım ki, bir kurşun yığını gibi yatmaktayım taş yatağın üstünde.

“Acılar ekmeğim umut katığım
Silahın buyusa vız gelir bana
Kelepçe karakol cop dayak zindan
İçerde yatmakta az gelir bana.

Umurumda değil gülemez isem
Halk için mertçe ölemez isem
Hakkımı çakaldan alamaz isem
Yaşadığım her gün güz gelir bana.

Gözüm göre göre soydular yeter
Dinimize kadar koydular yeter
Yediden yetmişe duydular yeter
Saklasan da gayrı naz gelir bana.

Diye haykırmıştım mazgal deliklerinden gökyüzüne doğru..

Tam bu sırada gardiyan hücreme gelip ‘Ziyaretçin var” demişti. Benimle dalga geçiyor zannetmiştim. Çünkü hiç kimse birinci derecedeki en yakınlarıyla değil, avukatıyla bile görüştürülmüyordu. “Sana diyorum lan o… çocuğu!” diyerek bir tekme sallamıştı. Diri kalan hücrelerime dayanarak, usulca kalkıp doğrulmuştum. “Uzat kollarını” demişti gardiyan. Ellerime kelepçeleri geçirip merdivenlerden sendeleye sendeleye ‘görüş yerine’ getirilmiştim.

Halimi görünce yığılıp kalmıştınız tahta sandalyenin üzerine. Bense sıcak bir insan kokusunu, bir baba sıcaklığını taa iliklerime değin çekmiştim. Bana kendi kitaplarınızdan değil de; Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim ve Enver Gökçe’nin Dost Dost İlle Kavga adlı kitaplarını getirmiştiniz. İki damla gözyaşı tersine akan iki ırmak gibi süzülüp gitmişti yanaklarınızdan aşağılara..

Gitmeden önce elinizi omzuma koyup “Dirençli olmalısın” demiştiniz. “En zor koşullarda bile, yüreğindeki o umut ışığını hep yanık tut, sakın söndürme. Yoksa yaşayan bir ölüden farksız kalırsın” demiştiniz.

Dediğinizi yapmıştım. En zor koşullarda bile:
“Ölüm/ beni sana şikayet ediyorlar/ Tehdit ediyorlar beni senle/ Bilmiyorlar ki biz/ Doğuştan kan kardeşiz” demiştim.
*
Aradan yıllar yıllar geçti. Geldim bu güne.
Döktüm “günlük”leri önüme. Elli yıl sonra sana bir mektup yazdım.
Babamın adı da Kemal’di. Ben çok küçükken uzak uzak iklimlere göçmüş. Dönmemiş bir daha.
Bu yüzden seni hep babam gibi sevdim. Işıklar içinde uyu. Karanlıktan kovulan yıldızlar yoldaşın olsun.
Anılar önünde saygı ile.

Bu yazı toplam 137 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim